2022 Ramazan ayında medyaya düşen bir habere göre Türkiye’de Resmi diplomalı Hafız sayısı artmış ve 200 bin hafız varmış. 77 bin 190 öğrenci ise hafız olmak için halen çalışıyormuş. Bu haberi okuduğumda aklıma gelen birkaç soru oldu. Ne işe yarıyor hafızlık? Geçmişte hafızlık yapmış olanlar halen hafızlıklarını koruyorlar mı? Hafızlar 70 kişiye şefaat edecek mi?

Hafızlar Şefaat Edecek mi?

Gençleri hafızlığa teşvik etmek için kullanılan birçok ezber var. ‘Peygamberimiz demiş’ diye söze başladıklarına bakmayın. Kuran’ın ne dediğini insanlara anlatmak için gönderilen bir Peygamberin Kuran’ı anlamadan ezberlemeye teşvik ettiğine inanmak, hem Kuran’ı hem Peygamberimizi anlamamaktır. Kuran: ‘İnsanlara açıklayasın diye Kuran’ı sana indirdik’ (Nahl 44) derken, anlamadan ezberlemeyi bu kadar yüceltmek ancak cehalet ile açıklanabilir.       

Yetmiş kişiye şefaat edebileceğine inandırılır hafızlık yapan gençler. Hafız olunca kendisi kesin cennete gidecekmiş gibi, bir de yanında yetmiş kişiyi cennete götürecekmiş gibi anlatılır. Şefaate inanmak, Allah’ın adaletine inanmamaktır. Şefaat bildiğiniz torpil demektir. Allah torpile izin verir mi? Bir insan sadece Kuran’ı ezberledi diye cennete gidebilir mi? Ezberi iyi insanlar cennetlik diğerlerinin işi zor mu diyeceksiniz? Kuran’ı ezberledi diye yetmiş kişiye torpil yaptırır mı Allah? Bunu yapmak Allah’ın adaletine sığar mı? Konumuz bu değil ama hafızlığa teşvik için sürekli bu tür sözlerle şişirilen gençlerin psikolojisi ne hale geliyor diye düşünen var mı? Hafızlığı bitirince öyle törenler yapılıyor, daha 15 yaşında öyle övgüler alıyorlar ki gençler, gururlanıp şımarmaması nerdeyse imkânsız.

Daha yeni hafız olan bir genç, evlerine ziyarete gelen öz dayısından bir şey istemiş. Dayısı vermeyeceğini söyleyince ‘sana şefaat edersem şerefsizim’ diye karşılık vermiş. Kendisi cenneti garantilemiş gibi, şefaat edeceği kişilerin listesini bile yapmaya başlamış. Sinirlendiklerini listesinden çıkartmakla tehdit etmesine şaşırmamak gerekir.

Bu olayı bana anlattıklarında dedim ki, ‘Daha bu yaşta büyüklerine bu sözleri söyleyecek hale gelmesinin sebebi hep şımartılmasıdır. Egosu bu kadar şişirilen ve sırtına böylesi bir yük verilen genç, sosyal hayatın içinde yaptığı en ufak bir hatada ‘bir de hafız olacaksın’ tepkisi aldıkça psikolojisi daha çok bozulacak. 

Tefsir Sohbetinden Sıkılan Hafızlar

Güneydoğu’da küçük bir ilçede programlarım vardı. Akşam otelin lobisinde arkadaşlarla çay içip muhabbet ediyorduk. İlçe Müftülüğünde görevli olan bir Vaizin benimle tanışmak istediğini söylediler. Vaiz arkadaş gelince önce tanışıp biraz muhabbet ettik. Sonra bana yaşadığı bir olayı anlattı.

‘Hocam ben bu ilçeye geçen yıl geldim. Göreve başladıktan birkaç ay sonra imam ve müezzin arkadaşlarla tefsir sohbeti yapmaya başladım. Kırk kişilik bir grupla her hafta tefsir sohbeti yapıyorduk. Bir ay bile geçmeden 10-12 arkadaş sohbetlere gelmeyi bıraktı. Birkaç hafta sonra hepsine teker teker neden tefsir sohbetine gelmeyi bıraktıklarını sordum. Birçoğu sohbetten sıkıldıklarını söylediler. Asıl üzücü olan ise tefsir sohbetinden sıkıldığını söyleyenlerin bir ikisi hariç hepsi hafız olan arkadaşlardı. Onlar gelmeyi bıraktı biz diğer arkadaşlarla tefsir sohbetlerine devam ediyoruz. Sizce hafızlar neden tefsir sohbetinden sıkılıyorlar?’  

