“En güzel ve en lezzetli hurmalar yarışmasında, Erzurum’da yetişen hurmalar birinci seçildi” başlıklı bir haber okursanız ne düşünürdünüz?

Biz, bize sunulan haberler ve olaylar üzerine düşünmeyi pek sevmeyen bir millet olduk maalesef. Gerçi medyanın bu kadar güçlü olduğu bir dünyada düşünen millet değil, düşünen birey bulmak bile zor.

Ancak bu dünya’yı bakanlar değil görenler, seyredenler değil düşünenler, konuşanlar değil iş yapanlar kurtaracak.

Her gün onlarca, yüzlerce, binlerce haber arasında boğulup durduğumuz bir dönemde yaşıyoruz. Bize aktarılan haberlerin ne kadarı doğru ne kadarı yanlış hiç düşündük mü? Erzurum’da yetişen hurmalarla ilgili haberin  tamamen  yalan   ve   uydurma   olduğunu anlamamız için bazı şeyleri bilmemiz gerekir. Bilmek için ise okuma alışkanlığımızın olması şart. Okuma alışkanlığı olmayan insanlar / toplumlar koyun sürüsü gibi güdülür.

Erzurum soğuk bir iklime sahiptir. Hurma sıcak bir iklimde yetişir.

Öyleyse bu haber tamamen yalan!

Sorulması gereken en önemli soru bundan sonra geliyor aslında. Medya bu yalan haberi niçin veriyor?

Akıllı adam bu soruları sorabilen kişidir.

Hani hep kullanırız ya “Akıllı adam, akıllı kadın” diye. Akıllı olmakla zeki olmak aynı anlama gelmiyor.

Akıl kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir.

Akıl;   bağlamak,   bağlantı   kurmak anlamına gelir.

Akıllı kişi, dünya hayatı ile ahiret hayatı arasındaki bağlantıyı bilen ve ona göre davranan kişidir.

Akıllı kişi, duyduğu her habere inanmaz.

Akıllı kişi sadece bakmaz. Baktığını görmeye, gördüğünü anlamaya çalışır.

Eğitimi ve bilgiyi okul sıralarına mahkum etmiş bir millet olduk. Kalem ve defter sadece öğrencilik dönemimizde elimize aldığımız araçlar olarak kaldı. İlmi araştırmalar yapıp bazı konularda uzman olmak için ise akademik kariyer yapmaktan başka yol yokmuş gibi davranıyoruz.

“Öğrenmenin yaşı yoktur!” sözünü büyükler küçüklere nasihat ederken kullanıyor. Ya büyükler. Onlar öğrenmek için okumaya devam ediyor mu?

Kaç tane insanın evinde kütüphane var bugün? Her gün kitap okuyan kaç insan tanıyorsunuz?

Görsel ve yazılı medyanın hayatımızda bu kadar etkili olmadığı yıllarda, Rusya’da bir bilim adamına, “oturduğu yerde üzerine yük yüklenen ve yüküyle beraber ayağa kalkabilen bir hayvanın varlığından” bahsetmişler.

Bilim adamı “Bu imkânsız!” demiş. “Hiçbir hayvan sırtına yük yüklendikten sonra ayağa kalkamaz. Bu fizik kurallarına aykırıdır. Bunun mümkün olabilmesi için o hayvanın çok uzun bir “boynu” olması gerekir!”

Hayatı boyunca hiç deve görmemiş bir bilim adamı, görmediği deveyi tarif etmiş! Gören göz değil, akıl ve bilgidir.

Bakanlardan değil görenlerden olabilmek için dolu bir kafaya sahip olmak zorundayız. Bilgi, daha doğrusu doğru bilgi ile kafasını doldurmayan bireyler ve toplumlar, dünyayı sömüren sistemlerin esiri olmaktan öteye geçemezler.

Görmek için iki göz veren yaratıcının, “Hiç düşün-mez misiniz? Hiç akıl etmez misiniz?” sorularıyla biten ayetlerin niçin sık sık tekrarladığını anlamak zorundayız.

Görmek için iki göz yetseydi, akıl neye yarardı?

Bir Cevap Yazın