Acıların Çocuğu

Hayat hep eğlenceden ibaret değil.

Hayat sadece gülmekten ibaret değil.

Hayat sürekli mutlu olmak anlamına da gelmiyor.

Çocukluk yıllarından gençlik yıllarına geçiş döneminde, gençlerin mutlaka anlamak zorunda oldukları “hayat kuralları”ndan birisi de budur.

Hayatın hem inişleri hem çıkışları vardır. Hayat, bazen güldürür insanı, bazen ağlatır.

İzledikleri filmler, dinledikleri şarkıların da etkisi olmakla beraber, daha çok hayatı bilmedikleri için birçok genç, hayatın ufak sıkıntılarını büyütüp geleceklerini karartabiliyor.

“Stresli İman” adını verdiğim kitap çalışmamı yaparken, hayatın gerçeği olan zorluk ve sıkıntıların, hayatın bir parçası olduğunu anlatmaya çalıştım aslında. Hayat bir gül olsa, dikensiz gül olmayacağını kabullenmek zorundayız.

Dünyada derdi, sıkıntısı, problemi olmayan bir tek insan bile yoktur. Sadece herkesin acısı kendine büyük görünür. “Dünya’da iki tane dertsiz insan var. Bunlardan birisi doğmamış, diğeri ölmüştür.” Bu gerçeği bilmek ve kabul etmek zorundayız.

“Dertsiz insanların toplanma yeri, mezarlıklardır.” diyen büyüklerimiz, hayatın iniş ve çıkışlarının, hayatın bir gerçeği olduğuna vurgu yaparlar.

Derdin Ne?

Zaman zaman çok sıkıntılı olduğu belli olan gençlerle görüşmeler yaptım. Yüz ifadelerinden, davranışlarına kadar yansımış olan sıkıntılı hâllerini konuşmayı severim. Çünkü bilirim ki, “Dertli bir insanı dinlemek, onun bunalmış ve duman içinde kalmış gönül dünyasına, küçük de olsa bir pencere açmaktır.”

“Neyi bu kadar kafaya takıyorsun?” sorusuna, genelde aynı cevapları alıyorum. Kimisi ailesi ile yaşadığı sıkıntıları kafaya takıyor, kimisi gönül işlerinde yaşadıklarından bunalıyor. Bazıları maddi sıkıntıları yüzünden bunalırken, bir kısmı gelecek ve geçim kaygısı taşıyor.

Bütün sıkıntıların ortak noktası ‘Hayatı ve hayatın temel kurallarını tanımamaktır’ aslında. Çünkü bu sıkıntıların hepsi, hayatın bir gerçeğidir. Yani, hepimizin yaşadığı veya yaşaya-bileceği problemlerdir.

Ancak bazı öğrencilerin “Küçük Emrah” gibi, “acıların çocuğu” moduna girmeye alıştıklarını veya bu acılı durumla dikkat çektiklerini de gözlemledim.

Dizilerden etkilenen ve damar şarkılar dinleyerek sürekli “efkâr tazelemesi” yapan gençler, bu havanın dışına çıkmakta zorlanıyorlar.

Herkesin yaşadığı, yaşayacağı bir sıralama ile hayatın sıkıntılarını anlatmaya çalışayım.

Gençlik çağına yeni giren gençler, daha özgür hareket edebilme adına aileleriyle problemler yaşamaya başlarlar. Okul sıralarında ders problemi varsa, dersler yüzünden evde fırça yemenin sıkıntısını yaşarlar.

Okuyup bir yerlere gelmek isteyen genç, sınavlarla boğuşurken bunalır. En çok bunalan, “Üniversiteyi kazanınca dünyanın en mutlu insanı olacağım.” diyen bir öğrencim, okulu bitirme sürecinde daha çok bunalmış, “keşke her şey sınava hazırlanmak kadar basit olsa.” demişti.

Sınavı kazanma derdi bitince, okulu bitirme derdi başlar. Okul bitince iş, iş bulunca eş, eş bulunca geçinebilme sıkıntıları bekliyor sizi.

Sonra çocuklarınızın ihtiyaçları, hastalıkları, okula başlamaları gibi bir sürece girersiniz.

Kendine özel bir hastalığı olmadıktan sonra, hastalıklar da hayatın bir parçası değil mi? Sonra bir de ölüm gerçeği var. Asla kaçamayacağınız bir gerçek. En sevdiğiniz insanları kaybetme acısı da hayatın bir parçası değil mi?

“Stresli İman” kitabımda “Peygamberlere torpil yapmayan Allah bize neden torpil yapsın?” sorusunu sorarak, insanları hayatın gerçekleri üzerinde düşünmeye çağırdım sadece.

Dertsiz sıkıntısız bir hayat sadece cennette olur. Unutmayın Gençler! Burası dünya! Cennet değil.

 

Sait Çamlıca

Eğitimci – Yazar

Kaynak Kitap

Gençlik Hazinesi

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.