Mühendislik

Mühendis denilince genelde aklımıza yol, köprü, yapı, gemi, makine ve uçak vb. yapımı, maden, su, elektrik işleri gibi bayındırlık ve zanaatla ilgili teknik çalışmalardan birini konu edinen meslek dalları gelir.

Modern anlamıyla mühendislik, bilim insanlarının ürettiği teorik bilgiyi tekniker ve teknisyenlerin uygulayabileceği pratik bilgiye dönüştüren kişidir. Demir yolları inşaat mühendisi olan Arthur Mellen Wellington’a göre, “Beceriksiz birinin iki dolara kötü yaptığı bir şeyi bir dolara iyi yapma sanatıdır” mühendislik.

Bu kitabın konusu teknik anlamda bildiğimiz yapı mühendisliği değil, insan ve toplum mühendisliğidir. Yönetenlerin yönettikleri insanları ve toplumları yönlendirmek için mutlaka bir yöntem belirlemesi lazım. Bir terörist yaptığı eylemi terör olarak görmez. Devlet terörü uygulayan ülkeler, toplumlarını ikna etmek için mantıklı gerekçeler bulmak zorundadır. Yaşadığımız yüzyılın başında ABD’nin yaptığı en büyük toplum mühendisliği, Irak ve Afganistan’ı işgal etmek için öne sürdüğü 11 Eylül saldırısıdır.

İkiz Kuleler Arasından Çıkan Pasaport

Bu tarihi hiçbirimiz unutmuyoruz. 11 Eylül 2001 tarihinde El-Kaide terör örgütüne bağlı teröristler tarafından kaçırılan uçaklar ile Amerika Birleşik Devletleri’nde iki farklı noktaya yapılan saldırılar olarak geçer haber sitelerinde. 2996 kişinin hayatını kaybettiği bu saldırılar, 21. yüzyıla girerken yaşanılan ilk şok edici olay olarak tarihe geçti.

Saldırıyı yapanların kim oldukları, bunu nasıl yaptıkları, arkalarında kimin olduğunu belki asla öğrenemeyeceğiz. Afganistan’da aşırı İslamcı grupların veya El-Kaide gibi bir örgütün böyle bir saldırıyı plânlayıp gerçekleştirdiğine, Amerikan halkı dahil, hiç kimse inanmadı. Yeni çağın teknolojisiyle neler yapılabileceğini göstermesi açısından önemli bir olaydır 11 Eylül saldırıları. Başka bir ülkenin uçaklarının kontrolünü ele geçirip, istediğiniz noktaya bomba gibi düşürülebildiği bir çağda yaşıyoruz. Böylesi bir güç 20.yüzyılın en kanlı liderleri olarak kabul edilen Adolf Hitler ve Josef Stalin’de yoktu.

21. yüzyıla girerken yaşanılan en büyük olay 11 Eylül 2001 yılında Amerika’da ikiz kulelere yapılan uçaklı saldırılar oldu. Bunu yapan kim? Başında Usame bin Ladin’in bulunduğu El-Kaide terör örgütü. Daha doğrusu bütün dünyaya böyle duyuruldu saldırıyı yapanlar. Delil olarak enkaz altında kenarları hafif bir şekilde yanmış olan pasaportlar gösterildi. Demir ve çeliğin bile eridiği bir yangının içinden pasaportların nasıl hafif yanıklarla çıktığı sorusunun cevabını kimse bilmiyor. Medya gücünü ellerinde bulunduranlar, insanları istedikleri gibi kandırabiliyorlar.

11 Eylül saldırıları bahanesiyle Amerika İslam ülkelerinde terör estirdi. Terör örgütü lideri Usama bin Ladin’i 2011 yılında öldürdüklerini ilan ettikleri hâlde, cesedini kamuoyuna asla göstermediler ve denize attıklarını söyleyerek konuyu kapattılar. Ellerindeki bu kadar teknolojiye rağmen on yıl boyunca, kendilerine en büyük terör saldırısını yapan kişiyi (!) bulamadıklarına kimse inanmadı. Tıpkı öldürüp cesedini denize attıklarına kimsenin inanmadığı gibi…

Irak lideri Saddam Hüseyin’in yakalanma ve idam edilme görüntülerini dünyaya servis edenler, Usame bin Ladin konusunda sessizliklerini hep korudular. Usame bin Ladin’in kim olduğu, kimlerle ortaklığı olduğu hep tartışıldı. CIA tarafından özel yetiştirilmiş bir istihbarat elamanı olduğu hep söylendi.

Kovboyların Masumiyeti!

Yıllar önce, Abdurrahman Dilipak’ın kaleme aldığı, Coğrafi Keşiflerin İçyüzü adlı kitabı okumuştum. Amerika’nın kanlı bir sömürge sistemi üzerine nasıl inşa edildiğini anlatıyordu. Kızılderili yerli halkın nasıl katledildiğini, nasıl kafatası avcılığı yapıldığını o kitaptan öğrenmiştim. “Öğrenmiştim!” diyorum, çünkü kovboy filmlerinde çok farklı bir senaryo izletildi bize.

