Unutulan Terim; Beyt-ül Mal

Eline mikrofon alan her sağ siyasetçinin mutlaka kullandığı kavramlar vardı gençlik yıllarımızda. Hz. Ömer’in adaleti, makam imtihanı, devlet görevi ateşten gömlek, fani dünyanın geçiciliği gibi söylemler meşhurdu. Bu kavramlardan birisi de Beyt-ül Mal kavramıydı. Beyt-ül Mal, yani devlet malı.

Diyanet İşleri Başkanlığının Ansiklopedisinde şöyle tarif ediliyor bu terim; “mal evi” olan beyt-ül mâl bir terim olarak devlete ait malların muhafaza edildiği fizikî mekânı ifade ettiği gibi, devlete ait taşınır taşınmaz malların bütününü ve bunların idaresiyle ilgili hukukî kurumu da ifade etmektedir. Sözlüklerde özetle devlet hazinesi olarak tarif edilir.

Hazreti Peygamber döneminde bağış amaçlı kurulmuştur. Halkın bağışlarının ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için kurulmuştur. Beytülmal ilk olarak Hazreti Peygamberin döneminde bağış amaçlı ortaya çıkmasının yanında, teşkilat olarak devlet hazinesi şeklinde işleyişine, Hazreti Ömer zamanında geçilmiştir.

Milletin Malı

Beyt-ül Mal demeye ağzımız alıştığı için kullanıyoruz bu kelimeyi. Kelimeyi anlamak için “devlet malı” diye çeviriyoruz. Devletin malı diye bir şey yoktur aslında. Tam anlamıyla “milletin malı” demektir beytül mal. Milletten toplanan vergilerle dönen bir çarktır devlet işleri. Bu çarkın dönmesi için çalışan kişilerdir bürokratlar. Devlet malı denilen şey milletin parasıdır. Milletin parasını yönetirken hassas olmanın önemi vurgulanmak istenir. Devlet memurları, milletin kendilerine verdiği ücret karşılığında milletin işlerini yapan kişilerdir.

Nüfus dairesindeki bir memurdan, trafiği kontrol eden polis memuruna kadar tüm memurlar, milletin işlerini milletten toplanan paralarla yapan kişilerdir. Zabıta memurundan belediye başkanına, daire başkanından bakanlara kadar her memur, milletin parasıyla millete hizmet ettiği için maaş alır. Bu işleri yaparken milletin malını israf etmemek, özel işlerini milletin parasıyla yapmamak gerektiği, bu konunun çok büyük bir kul hakkı olduğu anlatıldı yıllarca.

Bir belediye başkanının oturduğu makam koltuğu, işlerini yaptığı çalışma masası, iş yerinde imza attığı kalem, odasında içtiği çay, çayına attığı şeker, işe gidip geldiği araç ve aracın şoför maaşından benzin parasına kadar her masrafı millet ödüyor. Milletin işlerini millet adına yönetsin diye bu konfor alanı sağlanıyor amirlere. Şehir dışına çıktığı zaman yolluk adına yol parasını bile millet ödüyor kendisine.

Bir makam sahibi, tüm bu imkânları, milletin işlerini görmek için kullanıyorsa, içtiği çaydan aldığı maaşa kadar, tüm gelirleri annesinin ak sütü gibi helaldir. Bu imkânları kendisinin ve ailesinin menfaati için istismar ediyorsa, kendisinin ve ailesinin boğazından geçen her lokma haramdır.

Bir bakkaldan çikolata çalan kişi, bakkal sahibiyle helalleşip günahtan kurtulabilir. Ancak bir belediye başkanı, makam imkânlarını kendisi için kullanmışsa, kiminle helalleşecek? Bir kişinin değil birçok insanın hakkını yemiş oluyor. Belediyenin makam aracı ve şoförüyle oğlunu okula götürüp getiren, eşinin hizmetine belediye aracını sunan bir belediye başkanı, kul hakkına girmiş olur. Devletin ihalelerinden komisyon alarak zengin olmuş yüzlerce dindar (!) insanın yaşadığı bir dönemde, bu örneklerin basit hatta komik durduğunu biliyorum. Yeni yetişen nesillere bu değerleri hatırlatmak için yazıyorum bunları.

Devletin Mumu!

Hz. Ömer için anlatılan meşhur bir hikâye vardı. Devleti yönetirken gösterdiği hassasiyete dikkat çeken bir hikâyedir bu. Halifeliği döneminde, kendi özel işlerini yaparken yaktığı mum ile devletin işlerini yaparken yaktığı mum aynı olmazmış Hz. Ömer’in. Özel işlerini yapacağı zaman, kendi maaşıyla aldığı mumu yakarmış. “Müslüman yöneticilerde de bu hassasiyet olmalı” diye sürekli anlatılırdı bu örnek. Bunları anlatanlar ve bu hikâyeleri dinleyerek büyüyenler yıllar sonra makamlara geldiler. Koltuklara oturdular, makam sahibi oldular. Beyt-ül mal onların kontrolüne geçti ama anlattıkları ile yaptıkları arasında dağlar kadar fark oldu. Devlet malı konusunda hassas olan çok küçük bir grup dışında birçoğu sınıfta kaldı.

Gençlik yıllarında Hz. Ömer’in mum hassasiyetini anlatanlar, makam ve imkân sahibi olunca, devlet malından çalarak mum fabrikası sahibi oldular. Eskiden bu konuları çok daha sık anlatan hocalar vardı. Son yıllarda bu konuyu anlatanlar bile azaldı. “Devlet malını yiyenin cenaze namazı kılınmaz!” fetvasını bile dillendirmez oldu hocalar.