Başlık size çok mu tuhaf geldi? “Ne alakası var kitap okumakla sıkıntı gidermenin?” dediğinizi duyar gibi oldum. Kitap okuma sevdasına tutulmuş, bilgi pınarlarından su içmiş yüzlerce insan bu gerçeği bilir. Buna inanmanız için bu duyguyu yaşamanız gerekir.

Her insanın hayatında çok canının sıkıldığı belli başlı dönemler vardır. Bunlar bazen kişisel sebeplerden, bazen hayatın getirdiği keskin virajlardan, bazen ailenizden, bazen iş arkadaşlarınızdan kaynaklanan sıkıntılardır.

Üniversite yıllarımda özel hayatımda yaşadığım bazı sıkıntılardan dolayı psikolojik olarak çok sıkıntı yaşadım. Bir dönem öyle bunaldım ki iştahtan kesildim. Yemek yiyemez oldum. Göğüs kafesinizin tam ortasında çok büyük bir ağırlık hissedersiniz, nefesiniz daralır böyle zamanlarda. ‘Şimdi ne yapacağım?’ der gibi boş boş etrafınızı seyredersiniz. Ülser hastalığı zaten tam bu dönemde bulur sizi. Çünkü ülserin bilinen en önemli sebebi sıkıntılardır. Ama toplumumuz bunu eksik biliyor veya yanlış yorumluyor. Çünkü dert insanı yıkmaz, olgunlaştırır. İnsanı yıkan, hasta eden şey derdini dert etmektir.

Üniversite yıllarında yaşadığım sıkıntılarda benim en büyük destekçim kitaplarım oldu. Ama o zamanlar bunun farkında değildim.

Nöbet yerinde kitap…

Erkeklerin hayatlarında yaşadığı en sıkıntılı dönemlerinden birisi de askerliktir. Özellikle üniversite mezunları için askerlik hep sorun olmuştur. Birçok genç sadece askerliğini ertelemek için Açıköğretim Fakültesine kayıt yaptırıyor! Askerlikten kurtuluş yok! Ama en azından birkaç yıl ertelemiş oluyorlar.

Üniversite mezunları için askerlik, çeşitli sebeplerden dolayı daha büyük bir dert! Yaşlarının ilerlemiş olması, evlenmek için hazırlık yapıyor olmaları, iş hayatında yeni tutunmaya başlamış olmaları, kendi-lerinden çok daha küçük insanlarla aynı ortam ve şartlarda yaşamak zorunda kalmaları gibi birçok sebep üniversite mezunlarını askerlikten uzak tutar.

Birçok üniversite mezunu askerliği ertelemek için yüksek lisansla uğraşmak zorunda kalır. Üniversite son sınıf öğrencisiyken, okulu uzattığı için zaman zaman bizimle derse giren bir arkadaş vardı. O arkadaşın da sınıfta olduğu bir gün hocamız ‘Üniversite bitince ne yapacağımızı’ sordu.

Herkes bir şeyler söylüyordu. Sıra o arkadaşa gelince “Hocam ben yüksek lisans yapacağım” dedi. Tabii ki hocamız şaşırdı. Çünkü yüksek lisans gerçekten okumayı, araştırmayı seven öğrencilerin uğraştığı ve ilgilendiği, akademik kariyer yapmayı sağlayan bir alandır. O arkadaşımızın da dersle pek ilgisi yoktu. “Hayırdır!” dedi hocamız. “Sen pek okumayı sevmezdin?” O arkadaş önce güldü sonra hocamıza bakarak “Askerlik sıkıştırdı hocam!” dedi ve devam etti “Ya hocam! Bu askerlik beni profesör yapacak!”. Hem hocamız hem de tüm sınıf güldü tabii ki.

Bende birçok Üniversite mezunu gibi iki sene askerliğimi erteledim. Her gencin mutlaka askerlik yapmak zorunda olduğuna katılıyorum. Kim ne derse desin askerlik “vatan borcu”dur. Ancak şu bir gerçek ki “Askerlik kolay olmuyor bizim için”. Büyük bir kısmı 20 yaşında olan, ülkenin her köşesinden, her ırktan, her kültürden insanın bir araya geldiği ve birlikte yaşamak zorunda olduğu bir yerdir asker ocağı.

Askerden öncede sürekli kitap okuduğum için giderken çantama on tane kitap koydum. Kitap okumadan duramayacağımı iyi biliyordum. Zamanımın olup olmayacağını bilmiyordum sadece. Ama askerlik yaparken daha iyi anladım ki, insan istedikten sonra her şartta okumaya fırsat buluyor.

Kırkbeş günü Burdur’da, kalan kısmı da Kıbrıs’ta olmak üzere yedi aylık askerlik süremde 40’a yakın kitap okudum. Akşamları herkes koğuşuna çekilir, kimi şiir yazar, kimi mektuplarını okur, kimileri de gazinoda televizyon izlerdi. Ben genelde kitap okuyarak zamanımı değerlendirmeye çalışırdım.

Bazen arkadaşlar askerlikten bahset deyince “Anlatacak fazla bir şeyim yok. En güzel iki tarafı vardı. Birisi tezkere almak, diğeri de kırk tane kitap okumuş olmamdı” derim.

Askerde bazen öyle günler, öyle anlar olur ki bunalırsınız. Boğulacak gibi olduğunuz zamanlar da ne yapacağınızı şaşırırsınız. Hiç kimse sizi anlamaz, hiçbir şey sizi teselli etmez. Her insanda olduğu gibi benim özel hayatımda sıkıntılarım, acılarım ve özlemlerim vardı. Yürek yaralarınızın en çok kanadığı yerlerden biridir asker ocağı. Bunaldığım, boğulduğum zamanlar hep aynı şeyi yapardım. Bir kalp hastasının kalp krizi geçirdiği zaman ilacına sarılması gibi kitaplarıma sarılırdım.

Kitabımı elime alıp okumaya başlayınca hüzün bulutlarının dağıldığını hissederdim. Öylesine rahatlar- dım ki, hiçbir psikolog beni bu kadar rahatlatamazdı. Kitap okumaya başladığım zaman yaşadığım rahatlığı bana yaşatacak tek şey, o an elime askerliğimin bittiğine dair tezkeremin verilmesi olurdu herhalde!

Montesqui’nin “Okumak, benim için hayatın verdiği acılara karşı eşi bulunmaz bir panzehir oldu daima… Çeyrek saatlik okumanın gideremediği sıkıntım olmamıştır” sözüne en çok askerde hak verdim. Bugün hâlâ aynı şeyi yapıyorum. Çok sıkıldığım zaman kitaplarıma sarılıyorum. Sürekli okuduğum için sıkılmaya zamanım da olmuyor!

Okuyun!

Hayattan keyif almaya başlarsınız.

Bir Cevap Yazın