Zamanın Harikası mı Tuzağı mı?

Bir Roman olan “Alice Harikalar Diyarında” kitabında, Alice adında bir kız çocuğunun, bir tavşan deliğinden geçerek girdiği fantastik bir dünyada başından geçen hikâyeleri anlatır. Fantastik hikâyeler çocuklar için eğlendiricidir. Bazen yetişkinlere ders vermek ve nasihat etmek için kullanılır. Çocukların fantastik hikâyelere inanmasına kimse şaşırmaz. Şayet yetişkinler bu fantastik hikâyelere inanmaya başlamışsa bu bir hastalıktır. Alice Harikalar Diyarında sendromu, özellikle çocuklarda rastlanan nöropsikolojik bir algı bozukluğudur. Todd Sendromu hastalığı olarak bilinen hastalığa yakalanan mağdurlar, aslında bir anlamda, kurmaca kahraman Alice’in harikalar diyarında yaşadığı şaşkınlıkları yaşar. Bu nedenle Todd Sendromu aynı zamanda Alice Harikalar Diyarında Sendromu (AWS) olarak da bilinir.

Nurcular Harikalar Diyarında!

Said Nursi, kendi elleriyle yazdığı veya şakirtlerine yazdırdığı cümleler “Bir tavşan deliğinden geçerek girdiği fantastik bir dünyada yaşayan” Alice’in hayal dünyasından farklı değildir. Delinin birisi, kendi söylediklerine inandı diyelim! Etrafında aklı başında olup saçmalama diyen çıkmamış mı? Said Nursi ve Nurcuları eleştirirken ifadelerimi sert bulabilirsiniz. Ancak oturup ciddi bir inceleme yaptığınızda, bu ifadelerin bile çok hafif kaçtığını göreceksiniz. Yazdıkları için sürekli yazdırıldı ifadesini kullanıyor. Örneklerle okuyucuyu boğmak istemiyorum ama birkaç örnek vereyim.

“Yazdırılmış, yazdırılmadı, mânen icbar edilmiyorum, izin olmadığından yazılmadı, ihtiyarım (iradem) haricinde olarak uzun yazdırıldı” gibi ifadeleri birçok yerde kullanıyor.

“Risale-i Nur, yirminci asrın Müslümanlarını ve bütün insanları koyu bir fikir karanlıklarından ve müthiş dalâlet yollarından kurtarmak için müellifin kendi ihtiyariyle (iradesi) yazılmış değil, Cenab-ı Hakk’ın lisaniyle yazılmış bir eserdir.” (Rehberler)

“Ey Risale-i Nur! Senin, hakkın dili, hakkın ilhamı olup O’nun izni ile yazıldığına şüphe yok. “Ben, kimsenin malı değilim. Ben hiçbir kitaptan alınmadım, hiçbir eserden çalınmadım. Ben Rabbânî ve Kurânîyim. Bir lâyemut’un (ölümsüz Allah’ın) eserinden fışkıran kerametli bir Nûr’um.” ( Müdâfaalar, Şuâlar, Mektubat)

Sadece bu kadar mı? Daha ilginç örnekler var.

“Ben üveysî bir tarzda bir kısım ilm-i hakikatı (ilmi bilgileri) Hüccet-ül-İslâm olan İmam-ı Gazalî (k.s.) den almıştım. Şimdi anlıyorum ki: İmam-ı Gazalî (k.s.) aynı dersi üveysî bir tarzda İmam-ı Ali (k.s.) dan almıştır.” (Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî)

Ne demek istediğini tam olarak anlamamış olanlar için biraz açarak anlatayım. Üveysi yol ile bilgi alma dediği şey, hiç karşılaşıp görüşmediği bir kimseden manevi yolla bilgi alma yöntemidir. Bu yöntemle İmam Gazali’den bilgi aldığını, O’nun da Hz. Ali’den aynı yolla bilgi aldığını söylüyor.

Cifir, Ebced, Büyü ve Yalan

Gençler bana, Kuran ve 19 Mucizesi hakkında ne düşündüğümü sordukları zaman verdiğim bir cevabım var. Onlara diyorum ki; “18 ve 20 hakkında ne düşünüyorsam, 19 hakkında da aynısını düşünüyorum”. Sonra da rakamlar, sayılar, toplama ve çıkartma işlemlerinden yola çıkarak, Kuran’dan bir mucize bulduğunu iddia eden herkesten uzak durmaları gerektiğini vurguluyorum.

