Her yaz tatilinde çocuklar yaz kurslarına başlıyor. Binlerce çocuk ilk defa yaz kursuna gidecek. Bu yaz kursları, camilerde, vakıflarda, derneklerde düzenleniyor. Kimileri bu programları kültür ve sosyal etkinlik ağırlıklı yapıyor, kimileri kapalı mekanla sınırlı tutuyor. Şartlarına, imkanlarına göre herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Birçok çocuk, belki de ilk defa bir camiye girecek. İlk defa okuldaki öğretmenden değil, camideki görevlilerden, derneklerdeki ağabeylerinden ablalarından bir şeyler öğrenmeye başlayacak. Bu yazımda sizlerle, yaz Kuran kursları üzerine bazı düşüncelerimi paylaşacağım.

Yaz tatilinde camiye / derneğe gelen çocuklar, Kur’an okumayı öğreniyor ve birkaç sure ezberliyor. İslam’ın ve imanın şartlarını ezberleyip, tatili bitiriyor.Okullar açılınca okula başlıyor. Bir sonraki yaz, kışın unuttuklarını tekrar ezberliyor. Üç veya dört yaz kursa devam eden öğrenci, artık camiye gitmiyor.

Bu, hepimizin şahit olduğu, her yıl yaşanan bir süreç. Bu süreçte çok ciddi bazı hatalar yapıldığı kanaatindeyim. En büyük hatalardan birisi de, ailelerin bu eğitime dahil edilmemesidir. Nasıl ki okullarda, birkaç kez veli toplantısı yapılıyorsa, yaz kurslarında da mutlaka veli toplantısı yapılmalı. Anne babalara “Çocuk ve Din” konusunda bilgi verilmeli ki, yaz kursundan sonra çocuk her şeyi unutmasın.

                Yaz kurslarında Kur’an ile tanışan bir çocuğu düşünün. Kur’an okumayı öğreniyor, ancak kurs bitince evinde hiç kimsenin Kur’an okuduğunu görmüyor. İlahi kelamı, anne babasının elinde göremeyen çocuklar, yaz kursları bitince, Kur’an’larını, bir sonraki yaz kursuna kadar, rafa kaldırıyorlar. Anne ve babasının Kur’an’larının bulunduğu rafa!

                Kurslar başlamadan önce mutlaka cami cemaati bu konuda bilgilendirilmeli. Birlikte konferans yaptığımız bir müftü arkadaşımın uygulaması çok hoşuma gitmişti. Yaz kursları başlamadan önceki hafta verdiği vaazda, cami cemaatini mutlaka uyarıyormuş. “Bu hafta camiye çocuklar gelmeye başlayacak. Çocukların camide yapacağı gürültüden rahatsız olanlar lütfen namazlarını evlerinde kılsın!” Bu uyarı bana çok anlamlı geldi. Camide yaramazlık yaptığı için, namaza gelen hacı amcalardan fırça / dayak yiyen çocuklar camiden soğumaya başlarlar.                                

                Kurslarda verilen ilk ve en önemli ders elif cüzü. Kur’an harfleriyle başlıyor her çocuk yaz kurslarına. “Sizin en hayırlınız Kur’anı öğrenen ve öğreteninizdir” hadisi gereği, her görevli, çocuklara Kur’an alfabesiyle başlayan, Kur’an öğrenme sürecini işliyor.

                Çocuklar elbette Kur’an okumayı öğrensinler. Ancak ben, asıl derdimi şu soruyla ifade etmeye çalışayım. Kuran ahlakı öğretilmeden, Kuran alfabesi öğretilmesi doğru bir yöntem mi?

                “Elif, Be, Te, Se….” diye başlayan Kur’an harflerini öğrenmek mi daha önemlidir, yoksa: Yalan söylememek, ikiyüzlülük yapmamak, kul hakkı yememek, anne babaya saygıda kusur etmemek, helal para kazanmak gibi, insanın ahlak omurgasını işleyen değerlermi?  

                Bu konuda çok önemli bulduğum diğer hususda, Kur’an’ın anlamını okumaya yönelik teşviklerdir. Meal ve Tefsir okumaya mutlaka yönlendirilmeli çocuklar. Hafız olduğu halde, bir kez bile Kur’an meali okumamış olan o kadar çok hafız biliyorum ki! Bir çok sufi Kur’an’ı, sevgililerinden gelen aşk mektubu okur gibi okumuşlar.. Ne kadar güzel bir bakış açısı! Bu bakış açısı, bu aşk çocukların yüreğine mutlaka işlenmeli.

