Toplumun ahlaki çöküşünden, gençlerin yozlaşmasından, aile yapısının dağılmasından şikâyet edenleri dinliyorum bazen… Televizyon ekranlarında, konferans salonlarında, sosyal medya yayınlarında uzun uzun konuşuyorlar. Memleketin gidişatından yakınıyor, gençliğin elden gittiğini söylüyorlar. Söylediklerinin önemli bir kısmına insan hak da veriyor aslında. Çünkü gerçekten...
Bu ülkede insanlar artık doğruya yanlış diye değil, “kim yaptı?” diye bakıyor. Eğer yanlışı yapan karşı taraftansa herkes öfkeli… Ama aynı yanlışı kendi mahallesinden biri yaptığında, cümleler bir anda değişiyor: “Ama hizmetleri de var…” “Herkes yapıyor zaten…” “O kadar da...
“Ben öldükten sonra kabrime gelip bir Fatiha okuyanın vücudu cehennem ateşinde yanmasın.” (Mehmed Emin Tokadî) “Beni sevenler ve türbemi ziyaret edenler denizde boğulmasın.” (Aziz Mahmud Hüdayî’ye nispet edilen söz) Bu sözleri okuyunca insanın aklına şu soru geliyor: Siz kimsiniz? Allah adına garanti dağıtma yetkisini size kim verdi? Kur’an’da böyle bir din mi anlatılıyor? Bir insanın türbesini ziyaret etmek, onu cehennemden koruyacaksa; neden Kur’an sürekli “herkes kendi amelinden sorumludur” diyor? Bir şeyhi ziyaret eden boğulmayacaksa; neden peygamberlerin çocukları bile imtihanlardan geçti? […]...