Bu konularda Edip Yüksel ve Ömer Çelakıl gibi isimler son yıllarda daha çok biliniyor olsa da, bu işleri kitaplarından en çok istismar eden kişi Said Nursi’dir. Cifir, Ebced gibi karma karışık hesaplamalarla, kendisine ve eserlerine Kuran’dan delil bulmaya çalışan birisidir Said Nursi.

Cifr, ansiklopedilerde: “Gelecekte vuku bulacak olayları değişik metotlarla öğrettiğine inanılan ilmin adı” olarak tanımlanır. Ebced hesabında, her harfin bir sayı değeri vardır. Harflerin bu sayı değerleriyle rakam gibi kullanılmasına “ebced hesabı” ya da “cümmel hesabı” denir. Ebced hesabı, İslam’dan önceki Arapların kullandıkları bir sayı sisteminden ibarettir. Örneklere geçmeden önce konuya dair Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir açıklamasını paylaşayım.

Diyanet İslam Ansiklopedisi Cifir ile ilgili şu bilgileri verir: “Cifir ilminin Hz. Ali’ye nispet edilmesi tamamen asılsız bir iddia olduğu gibi, O’na nispet edilen Kasidetü’z- Zeynebiyye, Kasidetüz-Zübüriyye, Kasidetü’l-Cülcülitiyye, Muhemmes, Cünnetü’l-Esma, Münacat gibi eserler de bulunmaktadır. Güvenilir hiçbir kaynakta Hz. Ali’nin herhangi bir eserinden söz edilmediği gibi, O’nun eşsiz fesahat ve balağatı yanında bu beyitlerin ona aidiyetini kabul etmek de mümkün değildir.” (Diyanet İslam Ans, Cilt 2, Ali, sf. 375)

Bu konular hakkında ciddi ve ilmi yazıları olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Said Nursi’nin kitaplarını basıyor ve satıyor olması, ayrıca tartışılması gereken üzücü bir konudur. Konuya dair İbn Haldun, Elmalılı Hamdi Yazır ve Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu’nun kitaplarından alıntılar paylaştıktan sonra, Said Nursi’nin kullandığı örnekleri paylaşayım.

“…bu harflerin muayyen sayıları ifade etmesi akla yahut da tabiatta bunun böyle olduğuna dayanmaz. Bunun temeli hesap ve cifir ilimleriyle uğraşanların ‘cümmel hesabı’ dedikleri sonradan icat edilmiş bir esasa dayanır. Bu hesap öteden beri kullanılmaktadır, şairler ve nâşirler bundan faydalanmışlardır; ancak bu mezkur harflerin Allah nezdinde de aynı sayıları ifade ettiğini göstermez. Ebu Yasir ve Hayy’in bu husustaki görüşleri Müslümanlar arasında değil, Yahudiler arasında bile delil olmayıp, istidlâl için elverişli degildir.” ( İbn Haldun, Mukaddime, 2/193)

“Alusî tefsîrinde der ki: Muhyiddini Arabî, Irakî ve sâire gibi arifinin Kuranı kerimden mugayyebat istihrâc (gaypla ilgili bilgiler çıkardıkları) ettikleri meşhurdur. Bu bir takım kavaidi hisabiyye (hesaplama kaideleri) ve a’mali harfiyye (harfleri kullanma) üzerine mebnîdir (dayanır ki) ki onlara dâir seleften (önceki alimlerden) bir şey varid olmamıştır (gelmemiştir). ( Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, 6/3802-3803.)

