
Vaka-i Hayriye, 16 Haziran 1826 tarihinde, İstanbul’da Osmanlı Padişahı II. Mahmut tarafından Yeniçeri Ocağının topa tutularak yok edilmesi ve sağ kalanların ise idam edilmesi ile sonuçlanan olaylara verilen isimdir. Yeniçeri ocağı dağıtılmasaydı Osmanlı çok daha büyük bir yıkım yaşayacaktı. Cemaat tartışmaları başlamasaydı milletin uyanması çok zor olacaktı. Özellikle 15 Temmuz’a kadar yaşanan tartışma ortamı, dindar insanların gözlerinin açılmasına sebep oldu. Keşke 15 Temmuz darbe girişimi sonrası, devlet yetkilileri, diğer cemaat ve tarikatlara da müdahale etseydiler.
Parti Kurmadan Siyaset
Türkiye’de yasalar çerçevesinde herkesin siyaset yapma hakkı vardır. Siyasi mücadeleye katılıp iktidara talip olmanın yolu ve yöntemi bellidir. Partiniz, ambleminiz, tüzüğünüz ve örgütlenmiş teşkilatlarınız olacak. Millete kendinizi ve projelerinizi anlatacaksınız. Millet size inanır ve güvenirse oy verecek. En yüksek oyu aldığınızda iktidar oluyorsunuz. Herkesin bildiği bu kadar basit bir konuyu neden mi birkaç cümle ile anlatma ihtiyacı duydum? Tarikatların hiçbirisi bunu yapmıyor. Hatta tabanlarına “Bizim siyasetle işimiz olmaz. Siyasetin şerrinden Allah’a sığınırız. Bizim davamız Allah davasıdır. Kuran ve Sünneti çocuklarınıza öğretmek için uğraşıyoruz” derler. Bu sözlerle kandırıp kendilerine bağladıkları kitleleri, iktidar olma ihtimali olan partilerle pazarlık için kullanırlar.
Onlarca parti ve lider siyaset mücadelesi veriyor. Tarikatlar hiç bu yükün altına girmezler. Masraf yapmalarına da gerek yok. Seçimler yaklaşınca iktidar olma ihtimali olan birkaç siyasi partiyle pazarlıklar yaparlar. Özellikle belediye seçimlerinde daha ince hesaplarla pazarlık yaparlar. Arsa, ruhsat, ihale gibi şartlarını kabul eden her partiyle anlaşma yaparlar. Belediye başkanlığını kazanma ihtimali olan üç parti varsa, üçüyle de aynı şartlarda anlaşırlar. Bukalemun gibi, hangi parti yetkilisi gelirse yanlarına o renge bürünürler. Seçimi kim kazanırsa kazansın “Bizim desteğimizle kazandınız” diyerek isteklerini elde etmeye çalışırlar. Parti kurmadan siyaset yapmak, riske girmeden kazanmak konusunda yeterince tecrübeleri vardır.
Çift Taraflı Narkoz
Cemaat ve tarikatların narkozu çift taraflı çalışıyor. Önce insanları, hurafe palavraları ve uydurma kerametlerle narkozluyorlar. Narkozlayabildikleri kitle ne kadar kalabalık olursa, o kalabalıkla siyasetçileri narkozlama ihtimalleri daha yüksek oluyor. Narkozladıkları kitlelerle siyasetçileri narkozluyorlar. Çift taraflı uyuşturan narkoz…
Dini Afyon gibi kullanmak konusunda çok profesyonel çalışıyorlar. Din cahili bir insanın, bunlara karşı kendini koruması çok zordur. Elinde bıçakla üstünüze gelen biri olsa hemen kaçarsınız. Bu insanlar ellerinde bıçakla size doğru gelmiyorlar. Ellerinde çiçek var bunların. Size birisi çiçek uzatsa mutlu olur hemen alıp koklarsınız. Çiçeğin kokusunun sizi uyuşturacağını nerden bileceksiniz? Çiçeği size verenin sizi kullanmak istediğini de anlayamazsınız.
Kuran’da tarifi yapılan Münafık ayetlerini bir kez daha okursanız, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Münafıklar kafirlerden daha sinsi düşmanlardır. FETÖ ekibi “Çocuklarınızı vatan haini olarak yetiştirip kullanacağız” diyerek toplamadı gençleri. Peki ne dedi? “Sigara bile içmeyen Altın Nesil yetiştirme” vaatleriyle, hain bir nesil yetiştirdiler. “Zehri altın tas içinde sunarlar. Balı da suç ortağı yaparlar” sözü, tarikatların ürettiği Narkozu çok iyi tarif ediyor. Altın tas içinde sunulan zehirli bala karşı kendinizi ve çocuklarınızı koruyacak kadar din bilginiz olmak zorunda.
