Camiler Emekliler Lokaline Dönüştü

Mihrap, cehalete karşı harp edilen yer demektir. ‘Mahallenin Kaderini Değiştiren İmamlar’ ismiyle yayımladığım kitabın kapağına da bu sözü yazdırmıştım. Mihrap kelimesinin harp kelimesiyle aynı kökten geldiğini öğrenince, kitabın yeni baskısının kapağına en iyi yakışacak sözün bu olduğunu düşünmüştüm. Umarım bir gün mihraplarımız cehalete karşı mücadele edilen yerlere dönüşür. Bu dönüşümü, o mihrapta görevli olan kişileri daha iyi yetiştirerek yapabiliriz. Namaz kıldırma ve hutbe okuma memuru yetiştirmeye devam edersek, mihraplar cehaletin yayıldığı yere dönüşür.

İmamlarla ilgili yazdığım kitapta, işini özveriyle yapmaya çalışan imam ve müftülerle yaptığım röportajları yayımlamıştım. Din, toplum ve devlet tartışmaları devam ederken 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü yaşandı. O süreçten hemen sonra ‘Diyanetin Elindeki Tarihi Fırsatlar’ başlığı ile bir yazı yazdım. Cumhuriyet tarihinin en büyük fırsatıydı, 15 Temmuz sonrası oluşan atmosfer. Dindar insanlar yaşadıkları büyük hayal kırıklığı ile adeta Diyanete koşmak istedi. Diyanet bu ilgiyi karşılayacak donanıma sahip olmadığını gösterdi maalesef. Personelinin kalitesi, kurumun alışkanlıkları gibi birçok sebepten dolayı diyanet, o fırsatı değerlendiremedi. Daha da kötüsü ‘Denize düşen yılana sarılır’ misali, din tüccarı tarikatlara kapılarını iyice açtı. Tarikatlara yüz verenin astarını kurtarmayacağını bilmelerine rağmen bunu yaptılar. Diyanetin bu büyük hatasını gördüğüm zaman ‘Diyaneti Bekleyen Tehlikeler’ başlıklı başka bir yazı daha yazmak zorunda kaldım.

Toplanılmayan Camiler

Cami toplanma, cem olma, bir araya gelme yeri demektir. Cuma ve Bayram namazları için değil, mahallenin tüm dertleri ve ihtiyaçları için bir araya gelme yeridir aslında camiler. Artık sadece namaz kılma yeri olarak kullanılıyor camiler. Daha doğrusu mahallenin yaşlılarının vakit namazlarını kıldığı, Cuma ve Bayram namazı dışında dolu olduğunun görülmediği mekanlara dönüştü camiler. Birde mahallede ölen birisi varsa cenaze namazı için gelenler biraz kalabalık oluşturuyor. Böyle devam ederse 2030’lu yılların ortasında camilerin çoğu boş kalacak. Çünkü vakit namazlarını camilerde kılma alışkanlığı olan son nesil var camilerde. İmam Hatip Lisesi mezunu yöneticilerin, çeyrek asra yakın yönettiği bir ülkenin camileri daha çok dolması gerekirken, neden bu sonuca doğru gidiyoruz?

Çocuklar, Gençler ve Camiler

‘Camilerin yakınında yer varsa, çocuk parklarını oraya yapın’ denildiğinde, bundan cami görevlileri kadar cemaatte rahatsız oluyor. Çocuk sesinden rahatsız olan bir din görevlisi veya cami cemaati yetişmişse bu ülkede, camilerin emekliler lokaline dönüşmesi doğal değil mi?

Cami altı marketleri yasaklayın. Cami altında mutlaka bir gençlik merkezi olsun. Gençler orada yaşlarına uygun meşguliyetler için gelsinler. Yer müsaitse birkaç tane masa tenisi, satranç gibi faydalı meşguliyetleri olsun. Bu ve benzeri tavsiyelere, maalesef kulak tıkadı birçok diyanet yetkilisi. Müftü istese imam ilgilenmiyor, imam ilgilense cemaat şikayet ediyor. Böyle bir kısır döngü içerisinde yıllar geçti. O yıllar geçerken çocuklar büyüdü, gençler başka mekanlara alıştılar.

Çocuk sesinin olmadığı, gençlerin yaramazlık yapmadığı mekanlar imam, müezzin ve birkaç yaşlı amcanın toplanma yeri olarak kaldı. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Çocuk sesi ekmediğiniz cami çevresinde genç fidanlar olmaz. Genç fidanların gürültüsü ve yaramazlığına sabretmediğiniz mekanlardan, genç cemaat meyvesi bulamazsınız. ‘Körler sağırlar birbirini ağırlar’ sözü biraz ağır gelecek ama maalesef gerçek bu. Gözleri zor gören, kulakları az duyan yaşlılara istediğiniz kadar vaaz verin artık.

Maliyete Değer mi?

