Vakıf Medeniyetiyiz diye diye…

“Vakıf medeniyetiyiz” diyerek, yıllardır övünüyoruz. Hayır işlerini seven, paylaşma duygusu yüksek bir millet olduğumuz doğrudur. Dinimizin muhtaçları koruma, ihtiyaç sahipleriyle paylaşma emri, milletimizi hayırsever bir toplum haline getirdi. Bu güzel alışkanlığımızın halen canlı olması sevindiricidir. Güzel alışkanlıklarımız aynı zamanda kolay kullanılabileceğimiz yönümüzdür. Bu yazımda hayır işleri yapma sevabımızın, birileri tarafından nasıl kullanıldığını, nasıl istismar edildiğini anlatacağım.

Osmanlı’da Vakıf

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan Tarihte İlginç Vakıflar adlı bir çalışmada, Osmanlı döneminde kurulmuş ilginç vakıf isimleri derlenmiş. Sokak Hayvanlarına Ekmek Verme Vakfı, Hastalara Evinde Bakma Vakfı, Kadın Sığınma Evi Vakfı, Sıcak Pide Dağıtma Vakfı, Yaz Günlerinde Soğuk Su Dağıtma Vakfı, Sıcakta Sebillere Kar Koyma Vakfı, Yol Güvenliğini Sağlama Vakfı, Helalleşme Vakfı, Hıristiyan Esirleri Kurtarma Vakfı, Tohum Saklama Vakfı, Yoksul Mahkûmlara Harçlık Verme Vakfı, Güvercin Hane Yaptırma Vakfı, Leylekleri Koruma Vakfı, Dara Düşenlerin Vergisini Ödeme Vakfı, İflas Eden Tüccarlara Yardım Vakfı, İlmi Kitapları Bağışlama Vakfı, Şehir Estetiğini Koruma Vakfı…

Buna benzer yüzlerce vakıf kurulmuş Osmanlı tarihi boyunca. Bu vakıfların hangisinin gerçekten hayır işleri için kurulduğunu, hangilerinin başka amaçlar için kullanıldığını bilmiyorum. Ancak tıpkı günümüzde olduğu gibi, o zamanlarda da bu işleri istismar eden bürokrat ve iş adamları olduğu biliniyor. Üst düzey görevlerden alınanların mal varlığına el konulduğu için vakıf kuran ve o vakıf aracılığıyla geleceğini garanti altına alanlar olduğu gibi, vergiden kaçmak için vakıf kuranlarda olmuş. Bugün de aynı amaçlarla vakıf kuranlar var.

Türkiye genelinde kaç tane vakıf var? 2023 yılı sonlarına doğru bu yazıyı yazarken, 100 binden fazla vakıf vardı Türkiye’de. Son yıllarda herkes vakıf açıyor, dernek kuruyor. Bazıları işin daha kolay yolunu bulmuş, vakıf kurmakla uğraşmıyor, sosyal medya hesabı açarak aynı işleri yapmaya çalışıyor. Toplanan paraların bir kısmının faturası varken, kumbara dağıtmak, kermes düzenlemek gibi yollarla faturasız para toplayanlar da çok. Bu paraların nerelere harcandığını kimse takip etmiyor, edemiyor.

Kimin Vakfı? Kimin Derneği?

Vakıf ve derneklerden bahsederken, bu vakıf veya derneklerin büyük bir kısmı, cemaat ve tarikatlara aittir. Bazı tarikatların sadece İstanbul’da yüzden fazla vakıf veya dernek sahibi olduğunu biliyorum. Nerdeyse tüm vakıf ve dernekler para topluyor. Hayırsever iş adamları vasıtasıyla para toplayanlar var. Yaşlı, emekli ve yalnız insanların arsa veya dairesini kendi vakfına bağışlatmak için çalışanlar var. Kermes düzenleyerek para toplayanlar var. Esnafları sürekli dolanarak “cami, kurs, yurt veya burs” diyerek para toplayanlar var. Esnafa kumbara dağıtarak para kazananlar var. Sosyal medya hesaplarını aktif kullanarak para toplayanlar var. Kuran kursuna destek isteyerek para toplayanlar var. Afrika’da kurban kesmek, su kuyusu açmak, sünnet merasimi düzenlemek için para toplayanlar var. Son yıllarda eskiden pek bilinmeyen yöntemler geliştirenler de oldu. Çok tıklanan haber sitelerine “Senin de bir hafızın olsun!” reklamı vererek para toplayanlar var. “Peygamberimiz için Kurban kesiyoruz” diyerek para toplamak, yine son yıllarda uydurulmuş para toplama yöntemlerinden birisidir.