“(Kuran) şundan bundan istidlâl ve istihrâc suretinde garib ba’zı atmalarla bakıma bakmak, falcılık yapmak san’atiyle uğraşan kimselerin atarak veya uğraşarak söyledigi ve ba’zan rast getirip çok kerre aldandığı ve aldattığı kehânet sözü de değildir. İbni esîrin Nihayede beyânına göre: kâhin, gelecek zamanda olacak şeylerden haber alıp vermeğe uğraşan ve esrarı bilmek iddiasında bulunandır. (…) Ahkâmı nücum, Remil, cifir, türlü falcılıkla bakıcılık, manyatizm, ispirtizm, pisişizm, metapisişizm, hâleti ruhiyyeleriyle medyumluk yapan, onunla uğraşan böyle kimseler her zaman her yerde buluna gelmiştir. Kuranı, Nübüvvet ve risaleti bunlara benzetmeğe çalışmamalı, bil’akis bunlardan çok yüksek olan hak bir nübüvvet ve risaletin imkânına istidlâl eylemelidir. Zîrâ her nakıs bir kâmili düşündürür.” (Elmalılı , 8/5343- 5344)

Tefsirci Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu bu konuda şöyle der:

“Çeşitli fırka mensubları, Bâtınîler, aşırı sufiler, şiiler ve felsefeciler aynı usûl ve metotları kullanarak, Kur’an’ın asıl maksadını ve manasını ya yok etmeye veya onu gizleyip, asıl kendi maksatlarını ortaya koymaya çalışmışlardır. Bütün bunlar asırlar boyunca remiz, işaret ve bâtın adı altında Müslümanlar arasında kullanılagelmiştir. İslâm’ın ilk asrının ortalarından itibaren başlayan bu cereyanlar, meşruiyetlerini isbat edebilmek için delillerini Kur’an-ı Kerim’de aramışlar, aradıklarını tam olarak orada bulamayınca da lâfızların hakikî manalarından sapma yoluna yönelip keyfî manalar çıkarmaya teşebbüs etmişlerdir. ”

Kâtib Çelebi’nin konuya dair yazdıkları ise üzerine düşünmeye değer niteliktedir.
“Cefr ilmi, Emevî ve Abbasî halifeleri devrinde baskı gören Ali taraftarlarının baskıdan kurtulmak için ortaya attıkları ve yaydıkları bir inanıştır. Daha sonra bu iş, gelecekten haber veren ve kehanette bulunan bir yöntem hâline gelmiştir.”

Nur Suresi mi Nursi Suresi mi?

Birileri bu ara başlığa çok kızacak ama başka bir benzetme gelmedi aklıma. Bu benzetme için bana kızacağınıza, Said Nursi’ye ve yazdıklarına kızın. Said Nursi Nur suresini, hem kendi doğduğu köyün adına (Nurs köyü) hem kendi kullandığı soyadına (Nursi) bağlıyor.

Nur suresinin otuz beşinci ayeti: “Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun bir örneği, içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir. Işık bir cam içindedir; cam ise, doğuya da batıya da ait olmayan mübarek, ateş değmese bile yağı neredeyse ışık verecek olan bir zeytin ağacından yakılan, sanki inci bir yıldız gibidir. Nur üzerine nurdur”

Normal zekâya sahip bir insan, bu ayeti okuyunca, burada bahsedilen “nur” kelimesinin Said Nursi veya Nur Risalelerine işaret ettiğini asla iddia edemez. Bunu iddia eden kişi hasta değilse art niyetli bir din tüccarıdır. Bakın Said Nursi, Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî kitabında bu ayeti nasıl yorumluyor:

“Hem işaret eder ki; Resâil-in-Nur müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur. Evet bu cümlenin bu mu’cizane üç işarâtı elektrik ve Resâil-in-Nur hakkında hak olduğu gibi, müellif hakkında dahi ayn-ı hakikattır. … Hem, nasıl ki bu cümlenin mânevî münasebet cihetinde kuvvetli ve letâfetli işareti var; öyle de cifrî ve ebcedî tevafukiyle hem elektriğin zaman-ı zuhurunun kurbiyetini, hem Resâil-in-Nur’un meydana çıkması, hem de müellifinin velâdetini remzen haber veriyor.” (Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî)

Daha korkunç mu desem daha komik mi desem bilmiyorum ama şimdi alıntılayacağım örnek akla ziyan bir örnektir. Maide suresinin altıncı ayetinde geçen toprak kelimesinin Arapçası “sa‘îden” diye okunuyor. “Su bulamadıysanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin” bölümündeki toprak kelimesi “sa‘îden” olarak okunuyor. Bakın burada Said Nursi nasıl bir kelime oyunu yapıyor.

