Bazı eğitim seminerlerimden sonra anne-babalar hep yanıma gelir ve dert yanarlar. “Hocam biz öğretiyoruz, doğru ve güzel olanı, ancak televizyon bozuyor bizim çocukları” diye başlayan hayıflanmaları sürekli dinlerim. Anne-baba elbette haklılar. Ama nereye kadar?

“Çocuklarımızı teknolojinin mahkumiyetinden kurtaralım” diye başlayan nasihatleri hepimiz yaparız ve dinleriz. Ancak televizyonun esaretinden kurtarılması gereken sadece çocuklar değil, büyükleridir.

Matematiksel hesapları ve sosyal araştırma verilerini seminerlerimde kullanmayı çok seviyorum. Televizyonun aile içindeki yerini anlatırken hep “1095 saat” hesaplı araştırma verisini kullanıyorum.

Günde 3 saat televizyon izleyen bir insan, yılda 1095 saat televizyon izlemiş olur. Günde 3 saat televizyon izleyen

izleyen bir insan 75 yıl yaşadığı zaman ömrünün 9 yılını televizyonun karşısında geçirmiş olur.

Bu hesap verisi biraz eski. Türkiye’de televizyon izleme ortalaması günde 4,5 saate çıktı. Daha da kötüsü ev hanımları, yani annelerin televizyon izleme ortalaması günde 6 saati civarında.

Yeni bir hesap verisi yazacak değilim. Yukarıda hesapta gördüğünüz rakamları iki ile çarparsanız yeni bir hesap ortaya çıkmış olur.

Ancak ben bu hesapları anlattıktan sonra ‘kaybedilen bu 3 saat değerlendirildiği zaman neler kazanılır?’ sorusunun cevabını vermeye çalışıyorum.

-Günde 3 saat kitap okuyan bir insan bir yılda üniversite mezunu kadar kültürlü olur.

-Günde 3 saat yabancı dil çalışan bir insan bir yılda bir dil öğrenir.

-Günde 3 saat çocuklarını terbiye etmek için uğraşan bir anne evlatlarını korumuş ve kurtarmış olur.

-Günde 3 saat çocuklarıyla oyun oynayan bir anne veya babanın çocuklarının çetelere bulaşma ihtimali binde bir bile değildir.

Siz bu istatistiği istediğiniz kadar uzatabilirsiniz.

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada Pedagoji uzmanları “Aile içi iletişim kopukluğunun”, anne-baba ve çocuklar arasındaki sevgi köprülerini yıktığını vurguluyor. Bazen çok ilginç benzetmelerle karşılaşıyorum.

“Çocukları anneler doğuruyor ancak terbiyelerini televizyonlar veriyor” cümlesini ilk okuduğumda “kesinlikle doğru!” dedim.

Garip bir çocuk büyütme şekli türedi dünyada. Çocuğun evde yaramazlık yapmasını engellemek için, çocuğun çok fazla soru sorup kafa şişirmesini engellemek için, çocuğun altın gününde ortada dolaşmasını engellemek için ve daha birçok neden için televizyon, bilgisayar, cep telefonu kurtuluş olarak görülmeye başlandı.

Sadece karın doyurmanın anne-baba olmak anlamına geldiğini zannediyoruz ki çoğu zaman karın doyurabilmek için bile televizyon kullanıyoruz. Maalesef artık televizyonlar yetiştiriyor çocuklarımızı. Kendi elimizle itiyoruz ekranın dibine.

Birkaç yıl sonra televizyona anne-baba diyen çocuklar türeyecek etrafımızda. Kimse boşu boşuna sadece dizileri suçlamasın. Dizileri yapanlar mı suçlu, bunları yayınlayanlar mı suçlu, dizileri kaçırmayan çocuklar mı, yoksa televizyonun başından kalkmayan anne-babalar mı?

“Çocuğunun terbiyesiyle ilgilenmeyen bir anne, anne değil, dokuz ay on günlük otel görevlisidir” cümlesini ilk okuduğumda tuhafıma gitti. “O kadar da değil!” dedim.

Ben mi haklıyım, bu sözü söyleyen Pedagoji uzmanı mı bilmiyorum?

Televizyona esir çocukları anlatmak için attım bu başlığı aslında. Televizyona anne diyen çocuklar var mı bilmiyorum? Çocuklar televizyona anne demeye başlarsa şaşırmayacağım.

Televizyonların çocuklar üzerindeki olumsuz etkisini bir arkadaşımla konuşuyorduk. Bana dedi ki “Hocam sen çocuklara ve gençlere kızıyorsun ama asıl sorun onlar değil. Asıl sorun büyüklerde.”

“Haklısın galiba!” diyecektim. Ama bana öyle bir cümle kurdu ki hemen ajandama not aldım. “Hocam sen çocuklara kızıyorsun ama benim annem yetmiş yaşına yaklaştı. Ziyaretine gittiğim zaman benimle dizi arası reklamlarda sohbet ediyor. Reklamlar bittiği zaman tekrar televizyona dönüyor.”

Ben sadece sustum ve notumu aldım.

“Televizyondan önce çocukları mı kurtarmalıyız, yoksa büyükleri mi?”

“Televizyona anne diyen çocuklar, annelerine ne diyecekler? gibi soruların cevapları üzerinde hepimiz düşünmek zorundayız.

Benden söylemesi. Ellerinizle çocuklarınızı, “elektronik esaret” kuyusuna atıyorsunuz. O kuyuda

kimse mutlu olamaz. Hiçbir eşya annemin sıcaklığının yerini dolduramaz.

Çocuklarınızı sıcaklığınızdan mahrum bırakmayın.

Onlar üşürse siz de üşürsünüz.

Hatta onlar üşürse siz donarsınız.

Bir Cevap Yazın