İlçe Vaizi arkadaşın sorduğu soru çok önemlidir. Ezber yapıp ezberlediklerini tekrar etmekle geçen uzun yıllardan sonra, ezberlediklerinin anlamını okuyup o anlam üzerine düşünmek kolay değildir. Düşünmeye alışık olmayan bir zihin, düşünmeye teşvik edilince zorlanır.    

Hafızlık Bitince Kendini Dağıtan Hafızlar.

Hafız olacak olan çocuklar ortalama 10-12 yaşlarında bu sürece dahil oluyorlar. İlk hazırlık ve test aşamalarından sonra günde bir sayfa ezberleyerek, pekiştirme süresi dahil ortalama üç yıl içerisinde hafız oluyorlar. 12 yaşında hafızlığa başlayan bir genç, 15 yaşında hafızlığını tamamlıyor, Kur’an’ın tamamını ezberlemiş olur.

Peki bu yaş grubundaki gençlere bu kadar ezber yaptırmanın anlamı var mı? Ergenlik sadece bedenin değişim yaşadığı bir süreç değil, aynı zamanda ruhen ve zihnen de hayatın en önemli geçiş anlarından birisidir. Kanın deli gibi kaynadığı bu delikanlılık döneminde, saatlerce ezber yapmanın çocuğun psikolojisine verdiği zararı neden konuşmazlar?

Özellikle yatılı olarak hafızlık yapanlar, kurs hayatı bitip normal eğitim sürecine dahil olunca, adeta birikmiş ve sıkıştırılmış bir enerji patlaması yaşıyorlar. İmam Hatip Liselerinde hafızlık yaptıktan sonra okula gelmiş olan gençlerin önemli bir kısmı diğer arkadaşlarından daha hareketli daha yaramaz oluyorlar. Bunun sebebinin üç yıl boyunca bastırılmış duyguların dışa vurumu olduğunu bildikleri halde bunu maalesef dile getirmiyorlar.   

Bu konuyu dile getirenlerden birisi olan Prof. Dr. Suat Cebeci, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan dergide şöyle diyor;

Birey gelişiminin en kritik dönemlerinde hafızlık yapan çocuğun ruhunda kişiliğini etkileyen birtakım psikolojik boşlukların (tatminsizlikler, açlıklar, bastırılmış özlemler) oluşmaması ilk dikkate alınması gereken husustur. Hafızlık sırasında oluşacak derin psikolojik boşluklar, hafızlığa verilen bütün emekleri ilerleyen yıllarda boşa çıkaracak etkiye sahiptir. Bu aşamada ruhsal dinginliğin sağlanamaması sonucu çocuğun benliğinde açılan gedikler ileride kapanması güç kişilik zaafları olarak kendini gösterecektir.

Hafızlığa Gerek Var mı?

Konuyla ilgili en önemli soru budur. Gerçekten hafızlığa ihtiyaç var mı bugün? Peygamberimiz kendisine gelen ayetleri unutmamak için hem kendisi ezberlemiş hem de birkaç sahabeye ezberletmiş. Kemik, hayvan derisi gibi dönemin şartlarına göre yazılı olan metinler kaybolur korkusuyla ezberlenmiş. Peygamberimizden sonra bu metinler hafızların desteği ile bir araya getirilip kitaplaştırılmış. Kitaplar zaman içerisinde çoğaltılarak her yere dağıtılmış. Bugün artık her evde birçok Kuran varken, bu kadar hafıza ihtiyaç var mı?  

İlgili yazısında konuya değinen Prof. Dr. Suat Cebeci iki soru soruyor.

1) Bugünkü bilişim teknolojileri istediğim her ayete ve manasına kolayca ulaşmama imkân veriyorken bu kadar uzun metinleri büyük bir emek ve zaman harcayarak ezberlemenin sebebi nedir?
2) Manasını bilmediğin halde ibadetler için gerekli olanların dışında Kur’an’ın tamamını ezberlemenin anlamı ve yararı nedir?
Sorular ve cevapları basit gibi görünse de bu konuda oluşturulacak bilinçlilik ve kararlılık, hafızlık eğitiminin geliştirilmesi, verilen emeklerin karşılığının üst düzeyde alınabilmesi bakımından sağlam bir temel oluşturacaktır. Böyle bir başlangıç hafızlık eğitiminin diğer sorunlarının çözümünde de bir yön ve rota tayin edecektir.