“Ma’nâ-yı zahirisiyle diyor ki; “Su bulamadığınız vakit temiz toprak ile teyemmüm ediniz” der ve ma’na-yı işarisiyle diyor ki; “bin üçyüz elli yedide (1357) ma’nevî âb-ı hayat menbaları kapatıldığı zamanda temiz toprağa kast ve teveccüh ediniz. Onda bir menba-ı hayat ve bir ma’den-i nur bulursunuz.” Bu âyetin şu işareti hususi bir surette Risale-i Nur’a bakmasına iki emare var:”

“Birincisi: Bu âyetin makam-ı ebcedi ve cifrisi, bin üç yüz elli yedi (1357) ederek o tarihlerde medrese ve irşadgahların seddiyle ve ehl-i ilim sarıklarının açılmasıyla ve ma’nevi susuzluk başladığı hengamda Risale-i Nur hakâik-i îmaniye cihetinde on beş senede kazanılan imân-ı tahkikiyi onbeş haftada belki tam müstaidlere onbeş saatte sarsılmayacak derecede iman-ı tahkikiyi kazandırması kavi bir emaredir ki; şu işaret ona hususi bakar.”

“İkinci emare: Sad ve sin, birbirine tam kardeş olması ve bir kelimede birbirinin yerine geçmesi münasebetiyle bu âyetteki “sa‘îden” kelimesindeki sad, sin okunsa Risale-i Nur’un tercümanını göstermesi, hem bu cümlenin birinci mukaddimesi olan “ev lâmestumu’n-nisâe” fıkrasının işaretiyle kadınların çıplak bacak olarak erkeklere karışmak ve Risale-i Nur’un, şiddetli taarruzlar içinde tesettür lehinde kuvveti mukavemeti zamanına, şeddeli nun iki nun olmak üzere makam-ı cifrisi bin üç yüz kırk yedi (1347) adediyle parmak basması ‘ev ‘alâ seferin’ fıkrasının işaretiyle umumi harblerin asrında her millet seferberlik vaziyetinde bulunması ve (…) lâtif ve kuvvetli bir emaredir ki; âyetin işareti, bu asra ve Risale-i Nur’a bir hususiyeti var ve remzen ona bakar.” (Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî)

Katalog Evliliği

Bu tabir Türkiye gündemine FETÖ ekibiyle beraber girdi. Cemaat içi evlilik meselesinin yaygın olduğu biliniyor olmakla beraber, katalog oluşturarak bu işin yapıldığı çok bilinmezdi. Katalog evliliğinin mucidi sanıldığı gibi Fethullah Gülen değildir. Hiç evlenmemiş olan Said Nursi’nin tavsiyesi üzerine nurcular nurcularla evlenmeyi tercih eder hale geldiler. Hem akla hem dine aykırı olmasına rağmen bekâr kalmayı tavsiye eden Said Nursi, evlenecek olanlara nurcu biriyle evlenmeyi tavsiye ediyor Hanımlar Risalesi kitabında.

ABD Konsolosu ve Chevrolet

Siad Nursi’nin Isparta’da, kutsal emanet gibi sergilenen eşyaları arasında, Chevrolet marka arabası meşhurdur. “Bir yandan kırk yamalı hırkasının sergilendiği yerde Chevrolet marka arabanın ne işi var?” diye düşünemez zaten Nurcular. Zengin iş adamları tarafından kendisine hediye edildiği anlatılan arabanın hikâyesi, anlattıkları kadar masum değil. Ankara’dan Amerikan Konsolosu’nun arabasını satın aldıklarını herkes bilmez. Konsolos Amerika’ya dönerken eşyalarını satıp öyle gitmiş. Bu arabayı da Said Nursi’yi çok seven talebeleri satın almış diye anlatılır.

Hangi Darbeyle Uyanacaksınız?

Zamanın harikası anlamında “Bediüzzaman” diye Müslümanlara yıllarca sevdirilen Said Nursi’nin, zamanın en büyük tuzaklarından biri olduğu gerçeğini, FETÖ ihaneti sonrası da anlamamış olanları, hangi darbe uyandırır?

Risale-i Nur kitapları ve yazarı, zamanın harikası değil zamanın tuzağıdır.