“Ben çektim, çocuğum çekmesin!” cümlesi, bugünün anne babalarının en çok kullandığı cümlelerden birisidir. Kendisinin çektiği sıkıntıları, kendisinin yaptığı hataları çocuklarının yapmasını istemiyor. Aşırı korumacı aileler, çocuklarına iyilik yapalım isterken, kötülük yaptıklarının farkında değiller. Kendi hayat tecrübelerinden yola çıkarak edindikleri davranış ve tutumlar, çocuklarının sıkıntı çekmesini engellemiyor. Sadece farklı alanda sıkıntı çektiriyorlar çocuklarına.

Maddi sıkıntısı olmayan çocuklar mutlu olsaydı, intihar eden, psikologlara sürekli giden çocukların önemli bir kısmı, zengin ailelerin çocukları olmazdı.

Çocuklarının eğitimi ile ilgilenmeyen anne babalar için, ben dahil birçok yazar, kalem oynatıyoruz. Çocuklarla ilgilenmek, her istediklerini yapmak anlamına gelmiyor. Mutlaka bir denge kurulmalı.

Hiçbir isteği yerine getirilmeyen çocukların hayatları kadar, her isteği yerine getirilen çocukların hayatları da

problemli geçer. Sevgisiz büyüyen çocuk ne kadar hırçın olursa, aşırı ilgi ile büyümüş çocuklar da o kadar hırçın oluyor. Susuz bırakılan çiçekler de kurur, aşırı su verilen çiçekler de kurur. Her şeyin ölçüsü dengedir.

Annesi babası tarafından fazla şımartılan, her istedikleri yapılan çocuklar anne ve babalarını yönetmeye çalışıyorlar. Küçük yaşta evin patronu gibi davranmaya başlıyorlar. Aynı ilgiyi okuldaki öğretmenlerden, mahalledeki arkadaşlarından göremeyince, okulda mutsuz olan, sosyal hayatta arkadaşsız kalan çocuklar yetişiyor. Anne babasından hiç “hayır” lafını duymamış bir çocuğu okutmak zorunda kalan bir öğretmen, o çocukla nasıl baş edecek?

Okul ve arkadaş çevresinde istediği ilgiyi bulamayan çocuklar, yalnızlığın intikamını, tüm nazlarını çeken anne babalarından alıyorlar.

Prof. Dr. Emine Zinnur Kılıç konuya dair şu açıklamaları yapıyor:
Aileyi ebeveynler yönetir. Çocukların fikrini almak, çocuğun fikirlerine önem verildiğini düşünmesi açısından faydalı ama özellikle önemli konularda son karar yetişkinlerin olmalı. Çünkü çocuklar kısa dönemli düşünür ve kararların sonuçlarını gerçekçi biçimde değerlendiremeyebilir.

Örneğin “kardeşin olsun mu?” ya da “boşanmayı düşünüyoruz ne dersin?” türünden sorular çocuğun doğru değerlendirebileceği ve sonuçlardan dolayı sorumlu

tutulabileceği sorular değil. Anne babalar çocukları mutlu olsun diye onları üzmekten korkuyor. Ama sınırlar ailede öğretilmezse çocuk dışarda çok daha acımasız biçimde öğrenmek zorunda kalır. Çocukerkil ailelere dönüşümün toplumun tüm kesimleri için geçerli olduğunu düşünmüyorum. Bir tarafta çocuğun kişiliğine pek az değer veren ebeveynler, diğer yanda neredeyse çocuğu yaşamının tek amacı haline getirmiş ebeveynler…

Reklamcılar Bunun Farkında!
Araba reklamlarında bile sürekli çocukların oynatıl-masının amaçlarından birisi de, evi yöneten kişilerden birisinin çocuklar olması değil mi?

Her istediklerini yaptırmayı başaran çocukların sayısı çoğaldığı için, alışveriş merkezlerinin giriş kısımları, çocukların aldırtabilme ihtimali olan ürünlerle donatılıyor.

En Kötü Özgürlük…
Kâinatı ayakta tutan şey dengedir. Şımarık çocuk yetiştirmek ile pısırık çocuk yetiştirmek arasında dengeyi kurmalıyız. Utangaç bir çocuk veya utanmaz bir çocuk arasındaki farkı ve dengeyi, anne baba ayarlayabilmeli. Hakkını aramasını bilen, haksız olduğunda özür dilemesini bilen çocuk, dengeyi öğrenmiştir. Her istediği alınan çocukların istekleri bitmeyecek. Hiçbir istediği alınmayan çocuk arsız olacak.

Çocukların her istediğini yapmak, geçici bir mutluluk yaşatsa da, uzun vadeli sıkıntılar yaşamanıza sebep olur.

Anne baba frene basmazsa, uçurumdan aşağı yuvarlanmaya engel olamazlar.

Sadece gaz pedalı olan, fren sistemi çalışmayan bir araba imal etmek, kimseye fayda sağlamaz.

Unutmayın: En kötü özgürlük sınırsız özgürlüktür.

Bir Cevap Yazın