Hafızlar Hafız Kalıyor mu?

Bu konuyla ilgili önemli bir diğer soru budur; hafızlar hafız kalıyor mu? Hafızların çok büyük bir kısmı hafız kalamıyorlar. Hafızlık yapmış olanların %95’inden fazlası ezberlediklerini unutuyor. Normal hayatın içinde başka işler yapanlardan bahsetmiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığında görev yapan müftü, vaiz, imam veya müezzinlerin çok önemli bir kısmı ezberlerinin çoğunu unutuyorlar. Unutmaları da çok normaldir. Sürekli tekrar etmediğiniz her şeyi unutursunuz. Hiç kimse 600 sayfayı sürekli tekrar edecek bir zamana ve fırsata sahip değildir.

Prof. Dr. Suat Cebeci ‘Kur’an Öğretim Geleneği Olarak Hafızlık Eğitimi’ başlığı ile yayınladığı yazısında, A. Emin Çimen’in 2010 yılında yaptığı ‘Hafızlık Eğitimi ve Türkiye’de Hafızlık Kurumunun İşlevselliği’ başlıklı araştırmasından alıntı yaparak diyor ki;

(…) Nitekim Çimen’in yukarıda sözü edilen araştırmasına katılan din görevlilerinin çoğunun hafızlıklarını koruyamadıkları anlaşılmaktadır. Bu görevlilerin sadece %22,6’sı ezberlerinin iyi durumda olduğunu bildirmiştir. Ezberlerinin çok iyi durumda olduğunu bildiren çıkmazken, yaklaşık her 5 din görevlisinde 4’ü ezberinin iyi olmadığını, zayıf veya çok zayıf olduğu beyan etmiştir. Yine bu görevlilerden %73,8’i ezberlerini uzun yıllar hiç tekrar etmediğini bildirmiştir. Hâlbuki din görevliliği hafızlığı korumak için en uygun ve en elverişli bir görev ve meşguliyet alanıdır. Dinî görevlerde bulunanların durumu böyle ise bu görevlerde çalışmayan meslek dışında kalan hafızların hafızlıklarının ne durumda olabileceğini tahmin etmek güç değildir. Günümüzde hafızlık eğitimini tamamlayarak hafızlık belgesi almış olanların %85’inin dinî görevlerde değil de başka alanlarda çalıştıkları tespiti (Cebeci-Ünsal, 2006) dikkate alınırsa bu eğitime harcanan emek ve zamanların verimli sonuçlara dönüştürülemediği rahatlıkla söylenebilir.

Kuru Ezber Faydalı mı Zararlı mı?

Hafızlarla ilgili istatistikleri bir çay muhabbetinde anlatmıştım. Kalabalık içinde halen Diyanet personeli olan bir İmam hem gülümsedi hem söze girerek ‘Bende hafızım hocam ama sadece mukabele hafızıyım’ dedi. Sonra bana hiç unutmayacağım bir örnek anlattı.

‘1980’li yılların sonunda hafızlığımı bitirdim ben. Birlikte hafızlığa başladığım bir arkadaşım altı ay gibi kısa bir sürede hafızlığını tamamlamıştı. Herkes o arkadaşı konuşuyordu. Ne kadar zeki bir çocuk olduğunu, ileride çok büyük başarıları olacağını, böylesi bir hafızanın nadir bulunabileceğinden bahsediliyordu. İleride atomu parçalar bu çocuk demedikleri kalmıştı. Tüm il genelinde altı ayda hafız olan birinden bahsedilince, birçok cemaat bu çocuğa sahip çıkmak istedi. En son Nurcu bir grup çocuğu ve ailesini ikna edip yanlarına aldılar. Tam sayısını bilmiyorum ama galiba 25 cilt olan Said Nursi’nin tüm Risalelerini ezberletmişler bu arkadaşa. Yirmi yaşına girdiğinde hem Kuran hafızı hem Risale hafızı olmuştu bu arkadaş. Aradan biraz zaman geçince, psikolojik problemleri olduğunu duyduk. Meğer bu arkadaş kendisini Peygamber ilan etmiş, yıllarca psikolojik tedavi görüp ilaç kullanmak zorunda kalmış. Otuzlu yaşlarına geldiğinde halen ilaç kullanıyordu. İşsiz kaldığı için Diyanetin açtığı sınavlara girerek imamlığı zar zor kazanabildi. Halen Diyanet görevlisi olan o arkadaş, eskisi kadar ağır olmasa bile ilaç kullanmaya devam ediyor.’