Narkoz Çeşitleri
Üsküdar’da çay içmek için bazen oturduğum birkaç Cafe var. Çayımı içerken önümden tesettürlü bir kız geçti. İki eliyle bir kitabı kucaklamış ve bağrına basmıştı. Kucağında iki eliyle tuttuğu kitap Said Nursi’nin kitaplarından birisiydi. Yüzünde, narkoz etkisiyle oluşan tebessüm ifadesi vardı. Yanımda oturan arkadaşa dedim ki, “Bu kız buralarda bir yerde Risale sohbetinden çıkmıştır. İddia ediyorum o sohbet odasında tütsü yakılıyordur”. Ne demek istediğimi anlamayan arkadaşım birçok sohbet evinde tütsü yakıldığını, bunun yıllardır dindar kesimde bir gelenek olduğunu söyledi. Bunu bende biliyordum ama yeni öğrendiğim bir şey vardı. O arkadaşıma yeni öğrendiğim şeyi anlattım.
Askeri istihbarat subayı olarak uzun yıllar görev yapmış olan Hasan Atilla Uğur bir videosunda, 1990’lı yılların sonlarında yaşadığı bir olayı anlatıyor. O zamanlar henüz FETÖ olarak anılmayan Fethullahçıların evlerine giden genç astsubayları uyardığı halde gitmeye devam etmişler. Uyarılara rağmen neden gittiklerini sorunca, genç bir astsubay “Komutanım! Ben aslında gitmek istemiyorum. Ancak çok ısrar ettikleri için gittim. İsteksizce gitmiş olsam da, oradan ayrılırken tuhaf bir mutluluk hissediyorum. İçim huzur dolu olarak ayrılıyorum” demiş. Bu sözleri duyan Hasan Atilla paşa, sohbet evine istihbarattan birkaç kişiyi göndertip arama yaptırıyor. Evin içinde tütsü yakıldığını fark edince, o tütsüyü laboratuarda inceletiyor. İnceleme sonucunda, tütsünün içinde mutluluk hormonu salgılayan kimyasal bir maddenin olduğu anlaşılıyor.
Ben bu olayı dinlemiş olduğum için Üsküdar’da, kucağında Risale, yüzünde tebessüm olan kızdan şüphelenmiştim. Bu olayı arkadaşıma anlattığımda, Anadolu’da birçok tarikat evinde tütsü yakma geleneği olduğunu söylemişti. Birkaç yerde kendim de şahit olmuştum. Güzel kokunun sünnet olduğu gerçeğinden yola çıkarak tütsü yakılıyor. Hangi markaların mutluluk hormonu salgılayan kimyasal ile harmanlandığını bilmiyorum ama başka türlü insanları kandırmak kolay değildir.
Meşhur Narkozlar
Narkozun adı bazen “Allah dostu” oluyor. Şeyh, Gavs, Üstad gibi sıfatların nasıl narkoz etkisi yaptığını bilemezsiniz. Hiç tanımadığı bir insan için bu sıfatları duya duya zihnen teslim oluyorlar. Hele birde “şefaat” narkozu var ki, öte ki dünyada cenneti garantilemiş hissi veriyor. Cennetten arsa satan papazlardan farkı yok aslında, şefaat narkozuyla milleti kandıranların. Narkozlar içerisinde bana komik gelenlerden birisidir “keramet” adlı narkoz. Her yerde anlatılan, fakat kimsenin şahit olmadığı olağanüstü hikayeler anlatılır. “Rüyasında gören olmuş” diye başlayanlar olduğu gibi “Keşif sahibi biri anlattı” diye başlayanlar da var. Kazanılan her savaş için mutlaka birkaç keramet narkozu bulunur. Keramet narkozuyla uyuşmuş olanların aklına, kaybedilen savaşlar gelmez bile. “Çanakkale’de keramet gösteren şeyhler, Sarıkamış’ta donan çocuklara neden yardım etmedi*” sorusu aklına gelmez. Kıbrıs Barış Harekatında bastonuyla Rumlara ateş ettiğine inandıkları şeyhlerinin, Gazze’de bombalanan çocukları neden korumadığını sormazlar.
Tarikatların narkozundan önce milletimiz mi kurtulur siyasetçiler mi bilmiyorum ama narkoz etkisiyle uyuşmuş olanlara kızdığımdan daha çok uyuyormuş gibi yapanlara kızıyorum. Uyandırmayacaksanız, uyanık olmanın ne anlamı var?