                Meal okuma konusunda en çok duyulan itiraz, “Ama pek bir şey anlamıyorum!” sözüdür. Hiç kimsenin ömrü, Kur’an’ı her şeyiyle anlamaya yetmeyecek. Anlama çabası önemlidir. “Kur’an Arapça olsa bile, anlamı Arapça değil, insanca” der alimler. 

                Bir konferans için Safranbolu’ya gittiğimde anlatmıştılar. Senai Demirci, bir konferansında katılımcılara, “Çantasın da Kur’an Meali olan var mı?” diye sormuş. Birkaç kişi dışında hiç kimsenin çantasında Kur’an gezdirmediği görülmüş. Senai Bey can alıcı cümleyi o zaman kurmuş. “Hani hayat kılavuzumuz Kur’an’dı. Siz kılavuzunuz olmadan nasıl dolaşırsınız?”

Anne babasının elinde Kur’an’ı sadece Perşembe akşamları gören çocuklar, ilahi kitabı haftada bir ancak hatırlarlar. Mezarlıkta, cenazelerde okunduğuna şahit olduğu kitabın “hayat kitabı” olduğuna nasıl inandıracaksınız o çocukları.

Namaz surelerini hayatla ilişkilendirmeli.

Günde kırk defa Fatiha, her namazda “Namaz sureleri” okuruz. Namaz surelerinin her gün birkaç kez okunmasının çok derin hikmetleri vardır. Yaz kurslarına gelen çocuklara, namaz surelerini sadece ezberleterek göndermenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Namaz sureleri mutlaka hayatla ilişkilendirilmeli.

Fil suresini ezberleyen gençlere, Fil suresinin vermeye çalıştığı ana mesaj mutlaka anlatılmalı. Fil süresinin vermeye çalıştığı mesajı doğru anlayan bir genç, ABD’den ve İsrail’den korkmaz.

                Fakire fukaraya yardım etmeyi, yetimlere sahip çıkmayı öğrenememiş bir gence, sadece Maun suresini ezberletmek, onu dindar yapar mı?

                Din düşmanlarıyla kuracağı ilişkinin ölçüsünü, Kafirun süresinden öğrenmeli gençler.

                Hayatta bir başarı elde ettiği zaman “Zafer Allah’tan!” diyemeyen, her başarıyı kendi eseri sanan bir insan, Nasr suresini su gibi ezberleyip, mahreç kurallarına göre okumayı öğrenmiş olsa neye yarar ki?

                Hayat yolculuğunun zorlu virajlarında “Mu’avvizeteyn” surelerine sığınmayıp, sığınacak yer arayanların, Felak – Nas surelerini su gibi ezbere bilmesi neye yarar ki? Allah’tan başkasının korumasına ihtiyacı olmadığını bilmeli gençler.

                Bütün şehir hafız olsa!

                Bir şehir düşünün, içinde yaşayanların tamamı hafız. Yüz bin kişi yaşıyor, hepsi Kur’anıı Kerim’i ezberlemiş. Ancak aynı şehirde, her yıl tinerci çocuklar, sokak çocukları çoğalıyorsa, bu hafızlar ve hafızlık müessesi sorgulanmalı. Hafızlarla dolu bir şehirde yetimlere sahip çıkılmıyorsa, fakirlerin elinden tutulmuyorsa, o hafızları yetiştirenlerde, hafızlarda kendini sorgulamak zorunda. Kuran ahlakıyla ahlakı yoğrulmamış bir hafızın flash disk’ten ne farkı kalır?

                Yaz dönemlerinde her mahallede Kur’an eğitimi veriliyor. Kuran alfabesi öğretilirken, Kur’an ahlakı da öğretilebilse o çocuklara, her yıl yoksulluklar azalır. Anadolu’nun birçok ilçesinde tinerci çocuklar çoğalmışsa, bunu hepimiz dert edinmek zorundayız.

                Kuran alfabesi öğretimi elbette önemlidir. Ancak Kur’an ahlakı ihmal edilir, sadece Kur’an alfabesi öğretilirse, bu süreç hafızlıkla bile tamamlansa, ortalık flash disklerle dolar.

                Yaz kurslarında camileri şenlendiren masum, günahsız çocuklar hürmetine, Allah (cc) hepimize, Kur’an ahlakıyla yaşayabilenlerden olmayı nasip etsin.

Bir Cevap Yazın