İnsan, hep arayış içinde olan bir varlıktır. Ruhun ihtiyaçlarını gideremeyen bir insanın çektiği manevi sıkıntılar, bilinen bütün hastalıklardan daha sıkıntılı daha acı vericidir.

“Stresli İman” ismini verdiğim kitap çalışmamı yaparken “Allah inancı olan, Allah’a inanan bir insanın, zorluk ve sıkıntılar karşısında sırtını dayayabileceği en sağlam duvara yaslandığı için, ufak tefek sıkıntılar karşısında bunalıma girmeyeceğini” vurgulamaya çalıştım. 

Allah inancı olduğu halde, hayatının önemli bir kısmını ruhunu aç bırakarak, ibadetsiz geçiren birçok insan var. Bu insanlar hep arayış içerisinde olurlar. Okul, iş, evlilik, ev, araba, çocukları büyütmek gibi her insanın koşturduğu temel hayatı işlere koşturmaktan manevi boşluğu hissetmezler.

Bu insanlar hayatlarının belli bir döneminde “ibadet” eden insanlarla, gruplarla karşılaşır. O gruptaki insanlar o güne kadar karşılaştığı ve tanıdığı birçok insandan daha fazla ibadet eden insanlardır. Kendi aralarında belli bir muhabbetleri, belli aralıklarla sohbetlerine ve dertleş- melerine şahit olur. İlk defa ruhu farklı duygular hissetmeye başlayınca, yerini bulduğunu düşünür.

Allah’ı arayan insan, bu arayışın belli bir döneminde, herhangi bir cemaat / tarikat / dernek ile karşılaşır. Buraya kadar her şey güzel… Ancak cemaate giren kişi,  cennete giden gemiye bindiğini zannetmeye başlarsa, şeyhini bulan, Allah’ı bulmuş gibi arayışını bırakırsa, problem başlar.   

Arayıştan vazgeçen herkes, bu hatayı yapmış demektir. Herhangi bir cemaate, tarikata girdikten sonra, ilmini artırma çabasını bırakıp, cennete giden gemiye bindiğini düşündüğü için, yan gelip yatma hakkı olduğunu düşünen kişi, arayışın anlamını kavramamış demektir. Arayış, ölüm meleği gelinceye kadar devam eden bir yolculuktur.

Şeytan, yanlış yolda olanların doğru yolu bulmaması için onları oyalar. Şeytanın bazı tuzaklarından kendini kurtarıp, arayışı sonucunda bir cemaat / tarikat gemisine binen kişiyi şeytan yine rahat bırakmaz. Geminin içinde yanlışlara göz yumması, yanlışlara ortak olması için ikna etmeye çalışır. “Geminin selameti için her şey mubahtır” fetvası bu şekilde alınan fetvalardandır.

“Ey iman edenler!” diye başlayan yüzlerce ayetin varlığı, Kur’an’ın iman etmeyenleri imana davet eden bir kitap olmasından daha çok, iman ettiğini söyleyen Müslümanların sürekli eğitilmesi amacını taşımaktadır.

Sayın Senai DEMİRCİ’nin güzel bir benzetmesiyle anlatmak gerekirse, “İman etmek bisiklete binmek gibidir. Sürekli pedal çevirmek gerekir. Yoksa gaflete düşer, şirke sürükleniriz!”

Ömer bin Abdülaziz’in “İlimsiz amel edenin yıktıkları yaptıklarından çok daha fazladır” sözü, ilimsiz Müslüman’ın iyi niyetle de olsa, yapacağı hatalara işaret etmektedir.

Okuma çeşitliliğinin önemi.

Tarihe adını yazdırmış, unutulmaz eserler bırakmış İslam Alimleri’nin biyografilerini okurken, en çok dikkatimi çeken nokta, aldıkları ilmin çeşitliliğidir. En çok bilinen iki İslam Aliminin aldıkları eğitim hakkındaki bilgiler bu konuda ne demek istediğimi daha kolay göstermemi sağlar.

Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn-i Sinâ (980-1037), matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir

İbni Haldun, Kur’an, Arapça, Dilbilim, Hadis İlimleri okuduğu kadar, matematik ve felsefe de okumuştur.

Bir tarikat ehlinden uzun yıllar ders almış ve o tarikatın kurumlarında hocalık yapan bir arkadaşıma “Neden sadece kendi camianızın kitaplarını okuyorsunuz? Farklı fikirlerden istifade etmediğiniz için, kendiniz dışındakilere bakış açınız çok sıkıntılı” diye sitem ettiğimde, aldığım cevap ilginçti. “Bizim hocalarımızın yazdığı kitaplar zaten Kuran merkezli kitaplar. Onlar dışında kitap okumamıza izin verilmiyor!”

Anlayacağınız, cemaate olan inancı, şeyhe olan bağlılığı artıracak kitaplar dışındaki kitapları okumalarına izin verilmiyor. “Bizim gemimizde yazılan kitaplar dışındaki kitapları okumayın!” deniyor.

İlme mürit olmayanın işi zor!

Hiçbir cemaate, hiçbir tarikata toptan karşı olan biri değilim. İşim gereği hepsiyle az çok irtibatı, hepsinde çok değerli dostları olan bir insanım. Bana “Kime mürit olalım?” diye soracak olursanız, “İlme mürit olun!” derim. Önce ilme mürit olan kişi, öğrendikleriyle hangi cemaatin çalışma sistemini beğeniyorsa onunla millete hizmet etsin. Önce ilme mürîd olan kişi, öğrendikleriyle hangi hocanın dizi önüne oturmak isterse oraya otursun.

 Unutmayın; Hiçbir cemaat, cennete giden gemi değildir!

Bir Cevap Yazın