Yazılım ve Meyve İhracatçısı

Bu başlığı okuyan birçok insan, başlıkta bir yazı hatası olduğunu sanabilir. Yazılım İhracatı ve Meyve İhracatı gibi iki farklı mesleği, aynı cümle içerisinde başka yerde okusam, ben de şaşırabilirdim. Ancak Fahrettin Aksakal Bey ile tanıştıktan sonra, bu cümle beni şaşırtan değil umutlandıran bir cümle oldu. Nasıl mı? Anlatayım:

Kitabın bu bölümünde okuyacaklarınız, bu kitap sayfaları arasına son dakikada girdi. Kitabın dizgisi yapılmış, son okumaları ve düzeltmeleri yapmaları için birkaç tanıdığıma kitabın ilk hâlini göndermiştim. Benim ve yayınevi için baskı öncesi iki tane iş kalmıştı; kitabın düzeltmelerini yapıp kapağı konusunda bir karar verecektik.

Kurban Bayramı sonrası memleketim Tokat’a ziyaretime gelen dostum Faruk Yakaryılmaz Bey, Yozgat’ın Kadışehri ilçesinde modern çiftçilik yapan bir arkadaşını ziyaret edeceğini söyledi. Çiftliği merak ettiğim için ben de kendisiyle birlikte Kadışehri / Kabalı köyüne gittim.

Türkiye’nin en büyük meyve bahçelerinden birini işleten Fahrettin Aksakal Bey ile geçirdiğimiz üç saatlik zaman dilimi, şu an okuduğunuz bölümü bu kitap için mutlaka yetiştirmem gerektiği kararını vermeme sebep oldu.

Fahrettin Bey ortaokul yıllarında hayalini kurduğu Bilgisayar Mühendisliği Bölümünü kazanamayınca Elektrik Elektronik Mühendisliği okuduğu halde kendini bilgisayar mühendisi şeklinde formatlayan idealist bir insan. 2001 yılında arkadaşlarıyla geliştirdiği yazılımları Avrupa’ya ihraç etmeyi başaracak kadar alanında iyi yetişmiş bir bilgisayar mühendisi. “Bir yazılım mühendisinin yüreğine çiftçilik sevdası düşerse ne olur?” sorusunun cevabını tam olarak öğrenmek ve görmek istiyorsanz, yolunuzu Yozgat-Kadışehri Kabalı köyüne düşürün.

Mesleklerin evliliği diye tabir edilen, Makine Mühendisliği ile Elektronik Mühendisliğinin birleşmesinden oluşan, Mekatronik Mühendisliği gibi birçok alan var. Literatürde Bilgisayar Mühendisliği ve çiftçiliğin evliliği için bir isim henüz yok. Böyle bir birlikteliğin henüz ismi yoksa bile, somut uygulamasını yapmış Fahrettin Bey.

“Yazılım mı, Sanayi mi, Tarım mı?” başlığı ile kaleme aldığı bir makalesinde kendi bakış açısını şöyle anlatıyor:

“Yıllarca yazılım ve teknoloji geliştirerek hayatını kazanmış ve ortaokuldan beri bunları hayal ederek yaşamış biri olarak yazılım sektöründen vazgeçelim demiyorum tabiî ki. Fakat Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak da lazım. Yazılım sektörüne odaklanacağız diye sanayi ve özellikle de tarımdan vazgeçersek sonuç hüsran olur. Yazılım geliştirmeye merak salan ziraat mühendislerimiz var mesela.”

“Dünyanın en büyük 17. ekonomisi iken, tarımda en büyük 7. üreticiyiz. Yani tarım, rekabette güçlü olabileceğimiz bir alan. Bu yüzden salt teknoloji geliştirmeye odaklanıp tarımı terk etmek değil, teknolojik gelişmelerin uygulama alanları olarak tarımı kullanmalıyız. En uç örnek olarak geliştirdiğimiz İHA teknolojilerinden tarımın da istifade edebileceği projeleri geliştirmeliyiz. Teknolojiyi tarımda kullanmaya odaklanırsak hem yazılım ve teknoloji geliştirmede güçlenir hem de tarım tarafındaki gücümüze güç katabiliriz.”

“Dünyanın en büyük 3 tarım üreticisi, Çin, Hindistan ve ABD. Dünyanın en büyük 3 ekonomisi ise ABD, Çin ve Japonya. Teknoloji geliştirerek ekonomik büyüklük sağlayan ülkeler tarımsal üretimden vazgeçmediler. O halde biz de ülke olarak teknoloji geliştirmeye odaklanırken tarımsal üretimden çekilmemeliyiz. Üreteceğimiz politikalar ile tarıma olan ilgiyi arttırmalıyız.

Hatta mümkünse tarıma değer katabilecek teknolojiyi ve profesyonel yönetim bakışını tarıma getirebilecek kişileri tarıma doğru yönlendirmeliyiz.