Bizim nesil, gençlik yıllarında çok kovboy filmi seyretmiştir. Kovboy filmlerinde genelde aynı mantık işlenir. Mahallenin delikanlısı, abisi bir kovboy vardır. Bu kovboy kasabada adaleti sağlamak için canını ortaya koyar. Özellikle vahşi (!) Kızılderililerin baskın ve hırsızlıklarına karşı bekçilik görevi yapar. Kızılderililer vahşi ve ilkel gösterilir. O kadar vahşidirler ki, insanları kazanlarda pişirip yerler. Öldürdükleri insanların kafataslarından köy girişlerine yol yapıyorlar.

Bu sahneleri, yüzlerce kovboy filmiyle, dünyaya izletenlerin gerçek gayesini, yıllar sonra öğrenmiştim. Asıl vahşeti kendileri yapmış. Amerika kıtasına yerleşmeye başladıklarında, o bölge halkının zenginliklerini elde edip oralardan uzaklaşmalarını sağlayabilmek için tam bir vahşet uygulamışlar. İnsanlık tarihinin gördüğü, en kanlı, en vahşi süreçlerden birisidir, Batı’nın Kızılderililere uyguladığı zulüm.

Amerika ve Batı Medeniyeti, kanla kurulmuş bir medeniyettir. Temel taşlarında insanın ve insanlığın kanları var. Böyle kurulan bir medeniyet ayakta kalabilmek için yine kan akıtmak zorunda. Bu kanı bazen kendi elleriyle akıtmaya devam ediyor. Bizzat müdahale etmediği yerlere, kan akıtacak zihniyet ve silahları ihraç ediyorlar. ‘Kan durursa ben biterim!’ düşüncesiyle yaşayan bir vampir gibi.

Sayın Dilipak’ın kitap çalışmasının bir yerinde kullandığı şu ifadeler, vahşi batının köklerindeki pislikleri örtme adına, nasıl bir hayat yaşadığını, düşündürücü bir şekilde anlatıyor.

Sosyetik bayanların tırnak boyaları, batının kanlı ellerini simgelemiyor mu? Dudak boyaları, yavrusunu parçalamış bir sırtlanın kanlı dudaklarını hatırlatmıyor mu? Baharatlı parfümler, bu cinayetin kokusunu gizlemek için uydurulmuş olmasın sakın!

Silahları Kim Üretip Satıyor?

Dünyada üretilen silah, bomba ve patlayıcıların neredeyse tamamı, ABD ve Avrupa’da üretilirken, bu bombaların neredeyse tamamı İslam ülkelerinde patlıyor. Bu gerçeği görmeyen, göremeyen insanlar, ya art niyetlidir veya kördür. Silahları üretip satanlar masum, bu silahları kullananlar terörist ilan ediliyor.

Silah ithal edip satanlar, Müslümanların ellerine silahları vermeden önce, zihinsel kavganın alt yapısını da hazırlıyorlar. Bölge şartlarına göre mezhep, meşrep kavgasının alt yapısı hazır olduktan sonra silah dağıtımı yapılıyor.

Cehalet Mühendisliği

Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Mehmet Görmez Hoca’dan duyduğum bir kavramdır ‘Cehalet Mühendisliği’ kavramı.

“Küreselleşmenin en büyük projelerinden birisi de cehalet mühendisliğidir. Cehalet Mühendisliği bilgi yükleyerek insanı cahil bırakan bir mühendisliktir. Cehalet mühendisliği insanı eğitim yoluyla cahilleştiren bir mühendisliktir.”

Okusun, diploma alsın ve kendini okumuş insan sansın. Ama cahilin biri. Düşünmüyor, düşünemiyor, düşünmediğini, düşünemediğini ve cahil olduğunu bilmiyor. Kendini okumuş ve kültürlü sanıyor. Çünkü diploması var! Birileri tarafından hazırlanmış bilgilerin bir kısmını sadece ezberliyor. Flashdisk yüklemesi yapar gibi zihnine bilgi yüklüyor. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, birçok bilgi beş – on sene içerisinde eski sayılıyor. Üniversitelerde okutulan bazı kitaplar otuz sene önce yazılmış ve maalesef yenilenmiyor.

Bilişim Güvenliği ve Danışmanlık alanında hizmet veren BeyazNet Genel Müdürü M. Fatih Zeyveli “Bilişim eğitimi üniversitelerde 20 yıl geriden gidiyor” demişti. Bunları yazarken üniversite eğitimine gerek yok anlamında yazmıyorum. Gençlerin şu gerçeği bilmesi gerekiyor. Okulların ve öğret-menlerin size verdikleri ile yetinirseniz asla çağı yakalayamazsınız. Mutlaka kendi çabanız ve fedakârlığınızla kendinizi yetiştirmek ve geliştirmek zorundasınız.

 

Sait Çamlıca

Eğitimci-Yazar

Kaynak Kitap

Teknoloji Kuşatmasında Geleceğimiz

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.