Ticari bir kavram ile dini bir konu yazmanın yanlış göründüğünün farkındayım. Ancak cami inşasıyla insan ihyası arasında ki uçurum bu kadar çok olunca, aklıma başka bir benzetme gelmedi. Her mahalleye cami inşa edecek kadar dinine değer veren bir toplumun, camilerin emekliler lokaline dönüşmesinden rahatsız olmaması nasıl izah edilecek? Gençlik, spor ve kültür merkezleri inşa etmenin, cami inşa etmekten daha önemli olduğunu yıllardır söylüyorum. İdeal olanı ikisini bir arada yapabilmektir. Cami altları veya çevrelerini çocuklara ve gençlere açmadığımız sürece, camiler boş kalmaya devam edecek.

Camiler Ahır mı Yapıldı?

Tüm gençlik yıllarım boyunca, çevremdeki dindarlardan bu sözü duydum. Cumhuriyet dönemi din devlet ilişkileri konusunda dillendirilen ezberlerden birisidir bu cümle. Cumhuriyet rejiminin, din ve cami düşmanı olduğunu vurgulamak için kullanılan en etkili cümledir bu. Gerçekten de camiler ahıra çevirildi mi? Bir ibadet merkezini bir hayvan barınağına dönüştürecek kadar İslam düşmanı insanlar mı vardı devletin başında? Bu sorunun doğru cevabını geç öğrendim. İşin aslını öğrenince, içerisinde yetiştiğim dindar camianın büyüklerine olan mesafem daha da arttı. Çünkü bizi, ya bile bile veya cehaletlerinden kandırdıklarını anlıyordum.

Camilerin ahıra dönüştürülme olayının sebeplerini, Prof. İlber Ortaylı’dan dinlemiştim. İkinci dünya savaşı yıllarında tüm dünyada bir kıtlık yaşanıyor. 2020 yılında yaşanan Pandemi sürecinden çok daha ağır bir süreç düşünün. Ülkeler arasında kara ve deniz ulaşımı yıllarca ya yapılamıyor veya çok ciddi aksaklıklar meydana geliyor. Dönemin ekonomik sıkıntılarını anlatanlar, açlıktan ölen insanların olduğunu yazıyorlar. Anadolu’da yaşanan açlık ve ölümlerinin az olmasının sebebini ise Anadolu’nun bereketli topraklarına bağlıyorlar. Kuru üzüm, İncir ve Kaysı gibi doyurucu ürünler, Anadolu insanının açlıktan ölmesini engellemiş.

Böylesi bir kıtlık ve yokluğun yaşandığı dönemde, devlet yetkilileri, çiftçilerin mahsullerinin bir kısmına el koyarak, daha az tarım yapılabilen yerlerle paylaşma kararı almış. Buğday, Mısır, Kuru Üzüm, Kaysı, İncir gibi birçok ürünün belli bir miktarına devlet yetkilileri el koyuyor. Bu ürünler eşek veya at gibi yük taşıyan hayvanlarla merkezi yerlerde toplanıyor. Şehir merkezlerinde depo olarak kullanılmaya müsait yerler olmadığından, bazı camiler depo olarak kullanılmaya başlanıyor. Yük taşımak için kullanılan hayvanların barınması için de büyük ahırlara ihtiyaç oluyor doğal olarak. Hayvanların soğuktan donmaması, yağmurdan ıslanıp hasta olmaması için camilerde onlara bölüm ayrılıyor.

Açlıktan ölümleri azaltmak için devletin aldığı tedbirlerdir bunlar. O dönemde devletin başında kim olsa aynı kararı verirdi. Doğru olanda budur zaten.  O süreçte yapılan en büyük hata, organizasyon ve planlama beceriksizliğinden kaynaklı, toplanan ürünlerin yeterince korunamayıp çürüme ve bozulmaya başlamasıdır. ‘Bunlar camileri ahıra çevirdiler’ cümlesinin arkasındaki gerçek budur işte. Sağ siyasetçiler 1950’li yıllardan bugüne kadar bu olayı hep çarpıtarak kullandılar. Seçim meydanlarında sol siyasetçileri din düşmanı, cami düşmanı, kutsal düşmanı göstermek için hep aynı cümleyi tekrar ettiler. “Bunlar camileri ahıra çeviren zihniyettir” dediler hep.

Ahırdan Emekliler Lokaline

Camilerin ahır olarak kullanılmış olma hikayesinin özetini anlattım. Ahır olarak kullanılan o camilerin büyük bir kısmı, sonraki yıllarda tekrar mabed olarak kullanılmaya devam etti. Geçici olarak depo veya ahır olarak kullanılan bir camiyi temizleyip yeniden ibadete açmak zor olmamıştır. Tüm bu yazıyı, aşağıdaki birkaç cümlede ne anlatmak istediğim daha rahat anlaşılsın diye yazdım;

‘Camileri ahıra çevirdiler’ diye diye camilerin emekliler lokaline dönüştüğünü göremediler. Ahıra çevrilen camilerin yeniden mabede dönüşmesi kolaydır. Zor olan, emekliler lokaline dönüşen bir mabede gençleri alıştırmaktır.