Bir insana anlık bir öfkeyle şamar atarsınız. Canını yakarsınız. Kısa sürede acısı geçer. Hayatımız boyunca unutamadığımız ve hâlâ acısını hissettiğimiz bir şamar yoktur herhalde. Ancak “dil yarası” öyle çabuk geçmez.
Can acısı çabuk geçer de gönül acısı ağır gelir insana.
El acısı çabuk unutulur da dil acısı uzun süre canını yakar insanın. Söz’ün acısı el’in acısından çok daha fazla yakar insanın canını.
En çok kırıldığımız insanlar ve olaylar üzerinde düşündüğümüz zaman, aklımıza canımızı fizikî olarak yakan insanlar değil, yüreğimizi inciten insanlar gelir. Herhangi bir insanın söyleyeceği ağır bir sözü umursamayız. Ancak çok değer verdiğimiz bir insanın arkamızdan konuştuğunu duyunca üzülürüz.
İlkelerinden taviz vermediği için sıkıntılar yaşayan bir dostum, çok değer verdiği bir insandan “Bu yaşa geldin de hâlâ dünyada bir dikili taşın bile yok!” sözünü duyunca ne kadar yıkıldığını anlatmıştı. Aylarca kulaklarında çınlamış bu söz.
Ama Anne Onun Sizden Başka Kimsesi Yoktu.
Vietnam savaşının en yoğun olduğu günlerde genç asker ailesini arar. Telefonda oğlunun sesini duyan anne çok sevinir. Genç delikanlı annesine, artık savaştaki görevini tamamladığını ve en kısa sürede eve döneceğini söyleyince anne ve babası çok sevinir.
Telefonu kapatmadan önce genç, annesine “Ama anne benim bir arkadaşım var. Oda benimle gelecek.” deyince annesi, “Tabiî ki gelsin oğlum! Senin arkadaşların da benim evladım sayılır” der.
Çocuk tekrar, “Ama anne o arkadaşım bundan sonra hep bizimle kalacak.” deyince annesi bir an duraklar ve “Canım oğlum, biz seni çok özledik. Hele bir gelin buraya. Arkadaşın da gelsin. Her şeyi konuşuruz ve hallederiz.” der.
Çocuk bu sefer “Ama anne o arkadaşım savaşta iki kolunu ve iki bacağını kaybetti. Ben arkadaşıma söz verdim. Bundan sonra hep bizde kalacak ve ömür boyu O’na biz bakacağız.” deyince annesi, “Olmaz oğlum! Sen hiç iki kolu ve iki bacağı olmayan bir insana ömür boyu bakmanın ne demek olduğunu düşündün mü?” diye sorar ve devam eder.
“Düşünsene oğlum! İki kolu ve iki bacağı olmayan birine bakmak zorunda kaldığımız zaman tüm hayatımız mahvolacak. Hiçbir yere ve hiç kimseye gidemeyeceğiz. Arkadaşına yemeklerini bile biz yedirmek zorunda kalacağız. Altına pisleyecek biz temizlemek zorunda kalacağız. Hastalık masraflarını da biz karşılamak zorunda kalırız. Böyle bir yükün altına ne ben girebilirim ne de baban bunu kabul eder. Arkadaşına çok değer vermeni anlıyorum. Ancak iki kolu ve iki bacağı olmayan bir insanın bakımını üstlenmemizi bekleme bizden.”
Annesinin verdiği cevabı sessizce dinleyen genç asker “Ama anne! O’nun sizden başka hiç kimsesi yoktu!” diyerek telefonu kapatır.
Oğlunun niçin bu kadar ısrar ettiğini ve telefonu neden kapattığını anlamayan anne, evladının eve gelmesini bekler.
İki gün sonra bölge hastanesinden eve telefon gelir. “Başınız sağ olsun! Oğlunuz intihar etmiş. Hastaneye gelip cenazenizi alın.” denir aileye. Anne büyük bir üzüntüyle hastaneye gider. Oğlunu son kez görmek istediğini söyler. Hastanedeki askeri yetkili kadını morga götürür. Anne tabutta yatan oğluna bakınca gözlerine inanamaz. Oğlunun sadece bedeni vardır. İki kolu ve iki bacağını savaşta kaybettiğini orada bulunan komutan söyleyince, annenin kulaklarında oğlundan duyduğu son sözler çınlamaya başlar:
“Ama anne! O’nun sizden başka hiç kimsesi yoktu!”
Anne oğlunun tabutunun üstüne bayılır.
Okul, Öğrenci, Sınav ve Başarı
Her anne-baba evladının okul hayatında başarılı olmasını ister. Girdiği sınavlarda başarılı olması için destek verir evladına. Hiçbir okul, hiçbir ders, hiçbir başarı evlatlarımız ve onlarla kuracağımız doğru iletişim kadar önemli olmamalı.
Öğrencilerin sınav stresini arttıran etkenlerin en önemlilerinden birisi de ailenin tutumu, yani sözleridir.
Sınavlardaki başarısızlığı yüzünden bunalıma giren, hasta olan, hatta intihar eden öğrenci haberlerini duymak hepimizi üzüyor.
Hiçbir anne-babanın evladını sınavlardaki başarısı kadar sevmeye hakkı yoktur.
Lokman Hekim’e hastasını tedavi ettiren kişi, “Daha çabuk iyileşmesi için hastamıza ne yedirelim ne yedirme- yelim?” diye sorunca, Lokman Hekim şu cevabı verir;
Acı söz yedirmeyin de ne yedirirseniz yedirin!
Çocuklarınıza/sevdiklerinize acı söz yedirmeyin!
Sait Çamlıca
Eğitimci-Yazar