Medya ve sosyal medyada, meyhaneleri gezip içkinin haram olduğunu o insanlara hatırlatan, sarıklı cübbeli insanlar bazen gündem oluyor. Kendilerine tebliğ grubu diyen bu insanların bir kısmı İsmailağa cemaatinin üyeleridir. Diğer cemaat ve tarikatların da bu tür faaliyetler yaptığı biliniyor. Bu tebliğ metodu medyada gündem olunca herkes fikrini paylaşıyor. Sosyal medya hesaplarımda “Şeyhhane sarhoşları meyhane sarhoşlarını uyandırmaya çalışıyor!” diye yorum yapmıştım. Ne demek istediğimi bu yazıyla anlatmaya çalışayım.

Temsilsiz Tebliğ

Tebliğ önce temsil ile olur. Peygamberimiz kendisine vahiy gelmeden önce de güvenilir, emin bir kişi olarak tanınır ve sevilirdi. Bugün yaşadığımız toplumdaki dindarlar için aynı şeyler söylenebilir mi? Dindarlar güvenilir ve emin olarak biliniyor mu? Tebliğ için gelenlere tepki gösteriliyor. Bu tepki dine mi tebliğ için gelene mi?

Toplumumuz dindar olandan değil dindar görünenden nefret eder hâle geldi. Bu dönemde sarık cübbe ile tebliğ, sadece tahrike yarar. Bunun nedeni çok basit aslında. Bir lokma bir hırka hayatından bahseden şeyhlerin hepsi lüks villalarda yaşıyor. Bu gerçeği de toplumun tamamı biliyor. Eskiden olsa birçok insan bunu bilemezdi. Ancak bugün herkes şeyh diye bilinen insanların nasıl bir hayat yaşadığını biliyor.

Sosyal medyada meyhaneleri gezerek tebliğ yapan insanlar gündeme gelince, bu haberlerin altındaki yorumları okuyanlar bile, toplumun neden tepki gösterdiğini çok rahat anlar. Yorumları bazıları şöyleydi: 

“Gidin şeyhinize tebliğ edin! Emekli bir diyanet görevlisi olduğu halde Beykoz’da o villalarda nasıl yaşıyor?”

“Senin oy verdiğin belediye başkanına gidip rüşvet almanın haram olduğunu hatırlatabiliyor musun? Belediye ihaleleriyle zengin olmak içki içmekten daha büyük günah değil mi?”

Görgüsüz Tebliğ!

1996 ile 2000 yılları arasında Marmara Üniversitesinde öğrenciydim. 28 Şubat sürecinin yaşandığı döneme denk geliyordu. Üniversite kampüsünde birçok farklı gruplar vardı. Sağ sol çatışmaları kadar dini gruplar arasında da tartışmalar olurdu. Radikal olarak bilinen bazı gruplar, her yıl kantinleri gezerek sözde “tebliğ” yaparlardı. Kampüs içerisinde birçok kantin vardı. Ortalama yirmi kişilik gruplar halinde kantin kantin dolanırdılar. Kantine girince, ikişer kişi halinde, herhangi bir masaya oturup besmeleyle tebliğ yapıyordular. Kız-erkek karışık bir masaya oturunca, bir arada oturmanın haram olduğundan, tavla oynayanlara denk gelince tavla oynamanın domuz yağına el sürmek gibi günah olduğundan bahsederdiler. Kıdemli öğrenciler, onlar kantine girince, hemen masadan kalkıp hiç muhatap olmadan kantini terk ediyordu.

Tebliği için gelen radikal grubun öğrencileri genelde sakallı, bakımsız ve her şeyden önce görgüsüz insanlardı. Birkaç kez bende denk geldim bunlara. Dindar bir insan olmama rağmen itici geldiler bana. Hiç tanımadığı insanların masasına otururken, nezaketen izin alma adabından bile haberleri yoktu.

O kantinlerde oturan gençlerin çok az bir kısmı dinden uzak olduğu için tepki gösteriyordu bunlara. Tepki gösterenlerin büyük çoğunluğu, izinsiz masaya oturulma görgüsüzlüğüne kızıyor, kendilerinin de Müslüman olduklarını, kantinde sınıf arkadaşları olan kızlarla birlikte çay içmenin veya tavla oynamanın anlattıkları gibi günah olduğunu düşünmediklerini söyleyenler oluyordu.   

Şeyh’e Keramet Tokadı

İnternette dolaşan bir hikâyeyi arşivime almıştım. Şeyh kerameti palavrasını anlatan hikâyeyi buraya aynen alıntılıyorum: 

Türkmen evine bir Şeyh misafir geldi, buyur ettiler, köylülerle birlikte odaya aldılar. Köylüler “Nasıl bir kerametini göreceğiz acaba?” diye hep Şeyh’i gözlemliyormuş. Bunu fark eden Şeyh arada bir irkilir gibi yapıp “Hoşt” diyormuş.