Hepsi Kötü mü?

Bu tür yazılar yazdığım zaman, bazı dernek ve vakıflarda görev alan tanıdıklarım beni arıyorlar. “Keşke bizim vakfı veya derneği istisna tutsaydın” diye ricada bulunanlar oluyor. Ben iyi vakıf – kötü vakıf diye bir liste yapmıyorum. İsim listesi yayınlayacak bilgilere sahip değilim. “Bizi de zan altında bıraktın!” diye boşuna itiraz etmesinler. Yarası olmayan gocunmasın. Para toplama işleri yapan vakıf ve derneklerin çok büyük bir kısmının, masum olmadığını biliyorum. Müslümanları bu konuda uyarması gerekenlerin suskunluğu günahına, beni de alet etmeyin.

Vakıf ve Derneklerin İşi Ne?

Binlerce vakıf ve dernek var Türkiye’de. Bu vakıf ve derneklerin kuruluş amacı nedir? Birçoğunun tüzüğünde eğitim ve kültür hizmetleri için kurulduğu yazılıdır. Kağıt üzerinde ne yazdığı veya gerçekten hangi faaliyetleri yaptıklarını incelemek benim görevim değil. Bu yazıyı yazdığım 2023 yılında, vakıf ve derneklerin hangi olaylarla gündeme geldikleri üzerine düşündüm. Kuruluş amaçlarında iddia ettikleri gibi eğitim ve kültür alanı için hangi faaliyetlerini yapmışlar mesela. Kurulmuş oldukları bölgede veya Türkiye genelinde, hangi eğitim faaliyetlerine destek olmuşlar? Kültür için neler üretmiş, hangi alanda boşluk doldurmuşlar? Ufak tefek faaliyetler dışında bir etkinlikleri olmadı çoğunun. Hafta bir gün on tane genç ile çay sohbeti yapıyorsalar, bunun için dernek kurmalarına gerek yoktu. Bir caminin çay bahçesinde toplanıp o sohbetleri yine yapardılar.

2023 yılında iki olay sonrası gündeme geldi vakıf ve dernekler. İlki 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan büyük deprem sonrası oldu. Bir anda hepsi ortaya çıktı ve para toplamaya başladılar. Topladıkları paraların ne kadarını deprem bölgesinde ihtiyaç sahiplerine gönderdiler, ne kadarıyla derneklerine genel merkez binası veya araba satın aldılar bilmiyorum. O dönem yaptıkları paylaşımlarda acil araba almaları gerektiğini ilan eden dernekler bile oldu.

2023 yılında ikinci kez piyasaya çıkıp gündem olmaları, 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan İsrail ve Filistin arasındaki çatışma oldu. İsrail’in acımasızca Gazze’yi bombalama görüntüleri arasında, acilen para toplama kampanyaları yapmaya başladılar. Devletlerin bile yardım götüremediği yerlere götürmek için toplanan paraların akibeti ne oldu bilen yok. Sonrası boykotlar, sloganlar, sokak eylemleri, kermesler ile devam etti süreç.

Dilenci Utanır mı?

2023 yılında vakıf ve dernekleri takip eden bir insanın aklına şu sorular gelebilir? Deprem gibi bir felaket veya Gazze meselesi olmasa, bu adamlar hiç ortalıkta görünmeyecek mi? Bu vakıf ve derneklerin tek amacı para toplamak mı?