Altı ay içerisinde 600 sayfayı ezberleme kapasitesi olan bir genç, ilaç kullanmadan ayakta duramayacak hale neden geldi? Bu sorunun cevabına psikologların, pedagogların ve ilahiyatçıların çalışması gerekiyor. Sadece kuru ezber yapmanın insan zihnine zarar verdiğini, fazla ezberin düşünme melekesine zararı olduğunu biliyoruz. Konu hafızlık olunca bildiğimiz halde bunu ifade etmiyoruz.

Kim Hafız Olmalı?

Hafızlık sitemi tamamen ortadan kaldırılsın demiyorum. Mevcut sistemin çok ciddi anlamda yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Bana sorarsanız hafızlık sadece Tefsir alanında çalışacak, yüksek lisans veya doktora yapmak isteyen gençler için zorunlu olmalı. Yeni hafız yetiştirme yöntemlerinde bir yıl hatta daha kısa sürede hafız olunabiliyor. 15 yaşından önce hafızlık yapmayanların sonradan ezber yapamayacağı sözü tamamen uydurmadır. İnsan istedikten sonra her yaşta hafızlık yapabilir.

Gençleri İsraf Etmeyin!

Hz. Ömer’in Basra Valisi Ebu Musa el- Eş’ari’ye yazdığı mektupta ‘İnsanların Kur’an’ı ezberlemekle meşgul olurken onun hükümlerini öğrenmeyi ihmal etmelerinden kaygı duyuyorum’ dediği anlatılır. Hz. Ömer’in bu uyarısını hafız sayısını çoğaltmak için uğraşanlar bilmiyor mu? Bildikleri halde susuyorsalar vebalini nasıl ödeyecekler? Toplum baskısı veya cemaat ve tarikatların baskısından değil Allah’tan korksunlar. Yeni bir yüzyıla girdik. Bizim artık israf edilecek tek bir gencimiz olmamalı.   

NOT: Burada yazdıklarımı Diyanet İşleri Başkanlığının yayınlamış olduğu bir dergiden aldım. Diyanetin bu konuya ilgi göstermesi ne kadar sevindirici ise, bu gerçekleri bildikleri halde çözüm üretmek için çaba sarf etmemeleri o kadar üzücüdür.

Kaynak: Kur’an’ın Nüzulünün 1400. Yılı Anısına – Diyanet İlmi Dergi – Kuran Özel Sayısı 2012 yılında yapılan ikinci baskısı. Prof. Dr. Suat Cebeci tarafından kaleme alınan bölümün başlığı ‘Kur’an Öğretim Geleneği Olarak Hafızlık Eğitimi’ olarak belirlenmiş. (s. 597 – 621)

5 comments

Bir Cevap Yazın

  1. Sait kardeşim, Allah senden razı olsun. Çok çok önemli bir konuyu işlemişsiniz. Eksik olmayın. Çok faydalı bir yazı. Selamlar.

  2. Sizleri ve sizin gibi yazarlarımızı canı gönülden tebrik ederim. Çok güzel bir çalışma olmuş. Elinize ve emeğinize sağlık kardeşim. Saygı ve sevgilerimle efendim.

  3. Hocam Merhaba,

    Ben de uzun yıllar önce hafızlık yapmış biri olarak yukarıda yazdıklarınızı harfiyen yaşadım ve onaylıyorum.

    Çok üzüldüğüdüm bir konu; Allah kelamı olduğunu kabul ettiğim kitabı ezberlemiş olmama rağmen içeriğine hiç bakmamış olmaktan üzüntü duyuyorum.
    Nasıl bir akıl tutulması hala anlam veremiyorum.
    Hafızliğin bu şekilde yüceltilmesinin sebebi, fakir aile çocuklarının sığınak yeri, başka iş yapma konusunda becerisi olmayan kişilerinin de ekmek kapısı olmasıdır.

    Saygı ve sevgilerimle,

    Ömer Ayan