Lise son sınıf öğrencisi elini kaldırdı konferans sonunda. ‘Siz bize okuyun di- yorsunuz ama bize örnek olan büyüğümüz yok. Annem bana  ‘okumazsan pişman olursun’ diyor. Babam ‘Okumazsan sürünürsün’ diyor. Öğretmenlerimiz ‘Okumazsanız pişman olursunuz’ diyorlar. Ama ben bunların hiçbirisinin okuduğunu görmedim.’

Bir lise öğrencisi toplum olarak halimizi özetlemişti aslında. Çocuklara, gençlere, öğrencilere okuyun diyoruz ama biz yetişkinler okumuyor, doğru örnek olmuyoruz.

Neden? Çünkü insanı, okumanın hayattaki yerini unutmuşuz.

İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu soruların cevaplarını hepimiz biliyoruz. Insanı diğer canlılardan ayıran tek özellik ‘düşünme’ yeteneğine sahip olmasıdır. Düşünme motorunu çalıştıran şey bilgi, bilginin kaynağı kitaptır.

Ancak  ne gariptir ki, bizim milletimiz okul bitince okumayı da bitiyor. Diplomayı alınca, öğrenmeye gerek duymaz oluyor. Ortalama 22-23 yaşlarında diploma alan kişi, eline bir daha kitap almıyorsa, eğitimi anlamamış demektir. Düşünsenize, 23 yaşında öğretmen olmuş, 50 yaşına gelmiş ve 27 yıldır kitap okumuyor.

Her meslek grubu için benzer örnekler verebiliriz. 25 yaşında Doktor olmuş, 60 yaşına gelmiş ve 35 yıldır kitap okumuyor.

20 yaşında İmam olmuş, 50 yaşına gelmiş ve 30 yıldır kitap okumayan bir imam, eğitimi anlamamış demektir.

’20’li yaşlarda ölüyor, 70’li yaşlarda gömülüyoruz’ sözünün anlamı budur.

İlerlemeyen geriler…

Basit bir hayat kuralıdır bu. Ya ilerlersiniz veya gerilersiniz. ‘Ben geriye gitmiyorum’ demeniz, gerçeği değiştirmez. Ilerlemiyorsanız geriliyorsunuz demektir.

Çünkü siz ilerlemeyince başkaları sizi geçecek ve siz geride kalacaksınız.

Bu gerçek şahıslar içinde geçerli toplumlar içinde. Ilerlemeyen geriler…

“Ne olacak bu memleketin hâli?” sorusunu kahve köşesindekiler de, esnafda, öğretmen de, işçide soruyor. Herkesin bir cevabı mutlaka vardır. Doğru veya yanlış…

Memleketin kötü halinin, bireyin kötü halinden, bireyin kötü halinin beynin boşluğundan kaynaklandığını anlamak ve ona göre tedbir almak zorundayız.

Herkes bakar ama herkes göremez. Görenler neyi, niçin, nasıl görür? Göremeyenlerin önündeki perde ne? Niçin göremez?

Görmek için bakmak yeterli değil midir? Fiziki körlük benim konum değil elbette. Benim asıl derdim bakıp, görememe sorunumuzdur. Bilgi gözlüğünüz yoksa, göremezsiniz. Bilgi gözlüğünüz güncel değilse, yanlış görürsünüz. İnsanı kör eden şey gözdeki boşluk değil, beyindeki boşluktur.

Bilgiye dayanmayan bir kalkınmanın sonu ne olur?

Bilgiyle şahlanmayan toplumların sonu hüsrandır.

Tarih şahittir ki bilgiye hakim olan dünyaya hakim olmuştur.

“Ne olacak bu dünyanın hâli?” değil, “Ne olacak benim hâlim?” demeye başlamadığımız sürece soruları- mızın ve sorunlarımızın cevabını bulamayacağız.

İnsanı diğer canlılardan farklı kılan en önemli özellik, göstereceği başarı veya başarısızlıkla sadece kendi hayatını değil, ailesinin, toplumunun, devletin veya insanlığın kaderini de değiştirebilecek kudret ve kabiliyette olmasıdır.

Unutmayın ki, önce insanlar bir yerlere giderler, sonra insanlığı bir yerlere götürürler…

Microsoft kurucusu Bill Gates’in veya Aplle kurucusu Steve Jobs’un ABD ekonomisine katkısını düşündünüz mü hiç?

Hesabını yaptınız mı?

Bilgi pusuladır…

Fırtınalarla dolu hayat yolculuğunda kitap size yol gösterecek, pusula, sığınacak liman, güç alacak motor görevi yapar.

Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz…

Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir… Yaşıyor musunuz?…

Bir Cevap Yazın