Her karne dönemi veya sınav sonuçlarının açıklandığı dönemlerde, benim aklıma karneler, tabutlar ve şehitler geliyor.
Karne aşığı anneler var memleketimde.

Başarı hırsıyla boğulan, diploma meraklısı babalar var. Ya çocuklar!

Her şey karne başarısıyla ölçülür olmuş. Çocuklar karne notunu yükseltmek için çalışıyor. Anne ve babaları mutlu olsun diye. Ya da fırça yemeyelim diye…

“Karnende zayıf olursa eve sakın gelme!” tehditlerini duyan 7, sınıf öğrencisi karnesindeki zayıfları görünce okul tuvaletinde kendini asmış.

Ertesi gün sırasında ağlayan sınıf arkadaşları ölen arkadaşlarının sırasının üzerinde “Sevgiye ihtiyacım var!” yazısını görmüşler.

Başka bir öğrenci… Hem de daha altıncı sınıf öğrencisi “Beni affedin! Aldığım iki zayıfla nasıl yüzünüze bakarım?” diye yazdığı mektubu arkasından bırakarak intihar etmişti karne günü.

Bu yavrunun küçücük cesedine anne-baba sarılırken “karne” akıllarına gelmiş midir sizce? Her karne günü bu çocukların anne ve babaların yüreğinde ateş yeniden yanıyordur. Ölenle ölünmüyor, gidenle gidilmiyor biliyorum. Benim derdim kalanları kurtarmak!

“Sınavı kazanmazsan ben sana sorarım!” tehditlerini sık sık duyan öğrencilerimin gözlerine bakarken korkuyorum bazen. Tabutlarını görmekten korkuyorum..

Satılık Mutluluklar!
“Ben annem babam mutlu olsun diye okuyorum!” diye söze başladı eski / eskimeyen bir öğrencim.

“Babam benimle gurur duyacakmış, annem de diplomamı ve mezuniyet resimlerimi asacakmış evin duvarlarına!” diye başladı anlatmaya.

Üniversiteyi bitirince öğretmen olacak. Mutlu olacak mı bilmiyorum?

“Öyle zor şeyler yaşadım ki hocam, hayatımın sonuna kadar üniversite okuduğum bu şehirden de, üniversiteden de nefret edeceğim!” dedi.

Hüznün hiç yakışmadığı o güzel gözlerinde hüznü gördüm öğrencimin. Çok şey anlattı bana. Belki de her şeyi anlatmadı / anlatamadı. O konuşurken benim içim acıdı.

“Mutluluğunu sattın yani!” dedim. “Evet!” dedi.

“Umarım bir daha satmazsın mutluğunu” dedim. Ama o sadece sustu.

Belli ki içini acıttı bu soru. O susunca ben de sustum.

Benim içim de acımıştı çünkü.

“Satılık mutluluklar!” diye mırıldandım sadece.

Yine eski bir öğrencim aradı gecenin saat ikisinde. “Hocam kardeşim ‘yaşamak istemiyorum. İntihar edeceğim!’ demeye başladı. Korkuyorum!” diye söze başladı. Sebep okumak istemediği halde okumaya zorlayan ailesiymiş. Hayattan bıktığından bahseden genç 21 yaşında yağız bir delikanlı.

Anlık bir bunalımla bunları söylemiş olabileceğinden bahsedip telefonu kapattım. Ama benim gözüme uyku girmedi. Ya intihar etseydi? Tabutuna sarılan Baba kendisini nasıl teselli ederdi? Düşünmek bile istemedim.
Sonra psikolojik tedavi görmeye başlamış. “Ailemi mutlu etmek için okulu bitireceğim. Ama önce psikolojim düzelsin!” demiş. Bu gençlere bu acıları çektirmeye değer mi?

Karneler ve tabutları yazacaktım sadece. Şehitler hiç aklımda yoktu. Erdoğan ERGİN bey’in rahmetli abisine yazdığı şiiri, ağzından dinlerken şehitler düştü aklıma.

Şiirde bir yürek yangınını görüyorsunuz. Erdoğan beyin yürek yangınını…

Keşke imkânınız olsa da, Erdoğan bey’in ağzından dinleseniz bu şiiri. Yüreğindeki ateş, ses tonuna yansıyor adeta.

Yanarken yazmanın ne demek olduğunu bildiğim için “Kim bilir bu şiiri yazarken neler hissetmiş, nasıl acılar çekmiştir. Belki de gözyaşları arasında yazmıştır bu şiiri” diye düşündüm. Yanmadan yazılamayacağını biliyorum çünkü….

Altı Ocak (Ağabeyimin Ardından)’06.01.2004 Tarihinde aramızdan ayrıldın. Ama hala kokunu hissediyorum, teninin sıcaklığı elimde, sesin kulağıma geliyor. Niçin diye sormayacağım. Şehitlere sorulmaz biliyorum. Ama hala kabul edemiyorum 37 yaşında gidişini. Allah yar ve yardımcın olsun.’

Hayatımdan bir gün eksik artık
Zamana inat siliyorum
Bugünü, altı ocak
Ne var yani yaşamak mı gerek
Hep aynı acıyı

Damla damla niçin düşüyor
Yüreğime
Kor taneleri
Acıyı hak etmedim ki ben
Hak etmedi ailem
Hayatımdan bir gün eksik artık
Zamana inat; yaşamıyorum
Ayaklarım titriyor
Ellerimi kaldıramıyorum
Beynimde karıncalanmalar
Kalbimi sormayın sakın!
Soğuk kanımın dolaştığını hissediyorum
Damarlarımda ve kalbimde
Hayatımdan bir gün eksik artık
Altı ocak yoksun
O gün
Kar yağıyordu, rahmet vardı
Karda
Kar yağıyordu
Kardan adamlar geldi
Aldılar ağabeyimi
Kar gibi beyaz örtüye
Nur yüzünü yerleştirdiler
Kar yağıyordu Yüreğime.
Kardan adamlar geldiler
Aldılar yüreğimi
Örttüler ağabeyimin üzerine
Altı ocak yok artık
Kaldıramıyor bedenim
Kalbimin olmayışını

Erdoğan bey “Vatan sağ olsun! Şehit kardeşi oldum ben!” diyerek belki de kendini teselli etmiştir. Acı ve hasret yüreğinde bir ateş olsa da…

Elinde karneyle intihar eden çocuğun annesi babası neyle teselli edecekler kendilerini?

Sınavı kaybettiği için hayatına son veren çocukların anne ve babaları şiir yazabilecekler mi evlatlarının ardından?

Her şey için şehit demeye başladık ya, karne şehidi, diploma şehidi, sınav şehidi, gibi kavramlar da kullanacağız böyle giderse!

Yapmayın anneler! Etmeyin babalar! Çocuklarınızı karneleri / diplomaları kadar sevmeyin.

Karnelere sarılan anne-babalar tabutlara sarılmaya başladı ülkemde.

Karnelere değil, çocuklarınıza sarılın!

Bir Cevap Yazın