Bazı fotoğraflar vardır insanın içini acıtır. Bazı fotoğraflar vardır insanın yüreğini ısıtır. Bazı fotoğraflar vardır insanı hayran bırakır.

Hayran kaldığım ve seyrederken “helal olsun size!” dediğim fotoğraflardan biri de İsrail tanklarının karşısında dimdik duran ve o tanklara taş atan çocukların fotoğraflarıdır.

Elindeki taşa mı, taşı atan eline mi, tankın karşısında dimdik duran yüreğine mi hayran kalmalı bu çocukların?

Arşivimdeki resimleri karıştırırken o fotoğraflardan biri takıldı gözüme. Yine yüreğim kabardı. Yine hayran oldum o yürekli çocuklara.

Yürekli çocukları da yüreksiz büyükleri de düşünmeye başladım. Tarih boyunca insanlığın nasıl sömürüldüğünü düşündüm, aslan yürekli çocukların resimlerine bakarken.

Nasıl sömürüldük?
Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA hocanın “Nasıl Sömürüldük?” adlı kitabını liseyi yeni bitirdiğim yıllarda okumuştum.

Okuyup bitirince “vay be!” dediğim gençlik kitaplarımdan birisi oldu bana.

Tarih boyunca insanlığın nasıl sömürüldüğünü Firavun ve Nemrut örneklerini de vererek anlatıyordu İhsan Süreyya SIRMA hoca o kitabında.

Halkını sömüren sistemler ve yönetimlerin önce o halkın şahsiyetini elinden aldığından, sonra onları soru soramaz hale getirerek kuzulaştırdığından bahsediyordu kitap. Dağlar büyüklüğünde heykeller yaptıran Nemrut’a milyonlarca insan hizmet ettiği halde isyan etmeyi akıl edemediklerinden bahsediyordu. Ruhları köleleştirdikten sonra bedenleri köleleştirdiklerinden bahsediyordu kitabında.

Mısır Piramitlerini yaptıran Firavun’un sömürge mantığı ile bugün dünyayı sömüren mantığın aynı mantık olduğunu anlatıyordu. Medeniyet denilen o tek dişi kalmış canavarın kanla beslendiğinden, sömürgeyle büyüdüğünden bahsediyordu.

Dik durmayı başaran bir millet olursa, hiçbir sömürgenin ayakta duramayacağını da lise yıllarımdan sonra okuduğum kitaplardan öğrendim.

Haksızlık karşısında dimdik durabilecek yürekte çocuklar yetiştirmemiz gerektiğinden anlatmaya çalışıyorum.

Çocuğunuz ne kadar küçük olursa olsun, sizi eleştirdiği zaman, şayet haklı bir eleştiri yapmışsa, “Sen ne anlarsın bacaksız?” deyip susturursanız pısırık çocuk yetiştirmiş olursunuz.

Babası ya da annesi bile olsanız sizin karşınızda dimdik durduğu için tebrik etmelisiniz onu. Hatta yürekli çocuk yetiştirmek isteyen anne-babalara tavsiyem, evladınızın gözünün önünde bilerek bir hata ve haksızlık yapın. Sonra da bu haksızlığa çocuğunuzun ne tepki vereceğini gözlemleyin. Hiç tepki vermediği zaman, size itiraz etmediği zaman üzülün ve uyarın.

“Biz anne ve baban olarak bile hata yaptığımız, haksızlık yaptığımız zaman karşımıza geçip bizi uyar!” diye nasihat verin çocuklarınıza.

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” sözüyle yetiştirdiğiniz çocuklarınız, anne-babasının haksızlıklarına bile itiraz edebilmeli.

Anne-babasının hataları karşısında dimdik duramayan çocuklar, tankların karşısında da dimdik duramaz.

Öğretmen olarak sınıf içinde bir hata yapar,

öğrencilerinizden bu hatanıza tepki alırsanız, sizin yanlışınıza isyan ederse öğrencileriniz onları tebrik edin. Sizin her yanlışınıza boyun eğiyorsa öğrencileriniz siz onları eğitememişsiniz demektir.

Öğretmenlerinin haksızlıkları karşısında dimdik duramayan çocuklar tankların karşısında da dimdik duramazlar.

İş yerinde patronunuz bir hata ve haksızlık yapıyorsa, üç kuruşluk menfaatiniz için susuyorsanız, tankların karşısında nasıl dik duracaksınız? Koltuğunu ve menfaatini korumak için susan insanlar, insanlığın geleceği için konuşamazlar.

Yürek olmayınca…
Kedilerin kendisini sürekli kovalamasından bıkan bir farenin hikayesini okumuştum. Hikaye buy a, Aladdin’in cini sadece insanlara gelip “dile benden ne dilersen!” diyecek değil ya! Bu fareye de uğramış ve “dile benden ne dilersen!” demiş.

Fare: “Beni kediye dönüştür de kurtulayım bu azaptan!” demiş.

Bizim cin fareyi kediye dönüştürmüş. Aradan biraz zaman geçince bu sefer köpeklerin kovalamasından bunalan kedi tekrar mızmızlanmaya başlamış. Cine beni köpeğe dönüştürsen de ben de bu dertten kurtulsam deyince, bizim cin dileğini yerine getirmiş.

Köpek olduktan sonra rahatlayacağını düşünen “fare” aslanların saldırısına uğrayınca yine mutlu olamamış. Tekrar cinden yardım istemiş. Cin bu sefer de dileği yerine getirmiş ve köpeği aslana dönüştürmüş. Aslan oldum artık istediğim gibi kükrerdim diye düşünürken insanların kurdukları tuzaklardan canı yanmaya başlamış.

Tekrar cini çağırmış. Tam şikayetçi olmaya başlayacakmış ki, cin söze başlamış: “Kusura bakma! Sorun senden kaynaklanıyor. Sende fare yüreği olduktan sonra, ister kedi ol, ister köpek, ister aslan. Hiç fark etmez. Fare yürekli birini aslan yaptım ya suç bende!” demiş ve aslanı yine fareye dönüştürmüş.

Nerden aklıma geldi şimdi bu fıkra. Hem ben fotoğraftaki çocuktan bahsedecektim. Benim aklım fotoğrafta kaldı. Tankların karşısında, elindeki taşla dimdik duran çocukların fotoğraflarında…

Tankların karşısında durmak yürek ister. Yüreği olanlar, tanklara karşı da yürür, muhtıralara da.

Fotoğrafa bakarken tanka gözüm takıldı. Kimse bilmez o tankın içindeki şoförün kim olduğunu. Kimse tanımaz onları. Bilenler de unutur isimlerini de yüzlerini de.

Tankların karşısında duran çocukları ise kimse unutmaz.

Tarihe adını yazdırmış insanların büyük bir kısmı dik durdukları için, dik durmanın bedelini ödedikleri için, dik durmanın bedelini yalnız kalarak ödemeyi bile göze aldıkları için isimleri gönüllerde yaşıyor hala.

Başkalarının kendisini kurtarmasını bekleyenler yalnızca kölelerdir. Köle ruhlu çocuklar yetiştiren anne- babalar diktatör sistemleri ayakta tutuyorlar.

“Düşünmeyen bir halka sahip olan yöneticiye ne mutlu!” diyen Adolf Hitler, köle ruhlu çocuklarla beraber dünyayı ateşe vermedi mi?

“Haksızlık karşısında susarsanız hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” diyor Hz. Ali.

Yeryüzünde hakkı hakim kılmak için çocuklarınıza, haksızlıklar karşısında dimdik durmayı öğretin.

Bir Cevap Yazın