Davranışsal Salgın ve Werther Etkisi

Alman yazar Johann Wolfgang von Goethe, ilk romanı Genç Werther’in Acıları’nı 1774 yılında yayımlamıştı. Romandaki genç Werther, sevdiği kadınla birlikte olabilmek için çok uğraşıyor, ancak başarısız oluyor ve intihar ediyor. Kitap, Avrupa genelinde Werther ile aynı duruma düşen genç erkeklerin benzer şekilde intihar etmesine sebep oluyor. Bu tuhaf etkiye daha sonra “Werther etkisi” adı verilmiş.

Marilyn Monroe’nun 1962 yılının ağustos ayında intihar etmesinden sonraki ay içerisinde, yüz doksan yedi intihar vakası yaşanmıştı. Söz konusu intiharlarda ölenlerin çoğu sarışın kadınlardı ve ölen yıldızı kendilerine rol model olarak almışlardı. Sosyologlar bu akıma “davranışsal salgın” adını veriyor.

Kendi davranışlarımızı şekillendirirken çevremizdeki diğer insanların davranışlarına bakıyor, onları öğreniyor ve taklit ediyoruz. Davranış şekillerinin sık sık adeta bir hastalık gibi yayılabileceğine inanılıyor. Aynı olgu uyuşturucu kullanımı, erken yaşta hamilelik, kendi kendine zarar verme ve obezite gibi durumlarda görülebildiği gibi mutluluk ve iş birliği durumlarında da görülmektedir.

İyi veya kötü, her duygunun bulaşıcı olma etkisi var. İyi veya kötü bir eylem gerçekleştirdiğimizde, bu eylemin çoğalmasında katkımız oluyor. Sokağa attığımız küçük bir çöp parçasından, dünya genelinde başlatacağımız büyük bir akıma ve alışkanlığa kadar, her eylem kendi cinsini doğuruyor.

Yanlış arkadaş çevresi kurbanı diye tanımladığımız gençler, buna en güzel örneklerden birisidir. Birlikte sürekli vakit geçirdiği insanların davranışlarını kendine model alır. Kitap okuyan bir arkadaş grubuyla oturup kalkan bir genç kitap okuma alışkanlığı edinir. Uyuşturucu kullanan bir arkadaş grubu edinen bir gencin uyuşturucu kullanmaya başlaması şaşırtıcı olmaz. Özellikle 12-18 yaş arası etkilenme çok daha fazla oluyor.

Teknoloji çağında çocuklarımızın sadece mahalledeki arkadaşlarını tanımanız yetmiyor. Sosyal medya hesaplarında kimlerle arkadaş olduğuna, internette kimleri takip ettiğine dikkat etmemiz gerekiyor.

Yalnız Kurt Eylemleri Çoğalıyor

2017 yılında yaşanan Barcelona saldırısı ve 2019 yılının mart ayında Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde 49 kişinin hayatını kaybettiği cami saldırıları gibi olaylar ne zaman yaşansa, “yalnız kurt” kavramı yeniden gündeme geliyor.

Teknoloji bağımlılığı çocukları yalnızlaştırıyor. Literatürde “Yalnız Kurt Saldırısı” olarak adlandırılan vakaların çoğalacağı tahmin ediliyor. Bir kez daha gündemimize gelen “Yalnız Kurt Saldırılarını” USTAD Güvenlik Uzmanı Hasan Mesut Önder ve Avrasya Uzmanı Halime Gümüş konuya dair basına önemli açıklamalarda bulunmuş.

Literatürde yalnız kurt eylemleri olarak adlandırılan terör türünü bireysel terör veya serbest terör şeklinde çevirmek mümkün. Bu eylem tipi ve eylemci profili doğru tanımlanamadığı sürece olayları anlamak ve olaylara çözüm geliştirmek zorlaşır. Yalnız kurt eylemcisi, herhangi bir örgüt hiyerarşisi içinde yer almayan; dini, ideolojik ve sosyal motivasyonlar ile farklı tetikleyici etmenlerle eylem yapan kişi şeklinde tanımlanabilir. Bu eylemci tipi ile terör örgütlerinin eğiterek eylem yapılacak ülkede hazır beklettiği uyuyan hücreleri karıştırmamak gerekir. Uyuyan hücreler eylem yapılacak ülkede dikkat çekmeden hayatını sürdürür ve eylem için talimat bekler. Yalnız kurtlar ise hiçbir örgüt veya serbest ağlardan talimat almadan eylemi yapar. Uyuyan hücrelerin, eylemlerini nerede, ne zaman, nasıl yapacağına, eylemin hedefinin ne olduğuna örgütün yöneticisi karar verirken, yalnız kurtlarda eylemin yerine, zamanına, biçimine eylemci karar verir. Klasik istihbarat çalışmaları ile bu eylem türünün engellenmesi mümkün değildir.

İstihbarat servisleri intihar hücrelerine ve örgütsel eylem türlerine karşı hazırlıklıdır. Bir örgüt hiyerarşisi içinde yer alan örgüt mensupları ile sempatizanlar bellidir ve bunlar sürekli izlenmektedir. İzlenen unsurlar arasından devşirilen yüksek düzeyli kaynak, örgütün muhtemel eylemleri ile ilgili rahatlıkla bilgi sağlayabilir. Ancak yeni tür olan yalnız kurt tipi eylemleri izlemek veya eylemi önceden tespit etmek zordur. Çünkü dini veya ideolojik radikal akımlardan etkilenen ve hiçbir hiyerarşi içinde yer almayan milyonlarca insan vardır ve hepsini tek tek izlemek neredeyse imkânsızdır. Norveç’te 77 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik’in sorgudaki ifadesinde: “Norveç toplumunu değiştirmek istiyorum. Tek başıma hareket ettim” sözü eylemcinin ideolojik motivasyonunu ve eylemden Breivik dışında başka kimsenin haberi olmadığını gösteriyor. Güvenlik aygıtları milyonlarca insanın içinden, herhangi bir ideolojik ve psikolojik gerekçe ile eylem yapma potansiyeli olan hedefleri tespit edip, hedefleri rehabilite etmek veya etkisiz hale getirmek için yeni yöntemler geliştirmek zorundadır.

Teknoloji çağı “yalnız insan” sayısının çoğalmasına sebep oldu. Yakın çevresinden uzak, uzak çevresine yakın bir nesil yetişiyor. Bu nesli kimin ne için kullanmak istediğini tahmin etmek zor değil. Ancak tedbir almak sanıldığı kadar kolay değil. Anne, baba, öğretmen, okul, devlet, emniyet, belediye, kaymakamlık, müftülük gibi kurumlar bilinçlenmez ve iş birliği yapmazlarsa, çocukların kullanılmasına engel olamayacaklar.

 

Sait Çamlıca

Eğitimci-Yazar

Kaynak Kitap

Teknoloji Kuşatmasında Geleceğimiz

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.