Gençlik, Aşk ve Hayat


Sevgiyi, aşkı, bir insanın karşı cinse olan ilgisini kimse inkâr etmez. Birini sevmek ve onunla evlenmek, hayatın parçasıdır. Elbette gençler birilerini sevecek ve birileriyle evlenecekler.

Ancak öğrencilik yıllarında kendini gönül işlerine çok fazla kaptıran birçok genç, uzun yıllar sıkıntılarını yaşayacakları hatalar yapıyorlar.

“Aşk kalbe girince, akıl seyahate gider” demişler. Çünkü, kendi geleceği için tüm konsantrasyonunu eğitimine ayırması gereken bazı gençler, gönül işlerine kendini kaptırıp ömür boyu pişmanlık çekiyor.

İnsan ya evlenmek için ya da eğlenmek için karşı cinsle samimi arkadaşlıklar kurar. Evlenmek için bir arada olduğunu söyleyen gençlere “Allah mesut etsin!” demekten başka bir söz düşmez kimseye. Ancak “Ben okumak istiyorum. Başarılı olmam gerekiyor!” diyen bir gencin, gönül işlerine kendini çok fazla kaptırırsa, başarılı olması zorlaşır.

Öncelikler!

İnsan hayatının öncelikleri vardır. Bu öncelikler yer değiştirirse, telafi edilmesi zor hatalara sebep olur. Önce kendi ayakları üzerinde durma mücadelesi vermesi gereken bir genç, bütün enerjisini karşı cinslere yönlendirirse, kendi ayakları üzerine durma mücadelesini kaybeder.

İnsanları kirletmeden önce kavramları kirletiyorlar. Yaşadığımız yüzyılda en çok kirletilen kavramların başında AŞK geliyor. Batı medeniyetinin ahlaksızlığı için kullandığı aşk kavramı ile bizim medeniyet ve kültürümüzün aşk kavramı birbirinden çok farklıdır.

Daha açık bir ifade ile söylemek gerekirse, bizim kültür ve medeniyetimizde aşk hep belden yukarı bir duygu olarak kullanılırken, Batı medeniyetinde aşk, belden aşağı, yani cinsellik merkezli kullanılıyor. Aşk deyince, yüreği titremesi gereken gençler, el ele gezmeyi aşk sanıyorlar. Altı ayda bir sevgili değiştirip bunun adına aşk koyan gençler var.

Gençlerin sürekli izlediği dizi ve filmlerde de yerli yapımlarımız dahil, aşk kavramı, batı medeniyetinin algısı merkezli işleniyor. Dizi ve filimler vasıtasıyla, herkesin sevgilisi olmak zorundaymış gibi bir algı oluşturuluyor gençlerde. İnsan sevgiliye değil, sevgiye muhtaçtır.

Evlilik

Sesimi duyan olur mu bilmem? Ancak ben Millî Eğitim Bakanlığının müfredatına, “Evlilik, Aile ve Çocuk Eğitimi” konusunun, mutlaka ders olarak girmesi gerektiğini savunuyorum. Medyada izledikleri dizilerdeki aşk ve evlilik hikayelerini gören çocuklar / gençler, evliliği de öyle bir şey sanıyor. Bilmiyorlar ki hayat, dizilerin bittiği yerde başlıyor. Dizilerde aşk ve evlilik hikâyeleri, sevgililer kavuşunca, dizi final yapar. Gençlerde “mutlu son” ile duygulanır. “Asıl film o günden sonra başlıyor!” gerçeğini kim anlatacak gençlere?

Biz gençlere evlilik, aile ve çocuk eğitiminin önemini anlatmazsak, bugünün gençleri “İnternet’te evlenip, Twitter’da kavga edip Facebook’ta boşanıyor!”

Yukarıdaki satırları, ‘Doğurmak Annelik, Doyurmak Babalık Değildir’ adını verdiğim kitap çalışmamın ön sözünde yazdım.

Her genç, er ya da geç evlenecek. Evlilik, farklı dünyalarda büyümüş insanların ortak bir dünya kurmasıdır. Ortak dünya kurmak, aşk dizilerinde gösterildiği gibi değildir.

Meleğimi Aldım, Cennete Gidiyorum!

Bu yazıyı yazarken sosyal paylaşım sitelerinde bir yazı dikkatimi çekti. Gelin arabasının arka camına “Meleğimi aldım cennete gidiyorum.” yazdırmış bir genç. Bu yazıyı gören bir yazar yorumlar yapmıştı. Aklımda kaldığı kadar yazayım. Ne erkekler ne kadınlar, günahsız, hatasız meleklerdir, olamazlar da. Hiçbir evlilik cennet bahçesi de değildir. Ancak gençlik heyecanı ile romantizm rüzgârına kendini kaptıran gençler, cennet beklentisi ile yuva kurup hayatlarını cehenneme çeviriyorlar.

 

Sait Çamlıca

Eğitimci – Yazar

Kaynak Kitap

Gençlik Hazinesi

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.