Seçici Adalet, Toplumsal Güveni Yok Eder

Adalet, bir devletin en büyük gücüdür. Silahlar sınırları koruyabilir, ekonomi refah üretebilir, teknoloji hayatı kolaylaştırabilir; ancak adalet yoksa bunların hiçbiri toplumu uzun süre ayakta tutmaya yetmez. Çünkü insanlar, her şeyden önce adil bir ülkede yaşamak ister. Adaletin olmadığı yerde korku büyür, huzur azalır ve en önemlisi devlet ile vatandaş arasındaki güven bağı kopmaya başlar.

İnsanlar, her davanın kendi lehlerine sonuçlanmasını beklemez. Ancak herkes, aynı suçun aynı şekilde değerlendirileceğine, aynı hukuk kurallarının herkese eşit uygulanacağına inanmak ister. Bir toplumda bu inanç kaybolduğunda, sadece mahkemelere değil, devletin bütün kurumlarına duyulan güven de zedelenmeye başlar.

Yolsuzluk Sadece Muhalif Belediyelerde mi?

Bugün Türkiye’de birçok insan, özellikle İstanbul’daki AK Partili belediyelerde hiç yolsuzluk olmadığına inanmanın zor olduğunu düşünüyor. Buna rağmen soruşturmaların ve operasyonların ağırlıklı olarak muhalif belediyelere yönelmesi, toplumun önemli bir kesiminde adalet duygusunu zedeliyor. Burada asıl mesele, bir belediyenin suçlu ya da suçsuz ilan edilmesi değildir. Asıl mesele, hukukun herkese aynı mesafede durduğuna dair güvenin sarsılmasıdır.

Bir ülkede gerçekten yolsuzlukla mücadele edilecekse, bunun yolu siyasi kimliklere göre hareket etmek değil, kamu gücünü kullanan herkesi aynı hukuk ölçüsüyle denetlemektir. İktidar belediyesi de muhalefet belediyesi de aynı şeffaflıkla incelenmeli, aynı kararlılıkla soruşturulmalıdır. Hukukun terazisi, tarttığı kişinin siyasi kimliğine göre yön değiştiriyorsa, artık o terazinin adalet dağıttığına kimse inanmaz.

Adalet, sadece tarafsız uygulanmakla yetinemez; aynı zamanda tarafsız görünebilmelidir. Vatandaşın vicdanında oluşan güven duygusu, mahkeme kararlarından çok daha değerlidir. Çünkü insanlar hukukun herkese eşit davrandığını gördüklerinde, hoşlarına gitmeyen kararları bile daha kolay kabullenebilirler. Fakat benzer olaylarda farklı uygulamalar yapıldığı düşüncesi yaygınlaşırsa, verilen her karar tartışmalı hâle gelir.

Toplumların çöküşü çoğu zaman ekonomik krizlerle başlamaz. Asıl kırılma, insanların adalete olan inancını kaybetmesiyle yaşanır. Hukukun güçlüye göre eğilip zayıfa göre sertleştiği kanaati oluştuğunda, insanlar hak aramak yerine güçlü olmanın yollarını aramaya başlar. Bu ise sadece hukuku değil, ahlakı da zedeler.

Hiç kimse suç işleyenin cezasız kalmasını istemez. Kim olursa olsun, hangi makamı temsil ederse etsin, kamu malına zarar veren, görevini kötüye kullanan veya yolsuzluk yapan herkes hukuk önünde hesap vermelidir. Ancak aynı kararlılık herkese gösterilmediğinde, yargının amacı suçla mücadele etmek olmaktan çıkar; toplumun bir kesimi tarafından siyasi mücadele aracı olarak algılanmaya başlar.

Adalet İtibardır

İşte bu yüzden seçici adalet, yalnızca haksızlığa uğradığını düşünen kişilere zarar vermez. Asıl zararı, devlete olan güveni aşındırarak bütün topluma verir. İnsanların en büyük ihtiyacı, ayrıcalık değil; eşit muameledir. Hiç kimse kendisi için özel bir hukuk istemiyor. Herkes, başkalarına uygulanan hukukun kendisine de uygulanacağını bilmek istiyor.

Devletin itibarı, en çok adaletle yükselir. Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında verilen kararların adı değildir; vatandaşın devlete güvenle bakabilmesini sağlayan en sağlam temeldir. Seçici adalet ise bu temeli sessizce aşındırır. Güven yıkıldığında onu yeniden inşa etmek, yolları, köprüleri ve binaları yeniden yapmaktan çok daha zordur.