İnsan beyninin ilginç özellikleri vardır. Öğrendiğiniz herhangi birşeyi, hangi amaçla öğrenmişseniz beyniniz o amaca uygun kayıt yapar. Hafızamız o amacı gerçekleştirmek için bilgiyi tutar. Somutlaştırırsam, ne demek istediğimi daha iyi anlatabilirim. Yazılıdan geçer not almak için ezber yapan öğrenci, yazılıdan birkaç gün sonra öğrendik-lerini unutur. Çünkü amacı öğrenmek değil, sınavdan geçerli not alabilmektir.

Okuma alışkanlığı kazanmak bunun için çok önemlidir. Okullarda sınav için öğreniyoruz. Yani zorunlu öğrenme yaptığımız için kalıcı olmuyor. Ancak kitap okumak zorunlu değil gönüllü olduğundan daha kalıcı oluyor. Tüm okunan veya öğrenilenlerin tamamının akılda kalması diye bir şey zaten yoktur.

Okumaya alışmak ve alıştırmak

Teknoloji çağının gençlerine okuma alışkanlığı kazandırmak, sanıldığı kadar kolay değil. Televizyon, bilgisayar ve cep telefonu arasında tembelleşen zihinlerini, emek isteyen okumaya alıştırmak, bilinçli hareket etmeyi gerektiriyor. Hareketli, renkli ve süslü bir dünya (teknoloji) karşısında ‘pasif’ olan beyni, kağıt üzerindeki yazılara odaklayarak, ‘aktif’ hale getirmeye çalıştığımızı unutmamız gerekiyor. Çocukların ve gençlerin ‘Kitap okurken sıkılıyorum’ demesinin sebebi budur.

Nasıl okumalı?

‘Kitap okuyun’ denildiğinde genelde ‘Ne okuyalım?’ diye sorarlar ama ‘Nasıl okumalıyız?’ diye peksorulmaz. Çünkü sanılıyor ki okumak, sadece kağıt üzerinde yazılı olanların göz ile taranmasıdır. Okumak, sadece kağıt üzerinde olan bilgiye göz gezdirmek değildir. Okunulanların daha kalıcı olması için okumayı bilmek gerekiyor.

Her şeyden önce kalemsiz kitap okumak, mermisiz ava çıkmaya benzer. Avlamak istediğiniz avı görürsünüz, fakat merminiz yoksa avlayamazsınız. Hoşunuza giden, beğendiğiniz, ileride tekrar görmek istediğiniz cümle ve paragrafları mutlaka işaretleyin. Cümlelerin altını çizin, okurken aklınıza gelen konuya dair bilgilerinizi sayfa kenarlarına yazın. Yıllar sonra bile o kitabı elinize aldığınızda, altını çizdikleriniz hemen dikkatinizi çekecek ve yeniden hatırlayacaksınız. Altını çizdikleriniz, avladıklarınızdır.

Konunun özet cümlesi şudur. Aklın dili kalemdir. Alim unutur kalem unutmaz.

Kütüphanenizi oluşturun

Kütüphane oluşturmak, özellikle okuyup altını çizdiğiniz kitapları başkasına vermemek, ileride aynı bilgilere yeniden ulaşabilmeniz için önemlidir. Bu, kitap hediye etme konusunda ‘cimri’ olmak değildir. Ben kitap hediye etmeyi çok severim, hatta genelde hediye olarak kitap alırım. Ancak kendi kütüphanemden, özellikle okuyup altını çizip notlandırdığım kitapları kolay kolay hiç kimseye vermem. Gidince geri gelmeme ihtimalinden dolayı vermiyorum kütüphanemden.

Vitamin görünmez

Kimi insanlar bilginin, kitap okumanın insanı nasıl değiştirdiğini, nasıl geliştirdiğini hemen görmek ister. Bilginin insanı değiştirdiği, geliştirdiği kesin olmakla beraber, bir ağacın büyümesi gibi gözle görünen bir gelişim değildir. Konuyu en iyi anlatan kıssalardan birisini sizinle paylaşacağım. Bu kıssayı internette okuduğum için kaynağını yazamayacağım. Öğrenci anlatıyor:

Bir defasında hocama dedim ki: ‘Bir kitap okudum ama zihnimde kitaptan hiçbir şey kalmadı. Hocam banabir hurma uzattı ve dedi ki: ‘Bunu ağzında çiğneyip yut.’

Yuttuktan sonra bana sordu: ‘Şimdi sen büyüdün mü?’ ‘Hayır’ dedim. Dedi ki: ‘Büyümedin fakat o hurma vücuduna dağıldı; et oldu, kemik oldu, sinir oldu, deri oldu, saç oldu, tırnak oldu, hücre oldu, vs.’

Anladım ki, okuduğum kitap da öyle dağılıyor: Bir kısmı kelime dağarcığımı zenginleştiriyor, bir kısmı bilgi ve marifetimi artırıyor, bir kısmı ahlâkımı güzelleştiriyor, bir kısmı yazı ve konuşmada üslûbuma incelik katıyor. Her ne kadar ben hissetmesem de.

Bahçede su kalmadı!

‘Kitap okudum ama aklımda pek bir şey kalmadı’ demek, ‘bahçeyi sabah suladım ama akşama bahçede su kalmadı‘ demek gibidir. Toprağa düşen su bitkininköklerini, zihin tarlasına ekilen bilgi, düşünme ağacınızı besler.

Zihin tarlanızı bilgiyle sulamayı ihmal etmeyin.

Bir Cevap Yazın