Cehalet bilmemek, gaflet farkında olmamaktır. Ancak bazen cehaletten veya gafletten değil, fikir kısırlığından tıkanır insan. Ne yapacağını, nereye tutunacağını bilemez. Denize düşenin yılana sarılması gibi değil, bir yılandan ısırılınca öteki yılana tutunması gibi bir hal yaşar, fikir kısırlığı çeken insan.

                17-25 Aralık 2013 sürecinde yaşananlar ve tartışılanlardan sonra, Anadolu insanı tüm cemaat ve tarikatlara şüpheyle bakmaya başladı. 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden sonra toplum, cemaat ve tarikatlardan iyice soğudu ve uzaklaşmaya başladı.

                Rakamları açıklansa herkes görecek ki, 17-25 Aralık 2013 öncesi ile sonrası arasında, birçok cemaat ve tarikatın gelirleri de azaldı, öğrencileri de. Millet devlet kontrolünde olmayan cemaat ve tarikatlara para vermek istemiyor. Daha çok Diyanet veya Kızılay gibi Devlet kurumlarını desteklemeyi tercih ediyor.

Şerden doğan hayır dedikleri budur işte.

                Fikir kısırlığı

                Yaşanan süreçten ders almayanlar var maalesef. Sadece Fetullah Gülen liderliğinde büyümüş olan cemaati problemli görüp, diğer cemaatleri masum gösterme çabası içine girdiler. Denize düşenin yılana sarılmasını anlarım. Çaresizlik bunu yaptırdı diye düşünür insan. Ancak bir yılan tarafından ısırılan kişinin, başka bir yılana sarılmasını anlamam, anlayamam. Çaresizlik değil bunun adı! Hadi sarılırken çaresizlikten sarıldığını itiraf etse, yine yol göstermeye çalışırsınız. Ancak tutunduğu dalın yılan olduğunu göremeyene, yılandan başka tutunacak dalımız yok sananlara, hakikati göstermek zordur. Fikir kısırlığı tam olarak bu olsa gerek. 

                İleriyi göremeyenler, geriye bakıyor

                Eline hiç kitap almamış, sloganlarla büyümüş, içinde yetiştiği grubun söylemlerini rehber edinmiş gençlerin ‘Osmanlı Dünya’yı cemaat ve tarikatlarla yönetti’ gibi bir sloganla hareket etmesini anlarım. ‘Bilmiyor ve güçlü olanı referans alıyor’ diye düşünürüm.           

                Ancak koca koca adamların, okumuşların, fikir ve medeniyet üzerine zihin sancısı çekenlerin (!) bu cümleleri kurması, kelimenin tam anlamıyla ‘ufuksuzluk’ yani fikir kısırlığıdır. İleriyi göremeyince geriye bakıyorlar. Geçmişten güç almak başka bir şey, geçmişi taklit ederek geleceğe yürüyebileceğini sanmak başka bir şeydir.

Osmanlı Dünya’yı tarikat ve cemaatlerle yönetti sanmak, tarih bilmemek, siyaset bilmemek, ilmi siyasetten bihaber olmaktır. Aynı tarikatlar halen şeyhleriyle beraber yaşıyor. Ama 200 yıldır İslam coğrafyasının çektiği acılara çare olamıyor!

                15 Temmuz gecesi uçağı evliyalar korumuş!

                Bu yazıyı yazmama sebep olan şey, internette izlediğim bir videodur. Millete kendisini şeyh olarak pazarlayan bazı sahtekarlar, ’15 Temmuz gecesi Cumhur-başkanımızın uçağını, Konya üzerinden geçerken, Evliyalarımız korudu’ diye vaazlar veriyorlar. Bu tip adamlar ‘güç fırsatçısı’dır           Gençleri kendi şeyhleri etrafında toplamak için bu kadar rahat yalan söyleyen sahtekarlara karşı, gençleri uyarmak ve uyandırmak zorundayız.

                Tarihimizin başarılarını anlatırken hep Evliya menkibesi ve Evliya desteği ile anlatanlar, tarihte kaybettiğimiz savaşlar konusunda hep suskun kalıyorlar. Kazandığımız zaferler sizin evliyalarınızın himmeti (!) ile oluyorsa, kaybettiğimiz savaşlar evliyalarınızın izin günlerine mi denk geliyor?

                Osmanlı’nın Dünya’ya hükmetmesini sağlayan Evliyalar, Osmanlı’nın yıkılmasına neden engel olamadılar? Osmanlı’dan sıkılmaya mı başladılar?

                Her kazandığımız zaferin / savaşın arkasında Evliyalar var is, Sarıkamış’ta donan çocukları neden ısıtmaya gitmediler?

Tarih bilinci

                Tarih kitapları okuyacak olanlara tavsiyem, sloganlarla kitap yazanları fazla ciddiye almamalarıdır.  Çünkü tarih övgü veya sövgü için okunmaz. Tarih, geçmişten ders alarak geleceğe yürümeye çalışmak için okunmalı. Ders almak, taklit etmek değil, hataları azaltmaktır.

                Bazı tarihçilerimiz, Osmanlı tarihini anlatırken hep şuna benzer uydurma hikayelerle dolduruyorlar kitaplarını;

                Yavuz Sultan Selim Mısır seferine giderken atından inip yürümeye başlamış. Neden atına binmediğini soranlara, ‘önümüzde Peygamber Efendimiz yürüyor. O yürürken benim atın üzerinde olmam doğru olmaz’ demiş. 

                Tamamen uydurulmuş, kaynağı bile belli olmayan bu ve buna benzer yüzlerce hikaye okursunuz, şovmen tarihçilerimizin kitaplarında. Bu tür sloganlarla tarih anlatımlarının alıcısı çok olduğu için, satıcısı da bitmez.

                Yönetim bir sanattır

                Osmanlı Dünya’yı cemaat / tarikat / tasavvuf veya şeyhlerle yönetmedi. Yönetim bir sanattır. Kurulduğu yıllarda ve İmparatorluk olduğu süreçte doğru adımlar attığı, doğru yönetim sistemi uyguladığı için başarılı oldu, yanlış yönetimi ve dünyanın gidişatına ayak uyduramadığı için durakladı, geriledi ve yıkıldı. İşin özü de özeti de budur. Devletlerin ömrü de insanın ömrü gibidir. Doğar, büyür, yorulur, yaşlanır ve ölür. Bize düşen, yaşanılandan ders almaktır.   

Bir Cevap Yazın