Eğitim ve Kültür hizmetleri için kurulduklarını ilan edip, sadece para toplama işlerinde gündeme geliyorlar. Bazıları bu paralarla kendilerine saltanat kuruyor. “Bunları yaparken utanmıyorlar mı?” diye bir soru aklınıza gelebilir. Siz hiç para dilenirken utanan bir dilenci gördünüz mü? Göremezsiniz! Çünkü dilenmek alışkanlık haline gelmiştir. Kendisine acındırarak para kazanmaya alışan birinin arsızlığını yüzüne vurduğunuzda, ya pişkinlikle yüzünüze sırıtır veya ahlaksızca size saldırır. Tezgahının deşifre olmasını da istemez tezgahının dağılmasını da istemez.

Neyi Unutturdu?

Zekat, fitre, sadaka gibi hayır işlerinde öncelik sırlamasını unutturdu bu vakıflar Müslümanlara. Zekat, fitre gibi hayır işleri yapılırken önce yakınlarla başlayıp sonra uzaklara yardım edilmesi gerekirken, yakınlar unutuldu maalesef. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” Hadisinde ki komşuyu unutturdu vakıf ve dernekler. Öz kardeşi, amcasının oğlu, komşusu veya mahallesinden tanıdığı birisi kirasını ödeyemezken, zekatını veya Kurban bağışını vakıf veya derneğe bağışlayan insanların çok olmasının suçlusu, vakıflardır. Vakıf veya dernek yöneticileri topluma bu gerçeği unutturdular. Kimse yakınını göremez oldu. Araştırma ihtiyacı bile hissetmiyorlar artık. Nasıl olsa Kurban bayramı yaklaşınca her yerde vakıf ve derneklerin reklamları karşılarına çıkıyor. Mahallesinde bir ihtiyaç sahibinin varlığını araştırmak, kimsenin aklına gelmiyor artık. Tarikat ve cemaatlerin, vakıfları aracılığıyla Müslümanlara verdiği en büyük zararlardan birisidir bu. Zekat sistemini kendi menfaatleri için bozarak, toplumsal dengeyi de bozdular.

Eve Lazım Olan

Meşhur bir atasözümüz vardır. “Eve lazım olan Camiye haramdır” demiş büyüklerimiz. Bir insanın çocuklarının rızkını camiye vermesinin yanlış olduğunu ifade etmez sadece. İyilik yapılırken asli sorumluluğu ihmal ederek iyilik yapmanın yanlış olduğunu vurgulamak için kullanılır. Bu sözden yola çıkarak “komşuya lazım olan vakıfa haramdır” demek yanlış olmaz. Veya “akrabaya lazım olan derneğe haramdır” diye de ifade edilebilir.

İki Ceketim Olmadı

“Benim hiç iki ceketim olmadı” cümlesi, FETÖ lideri Fethullah Gülen’in meşhur bir sözüydü. Mütevazı bir hayat yaşayan biri gibi gösterdi hep kendisini. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Fethullah Gülen üzerine kayıtlı bir tapulu ev yok diye biliyorum. Ruhsatı kendi üzerine olan bir arabası da yok. Fethullah Gülen’in emrinde çalışan yüzlerce şirketin hiçbirisinin resmi ortağı değil kendisini. Buna rağmen herkes biliyor ki, tüm bu zenginlikler onun emrinde. Cemaat ve tarikatların hepsi aynı taktiği uyguluyorlar.

“Altın nesil yetiştirme, Allah rızası için okul binası yapma, Afrika’da ki aç insanları doyurma, İslam dinini dünyanın her yerine yayma” gibi vaatlerle yıllarca milletten para toplayarak bu güce ulaştılar. “Vakıf medeniyetiyiz” diye diye vakıflar kurdular. Sonra o vakıflarla köşeyi döndüler. Millet sadece şeyh diye bilinen insanların lüks hayatını görüyor. O şeyhin etrafında insanların lüks hayatı pek gündeme gelmiyor. O servetlerin kaynağı tartışılmıyor bile.

“Kimse Yok mu?” derneği ile Müslümanları yıllarca sömürdü FETÖ ekibi. Bu gerçeği daha yeni yaşamışken, aynı yöntemlerle Müslümanların emeği sömüren birçok vakıf ve dernek olduğunu, topluma anlatacak kimse yok mu?