Siz Kimsiniz?

“Ben öldükten sonra kabrime gelip bir Fatiha okuyanın vücudu cehennem ateşinde yanmasın.”
(Mehmed Emin Tokadî)

“Beni sevenler ve türbemi ziyaret edenler denizde boğulmasın.”
(Aziz Mahmud Hüdayî’ye nispet edilen söz)

Bu sözleri okuyunca insanın aklına şu soru geliyor:

Siz kimsiniz?

Allah adına garanti dağıtma yetkisini size kim verdi?

Kur’an’da böyle bir din mi anlatılıyor?

Bir insanın türbesini ziyaret etmek, onu cehennemden koruyacaksa; neden Kur’an sürekli “herkes kendi amelinden sorumludur” diyor?

Bir şeyhi ziyaret eden boğulmayacaksa; neden peygamberlerin çocukları bile imtihanlardan geçti?

Bir türbeye gidince cennet garanti olacaksa; neden Allah Kur’an boyunca iman, ahlak, adalet, kul hakkı ve sorumluluk üzerinde duruyor?

Daha da önemlisi…

Kâbe’yi ziyaret edenler için bile böyle garantiler yok!

Peygamber Efendimiz’i ziyaret edenler için bile:
“Artık cehennem ona haramdır” diye bir din yok!

Ama bazı tarikat ve menkıbe kültüründe öyle bir dil kuruluyor ki; sanki Allah’ın cennet dağıtım yetkisi belli şahıslara devredilmiş gibi anlatılıyor.

Abdülkadir Geylanî adına anlatılan:
“Bana bağlı olan kurtulur” tarzı söylemler…

Bazı menkıbe kitaplarında geçen:
“Bizim nazar ettiğimiz helak olmaz” anlayışı…

Türbe ziyaretini adeta ilahi sigorta gibi pazarlayan hurafeler…

Bütün bunlar insanları Allah’a değil; şahıslara bağlayan bir din anlayışı üretiyor.

Kur’an’ın hiçbir yerinde bir kulun başka kullara:
“Beni seven kurtulur”
“Türbeme gelen yanmaz”
“Bana bağlanan boğulmaz”
deme yetkisi yoktur.

Bu söylemler; İslam’ın tevhid anlayışına aykırıdır.

Çünkü tevhid, insanı kula değil Allah’a bağlar.

Üstelik bu sözler yıllarca “keramet” diye anlatıldı. İnsanlar sorgulamasın diye “evliyaya dil uzatma” korkusu yayıldı. Böylece din adına kurulan düzen sorgulanamaz hale getirildi.

Oysa Kur’an sürekli düşünmeyi emrediyor.

Aklı devre dışı bırakan bir din dili, Allah’ın dini olamaz.

Bir Müslüman şunu açıkça sormalıdır:

Kâbe’ye gidene bile verilmeyen garanti, sizin türbenize gelene nasıl veriliyor?

Peygamberlerin bile söylemediği sözleri siz hangi yetkiyle söylüyorsunuz?

Bugün din adına anlatılan birçok hurafe; insanları Allah’a yaklaştırmıyor, tam tersine kula bağımlı hale getiriyor.

Din tüccarlığının en tehlikeli tarafı da budur.

İnsanları Kur’an’la değil; korkuyla, menkıbeyle ve şeyh efsaneleriyle yönetmek…

Bazı çevreler yıllardır bunu yapıyor:

“Bize bağlan kurtul.”
“Şu zata hizmet et cennetlik ol.”
“Türbeyi ziyaret et, sıkıntın çözülsün.”
“Şeyhin himmeti seni korur.”

Bu dilin İslam’ın özüyle ilgisi yoktur.

Çünkü kurtuluşun ölçüsü bir şahsa yakınlık değil; Allah’a karşı samimiyet, adalet ve sorumluluktur.

Bu yüzden artık Müslümanların kendine gelmesi gerekiyor.

Din; menkıbe masallarıyla değil, Kur’an’la öğrenilir.

Hiç kimse Allah adına cennet dağıtamaz.

Hiç kimse kendisini ilahi koruma merkezi gibi sunamaz.

Ve hiçbir Müslüman, aklını kiraya verip:
“Falanca zat beni kurtarır”
inancına teslim olmamalıdır.

Kur’an’ın çağrısı açıktır:

Allah ile kul arasına kutsal aracılar koymayın.

Çünkü hesap günü herkes kendi ameliyle Allah’ın huzuruna çıkacaktır.

 

Sait Çamlıca

Eğitimci Yazar