Bu ülkede insanlar artık doğruya yanlış diye değil, “kim yaptı?” diye bakıyor. Eğer yanlışı yapan karşı taraftansa herkes öfkeli… Ama aynı yanlışı kendi mahallesinden biri yaptığında, cümleler bir anda değişiyor:
“Ama hizmetleri de var…”
“Herkes yapıyor zaten…”
“O kadar da değil…”
“Şimdi zamanı mı?”
Çünkü bu ülkede birçok insan adaleti değil, kendi tarafını savunuyor. Hırsızlık kötü bulunuyor ama sadece karşı mahalledeyse… Yalan ayıplanıyor ama rakip söylerse… Kul hakkından bahsediliyor ama ihaleyi alan “bizden biri” olunca sessizlik başlıyor.
Sonra da bu ülkenin neden düzelmediği konuşuluyor. Oysa mesele önce ekonomi değil… Mesele ahlak. Cemil Meriç yıllar önce boşuna söylemedi: “Bu ülkede ilerici, gerici, sağcı, solcu yoktur. Namuslu insanlar ve namussuz insanlar vardır.” Gerçekten de mesele ideoloji değil, karakter meselesidir.
Bugün insanlar rozete bakıyor… Karaktere değil. Oysa bir insan ahlaklıysa, yakasındaki rozetin hiçbir önemi yoktur. Bir insan ahlaksızsa, yine yakasındaki rozetin hiçbir önemi yoktur. Rozet değişince ahlak değişmez. Çünkü dürüstlük partiyle gelmez. Vicdan makamla büyümez. Adalet sloganla oluşmaz.
Bir toplumun çürümesi, hırsızların çoğalmasıyla başlamaz. Hırsızlığın normalleşmesiyle başlar. İnsanların bir kısmı artık fikir savunmuyor. Takım tutar gibi taraf tutuyor. Dün eleştirdiğini bugün alkışlayan, dün “yanlış” dediğine bugün mazeret üreten insanlar çoğalıyor. Çünkü ilke kaybolduğunda geriye sadece aidiyet kalır.
Bir insanın siyasi görüşü dürüst olduğunu göstermez. Dindar görünmesi de adaletli olduğunu… Çünkü ahlak, insanın konuştuğu yerde değil; işine gelen konuda sustuğu yerde belli olur.
Bugün bu ülkede en büyük problem; hırsızların varlığı değil, hırsızlığa mazeret üretenlerin çoğalmasıdır. Çünkü herkes kendi hırsızına sahip çıktığı sürece, bu ülkede yolsuzluklar bitmez.
Sait Çamlıca
Eğitimci Yazar