Sosyal medyada kendini “hoca” diye pazarlamaya çalışan yeni çaylaklardan biri beni mahkemeye vermiş. Her yıl birkaç defa ifadeye gittiğim için bu tür mahkemelerden rahatsız da değilim, şikâyetçi de değilim. Bir fikri, bir düşünceyi savunuyorsanız, bir yanlışla mücadele ediyorsanız bunun mahkeme süreciyle ilgili bedellerini ödemeye de razı olmak zorundasınız. Fethullah Gülen beni darbeden önce 11 defa mahkemeye vermişti. O zaman da geri adım atmadım. Hurafeci tarikatlarla mücadele ederken de geri adım atmayacağım.
Sadece Fethullah Gülen mahkemeye vermedi beni. Birkaç defa Cübbeli Ahmed olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü ile de mahkemelik olduk. İhlas grubu olarak bilinen grubun lideri Mücahit Ören de beni mahkemeye vermişti. Hüdayi Vakfı lideri olarak bilinen Osman Nuri Topbaş, bir köşe yazıma yayın yasağı getirmek için mahkemeye vermişti beni. Bunlar dışında kamuoyunda çok tanınmayan birçok cahil tarikatçı ile mahkemelik olduk.
Beni mahkemeye veren bu yeni çaylak, şikâyetçi olurken “dini değerlerimizle alay ediyor” cümlesini kurarak benden şikâyetçi olmuş. Dini değerlerle alay ettiğime dair bir tane cümle bile bulamazsınız. Çünkü ben imam hatip lisesi mezunu, dindar bir ailede doğup büyümüş bir Müslümanım, elhamdülillah. Allah’a, Kur’an’a, Peygamberimize ve tüm peygamberlere iman etmiş bir Müslümanım. Hiçbir paylaşımımda dini değerlerle alay etmedim.
Ben hurafelerle alay ettim. Şeyhlerin palavralarını eleştirdim. Din tüccarı yapılarla mücadele ettim. Tarikat adı altında toplumu sömüren ikiyüzlü kişiler aleyhinde çok sayıda yazı yazdım, birçok paylaşım yaptım. Nurculuğa karşı olmak İslam’a karşı olmak değildir. Said Nursi’nin “Bediüzzaman” olmadığını söylemek ve yazdıklarını eleştirmek İslam’a karşı olmak değildir. Süleymancılığı ve Süleymancıları eleştirmek İslam düşmanlığı değildir. İsmailağa çevresini, Cübbeli Ahmet’i, Menzil yapısındaki hurafeleri veya Hüdâyi Vakfı gibi din üzerinden güç ve nüfuz devşirdiği düşünülen oluşumları eleştirmek; İslam’a, Kur’an’a ve Peygamberimize karşı olmak anlamına gelmez.
Tarikatlara karşı olmayı, İslam’a karşı olmak sanacak kadar akıldan yoksun, din cahili, hatta zeka özürlü bir kitle var Türkiye’de. Bu anlayışı besleyenler, kendi peşlerine takılan koyun sayısının çok olması için çabalayan, hoca sanılan tarikat kafalılardır. “Şeyh”, “gavs”, “bediüzzaman”, “kâinat imamı”, “Allah dostu” gibi sıfatlarla öne çıkarılan kişilerin arkasına sığınılarak elde edilen güç ve servet düzenine karşı eleştirilerimi sürdürdüm, sürdürmeye de devam edeceğim. Tarikatlara karşı olmak, hurafelere karşı olmak, din istismarına karşı olmak; İslam’a karşı olmak anlamına gelmez.
Tarikat ve hurafelere karşı mücadele etmekle İslam’a karşı olmak ya da İslami değerlere hakaret etmek arasındaki farkı bilen birçok hâkim ve savcının varlığı, bu mücadelede işimizi kolaylaştırmaktadır. Bu bilinç sayesinde eleştiri ile hakaret, inanç ile istismar arasındaki sınır daha net bir şekilde ortaya konulmaktadır.
Ben bütün kalbimle inanıyorum ki tarikatlar, İslam’ın ve Müslümanların önündeki en büyük engellerden biridir. Bu engelleri ortadan kaldırmak için fikrî ve hukuki zeminde mücadele etmeye devam edeceğim.
Tarikatların kurduğu hurafe düzenine karşı her Müslüman mücadele etmek zorundadır. Hurafelerin arkasına sığınarak güç ve servet elde eden, kamuoyunda “hoca” olarak bilinen kişilere karşı eleştirilerimi sürdürmeye devam edeceğim.
Sait Çamlıca
Eğitimci Yazar