Köylüler bunun bir keramet olduğunu anlamışlar ama neyin kerameti olduğunu anlayamamışlar. İçlerinden birisi merakla sormuş: “Ya Şeyh Hazretleri! Ne için arada ‘hoşt’ diyorsun?”  

Şeyh: “Bir köpek Kâbe’nin duvarına işeyecek gibi niyetleniyor, onu görüyorum tabiî ki, hoşt diye kovalıyorum…” demiş. Köylüler bunu duyunca Şeyh’e olan inançları ve imanları artmış.

Olanları kapının eşiğinden dinleyen evin Hanım Ağası sofrayı hazırlamaya başlamış. Herkesin önüne üzerinde bolca et olan pilav koymuş. Şeyhin tabağında sadece pilav varmış.

Şeyh bir süre etsiz pilav tabağına baktıktan sonra, kapıda beliren Hanım Ağaya: “Benim tabağımda et niye yok? Bunun bir sebebi var mıdır ey Hatun?” diye sormuş.

Hanım Ağa Şeyh’e yaklaşmış ve önündeki tabağı ters çevirmiş. O’nun etlerini pilavın altına koymuş. Pilavın altındaki etlerin gözükmesiyle birlikte Hanım Ağa elindeki kepçeyi Şeyhin kafasına indirmiş ve “Ulan tabağındaki eti görmedin de Kâbe’deki iti mi gördün? Çocuk mu kandırıyorsun deyyus!” demiş.

Sosyal medyada dolaşan bu hikâyeyi bazen paylaşıyorum. Aslında ortalıkta şeyh diye dolaşan insanlara verilecek cevaplar bu kadar basittir. Meyhaneleri gezen tarikatçılara bu hikâyedeki Hanım Ağa denk gelse, onlara neler derdi sizce? Ben birkaç örnek yazayım:

“Sizin şeyhinizin madem o kadar kerameti var, okuyup üflesin de şu meyhaneler boşalsın. Sizi de boşuna yormasın!” 

 “Sizin şeyhiniz sarhoşların gözüne bakarak içkiyi bıraktırıyormuş ya! Şeyhinizin göz resimlerini meyhane kapılarına asın veya elinizde o göz resimleriyle dolaşın. İçki içenler o şeyhin gözlerine bakarak içki günahından kurtulsunlar. Cep telefonu kayıtları alarak sosyal medyada tebliğ yapma şovları yapmayın!”

“Şeyhiniz sizi öyle sarhoş etmiş ki, meyhanede içeni görüyorsunuz da, gözünüzün içine baka baka keramet palavrası atanları görmüyorsunuz.”

‘Şeyhiniz sizi öyle sarhoş etmiş ki, kabir azabından koruyan kefen satan, peygamberimizi rüyada gösteren terlik satan adamı hâlen hoca sanıyorsunuz.”

“Şeyhiniz sizi öyle sarhoş etmiş ki, Kur’an ayetine viagra muamelesi yapan adamın yüzüne tükürmeniz gerekirken, ısırdığı hurmayı yemeyi sevap sanıyorsunuz.”

“Bizi merak etmeyin! Biz bu içki sarhoşluğundan sabaha ayılırız. Siz Şeyh sarhoşluğundan nasıl ayılacaksınız?”    

Herkes Kayıt Alıyor

Sosyal medya hayatımızda bu kadar yer edinmişken, bu ve benzeri tartışmaları daha çok yaşayacağız gibi görünüyor. Bir yandan tebliğ yaptığını düşünenler kendilerini gizlice kayıt altına aldırıp reklamlarını yapmaya çalışırken diğer yandan bu insanlara tepki verenleri birileri kayıt altına alıp yayınlıyorlar. 

Kim haklı kim haksız? Hangileri samimi hangileri gösteriş peşinde? Bu ve benzeri soruların cevaplarını vermek zordur. Ancak eylem ile niyet arasındaki farkı kimse Allah’tan saklayamaz. Herkes kendi hesabını kendisi verecek.

Bu konuda benim düşüncem, temsil ile olmayan tebliğin fayda değil zarar verdiği yönündedir. Tebliğ yapanlar sosyal medya çağında yaşadıklarını, uzun süredir dindar insanların makamlarda oturduğu bir dönemde yaşadıklarını unutmamalılar.

Sözün özü; Şeyhhane sarhoşluğu, meyhane sarhoşluğundan daha tehlikeli daha zararlı hatta daha günahtır. Şarabın sarhoş ettiğini ayıltmak, şeyhin sarhoş ettiğini ayıltmaktan daha kolaydır. 

Bir Cevap Yazın