Bizim nesil içerisinde Fetih Marşını bilmeyen yoktur. Fetih Marşını dinleyerek büyüdük. İstanbul’u nasıl fethettiğimizi, Fatih’in gemileri karadan nasıl yürüttüğünü, Ulubatlı Hasan’ın sancağı burçlara nasıl diktiğini anlattılar bizlere büyüklerimiz.

Tüm bunları büyük bir keyifle bize anlatan büyüklerimiz, nasıl bir ecdada ve nasıl bir tarihe sahip olduğumuzu bize öğrettiler. Kökünü bilmeyen köksüzlerden olmamızı istemedikleri için anlattılar bizlere bunları. Allah hepsinden razı olsun.

Bugün bizler de sözlü veya yazılı olarak gençlere, tarihlerini ve medeniyetlerini unutmamaları gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Fatih Sultan Mehmed’in veya Yavuz Sultan Selim’in ne kadar büyük başarılara imza attıklarını gençlere anlatmamızın gerekliliğine inanıyorum. Ancak bir eksiğimiz var gibi geliyor bana.

Tarihin gelmiş geçmiş en büyük medeniyetini kurmuş bir milletin evlatları olmaktan elbette bende gurur duyuyorum. Büyük medeniyetleri kurmuş toplumların tarihlerini incelediğinizde o toplumun en temel ve en önemli damarlarından birisininde kitabın oluşturduğu damar olduğunu görürsünüz. Gençlere kitap okuma alışkanlığı kazandırmadan tarih şuuru kazandıra- mayacağımız gerçeğini aklımızdan çıkartmamamız gerekiyor.

Fatih’in İstanbul’u fethettiği başa sahip olmak!

Fatih Sultan Mehmed’in hayatını gençlere anlatırken, sadece çağ açıp çağ kapatan, İstanbul’u fetheden bir padişah olarak değil, en çok kitap okuyan devlet adamlarından biri olarak tarihe geçtiğini de hatırlamak ve hatırlatmak zorundayız. Çok zengin bir kütüphaneye sahip olan Sultan Fatih, İstanbul’u fethettiğinde, ilk yaptığı işlerden birisi de büyük kütüphaneler kurmak olmuştur. Şahsi kitaplığından kütüphanelere 2000-3000 kitap bağışlamıştır.-

“Ne diye hâlâ oyunda oynaştasın? Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın”mısralarını doğru anlamak ve anlatmak zorundayız. Gelecek nesilleri kurtarmak istiyorsak, Fatihin yaşı kadar başınıda doğru anlamak ve anlatmak zorundayız.

Çünkü boş bir kafa ile Konstantin, İstanbul yapılamaz.

Çünkü boş bir kafa ile gemiler dağdan yürütülemez.

Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın! diye devam eder Fetih Marşı.

Fatihler doğuracak yaştaki kızlara değil, Fatihler yetiştirecek başa sahip analara ihtiyacımız var.

Çünkü boş bir kafayla Fatih doğmaz. Çünkü boş bir kafayla Fatih yetişmez.

Yavuz Sultan Selim o kadar çok kitap okurmuş ki bazı geceler sabahlara kadar kitap okumaktan gözleri kan çanağına dönermiş. Gündüzleri de zamanının önemli bir kısmını okumaya ayıran Yavuz Sultan Selim’in bazen sekiz saat kitap okuduğu olurmuş.

Yaz tatilinde tatil yapmaya giden insanlarımız çantalarına neler dolduruyorlar bilmiyorum. Ama Yavuz Sultan Selim Mısır seferine giderken (1516) peşinden üç katır yükü kitap götürdüğünü okumuştum.

“Karanlıkları devirmek ve aydınlık çağın kapılarını açmak için en mükemmel silah kalemdir. Sözle yazıyla kazanılamayacak zafer yoktur. Kalem sahiplerine düşen ilk vazife telaş etmemek, öfkelenmemek, kin kışkırtıcısı olmamak. Milleti okumaya, düşünmeye, sevmeye alıştırmak. Bir kılıcın kazandığı zaferi başka bir kılıç yok

edebilir. Kalemle yapılan fetihler tarihe mal olur, tarihe, yani ebediyete…” diyor Cemil Meriç “Bu Ülke” kitabında.

Tarihi ve ecdadımızı gençlere doğru anlatmak zorundayız. Fatih Sultan Mehmed’e hayran olarak yetiştirdiğiniz çocuğunuza, kitap  okuma  alışkanlığı  kazandıramamışsanız Fatih’i anlamamış ve anlatamamışsınız demektir.

Medeniyetlerin kitaplarla kurulduğunu anlama- yan ve anlatamayanlar “Biz Osmanlı torunuyuz” diye övünen batı hayranı gençlerin sayısını artırmaktan başka bir şey yapamazlar.

Akşamları televizyon izlemekten gözleri kızaran anne ve babaların çocuklarının, internet cafelerde gözleri sulanıncaya kadar oyun oynamasına şaşırıyor musunuz? Ben şaşırmıyorum.

Evladına ‘Sen Fatih’in torunusun’ diyen anne, baba ve öğretmenler, elektronik eşya tuzağından kendini koruyup okumaya zaman ayıramıyorsa, çocuklarına bunu öğretmeleri çok zordur.

Bir Cevap Yazın