Üniversite eğitimimi tamamladığımda (2000) Türkiye’nin gündeminde hala o meşhur 17 Ağustos depremi vardı. Her yerde depremle ilgili olaylar konuşuluyordu. Gazete manşetlerine taşınmasa bile ara sayfalarda hala depremin sebep ve sonuçlarıyla ilgili haberler ve yorumlar vardı. Depremi yaşayanlar ise hala o günlerin şokunu atlatamamıştı.

İlginç yorumlar ve yazılar arşivledim o günlerde. Depremin sebepleri, sonuçları, deprem anında ve sonrasında yaşananlarla ilgili resimler ve makaleler aldım arşivime.
Unutamadığım notlarımı paylaşmak istiyorum sizlerle.

Deprem bir felaket değil rahmettir.
Jeoloji (yer-bilim) ilmine az ya da çok vakıf olanlar bilirler ki “depremler daha büyük belalar yaşamamıza engel olan” yeryüzü sarsıntılarıdır. Şayet deprem gibi yer sarsıntıları olmamış olsa, yerin altındaki denge bozulurdu. Belki de yer kürenin altında bulunan magmalar yüzeye çıkacak, depremlerden çok daha büyük felaketler yaşayacaktık. Her sarsıntı ile birlikte yerküresi kendi dengesini sağlamaktadır. Deprem bir felaket değil, rahmettir.

Rahmeti felâkete dönüştüren insandır.
Daha büyük belalardan insanı korumak için meydana gelen “rahmeti”, felâkete dönüştüren insandır. Dünyanın her yerinde bizim yaşadığımız depremler şiddetinde sarsıntılar olduğu halde, bizdeki kadar mal ve can kaybı olmuyor.

Rahmeti felâkete dönüştüren sarsıntılar değil, bina yapılmaması gereken yerlere bina yapılmasına izin veren yetkililerdir.

Rahmeti felâkete dönüştüren inşaatın demirinden, çimentosundan çalan, ucuz maliyet hesabı yaparak deniz kumu kullanan müteahhitlerdir.

Rahmeti felâkete dönüştüren arsasından daha fazla para kazanmak için, caddeyi, sokağı, mahalleyi düşünmeden dar arsada iki bina sahibi olma hesabı yapan mal sahipleridir.

Rahmeti felâkete dönüştüren, aldığı evin temelinden daha çok, manzarasıyla ilgilenen insanlardır.
“Rahmeti felâkete dönüştüren”… diye başlayan onlarca cümle kurabilirsiniz.

Ahlâksız diplomaların bedelini ödedik.
Tüm anne-babalara sesleniyorum.
Diyelim ki siz çocuğunuzun okul başarısı için elinizden gelen her şeyi yaptınız. Çok başarılı bir temel eğitimin ardından Türkiye’nin en başarılı Anadolu Liselerinden birisini evladınız kazandı.
Gurur duyarsınız.

Lise hayatı da başarılarla geçen evladınızın iyi bir üniversite kazanması için masraflar yaptınız, belki özel dersler aldırdınız… Sonuçta çocuğunuz Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden birisinin İnşaat Mühendisliği bölümünü kazandı.
Gurur duyarsınız.

Üniversite hayatında da başarıları devam eden çocuğunuz Üniversitenin, İnşaat Mühendisliği bölümünü birincilikle bitirdi. Mezuniyet töreninde herkes evladınızı ayakta alkışladı…
Gurur duyarsınız.

Türkiye’nin en büyük ve en meşhur inşaat şirketlerinden birisinde işe başlayan çocuğunuz çok iyi para kazanmaya başlarsa “ektiklerinizi biçmeye” başlayacağınız için sevinirsiniz. Kısa sürede iyi para kazanan ve kariyer basamaklarını hızla tırmanan evladınız kendi inşaat şirketini kuracak kadar mesafe aldığı gün sevinirsiniz.
Gurur duyarsınız.

Kendi işinde de başarısını sürdüren evladınız kısa sürede o kadar iyi iş çıkartır ki, on bin konutluk bir siteyi tek başına yapıp çok iyi pazarlayarak çok büyük paralar kazanır. Anne-baba olarak bu günleri gördüğünüz için şükredersiniz.
Gurur duyarsınız.

Ancak aradan birkaç yıl geçer.
Sizin saçınızı süpürge yaparak okuttuğunuz, iyi bir liseyi kazandığı gün ağladığınız, Üniversiteyi kazandığında

gururlandığınız, okul birincilikleriyle göğsünüzü kabarttığınız, iş hayatındaki basamakları çıkarken mutlulukla seyrettiğiniz, kendi işini kurduğunda şükrettiğiniz, dev bir siteyi yapıp büyük paralar kazandığında rahatladığınız evladınızın yaptırdığı binalar, küçük bir depremle yerle bir olmuşsa, siz çocuğunuzu eğitememişsiniz demektir.

Çünkü eğitim, diploma sahibi olmak değildir. Helal para kazanma bilinci, kul hakkı yememe şuuru verilmemiş bir müteahhit yetiştiren anne-babalar, diplomalarla gurur duymamalı.

Rahmetli Necmettin Erbakan ‘Helal olan 4’ün, Haram olan 5’ten daha büyük olduğunu öğretmemiz gerekir gençlerimize’ diye anlatırdı ‘önce ahlak ve maneviyat’ darken neyi kastettiğini anlatmaya çalışırken.

Balık içinden kokar
Buna benzer bazı benzetmeler yapmıştım bir konferansımda. Konferansımı dinleyen velilerden bir tanesi ayağa kalktı ve bana, “İyi diyorsun hocam! Ancak unutma ki balık baştan kokar!” dedi.

Bu ve benzeri tepkilere alışık olduğum için çok sevdiğim bir cümleyle cevap verdim Veliye. “Balık baştan kokmaz. Balık içinden kokar, kokusu başından çıkar”.

Yakın zamanda bir deprem olacak olursa neler yapmanız gerektiği ile ilgili bir şeyler yazacak değilim. Benim derdim, yirmi yıl sonrası olacak depremlerde daha büyük acılar çekmemek için tavsiyelerde bulunmaktır.

Geleceğin müteahhitleri, geleceğin belediye başkan ve yardımcıları olan, bugünün çocuklarının “ahlak karnesi” notlarını yüksek tutmanızı tavsiye ederim.

2000 yılında mesleğe başladığım için deprem merkezli konuşmalar çok yapmak zorunda kaldım. Halen de yapıyorum. Hatta öğrencilerim için bir dua yazmıştım deprem sonrası notlarımdan esinlenerek. O duayı ve diğer notlarımı bir sonraki yazıya bırakacağım ancak kime ait olduğunu bilmediğim aşağıdaki güzel söz ile bitireyim.

Dünya değil çivisi çıkan, biziz. Deprem değil bizi yıkan, biziz.

Bir Cevap Yazın