Allah’a şükür ki ülke olarak üreteceğimiz politikalardan önce yaradılış fıtratımız bunu biraz sağlıyor. Büyük şehirlerde çalışan beyaz yakalılardan kiminle konuşsam gelecekte tarımla uğraşma hayalleri var. Yani seçim yapmayıp her 3 kulvarda da var gücümüzle koşmalıyız.”

Kendisini tarıma yönlendiren iç motivasyonunu anlatırken, benim en çok dikkatimi çeken örnekleri, drone ile bahçenin kontrolü ve yüz tanıma sistemini kullanması oldu. Yaptığı tercihi anlatırken “Akıllı insanın yapacağı iş değil” esprisini yapıyor. “Allah böyle delilerin sayısını arttırsın” duasını yapayım ve kendi ifadelerine döneyim.

“Bunun dışında belki benim tarıma girerken ki motivasyonlarımdan biri olan teknoloji ile tarımda kat edilecek çok uzun boş kulvarı görmüş oluşumun bir yansıması olan diğer fiili teknoloji kullanımlarımızdan da bahsedebilirim. Tamamı adreslenmiş bir bahçe olmak, kullandığımız yazılım ile üretilen ürünlerin kg. başına düşen bütün üretim maliyetlerini hassas bir şekilde biliyor olmak, modern sulama altyapısı ile 1 kişiyle 1500 dönüm araziyi sulayıp gübreleyebilmek, yüz tanıma sistemi ile arazide devam takibi yapmak, drone ile çekilen hava fotoğraflarından eksik kuruyan ağaç tespiti yapmak, güncel ağaç envanteri çıkartmak gibi…”

“Benim çiftçi akrabalarım uzun yıllar, İstanbul’da sahip olduğum iş ve ekonomik imkanlara rağmen bu işlere girişimi delilik olarak gördüler. Benim kafayı yediğimi düşündüler. Çoğu hâlâ anlamış da değil ya neyse. Çünkü onların ve umumun fikrine göre büyük şehirde, bırakın yüksek maaşı, geçinecek kadar maaşı olan düzenli bir iş bulabilirsen köyden kaçmak lazım. Dolayısıyla İstanbul’da yüksek maaşı bırakıp köye gelmek umum algısında akıllı insanın yapacağı iş değil.”

Memleket Tarımının Problemleri

Fahrettin Bey’in gözlemlediği ve tecrübe ettiği problemler ve çözüm önerilerine geçmeden önce, kendisinden bizzat dinlediğim bir örneği anlatayım. Binlerce meyve ağacının olduğu dev bir bahçede, ağaç diplerinde yetişen otlar ciddî bir problemdir. Bu otlardan kurtulmak için ne yapması gerektiğini bir ziraat mühendisine sorsa, hemen mekanik mücadele ile (çapalama) veya ilaçlama (zehirleme) ile bu otlardan kurtulmasını önerir. Fahrettin Bey ilaçlama yerine çiftliğine aldığı koyun ve kazları meyve ağaçlarının arasında otlattırıyor. Hem meyve ağaçlarının diplerindeki otları toplamış oluyor hem koyunlarını beslemiş oluyor hem de koyunlar otlarken tamamen doğal ve organik gübre bırakmış oluyorlar. Klasik bir mantıkla bakan çiftçiler, koyunların, meyve ağaçlarının yapraklarının bir kısmını da yiyeceğini düşünerek, bunu zarar hanesine yazarlar. Fahrettin Bey bunun zarar değil kar ettirdiğini hesaplamış. Yüzlerce dönüm araziyi ilaçlamak için yapılacak olan masrafın, koyunların yiyeceği birkaç yaprak ve meyveden çok daha fazla olduğunu söylüyor. Koyunların ve kazların bıraktığı organik ilaç toprağı beslerken, diğer ilaçlar toprağa zarar veriyor.

Memleket tarımının problemleri ve çözümlerine dair tespitlerini şöyle özetlemiş Fahrettin Bey:

  • Ölçek ekonomisinden çok ama çok uzak bölünmüş araziler
  • Küçük ölçek sebebiyle ziraat mühendisi kullanamamanın beraberinde getirdiği onlarca tarımsal üretim problemleri ve nihayetinde kalite problemi
  • Köylerde statü sembolü hâline gelen traktörlerin ortalama 50 dekar başına 1 adet kullanılır olması. Küçük ölçekli araziler sebebiyle dekar başına çok yüksek yakıt ve diğer işletme maliyetleri.

Devletimizin çiftçiye yaptığı destekler, arazi ölçeklerinin küçük olması sebebiyle yapılan israfı bile karşılayamamaktadır. Ayrıyeten bu tarz destekler memleketimizin köylü ve çiftçisinde yerleşmekte olan “devlet bize baksın” mantığını pekiştirmektedir.

Fakat, sadece doğru bir modelleme ile tarım arazileri birleştirilebilse sadece tasarruf yapılabilecek hususlar bile mevcut destek kalemlerinden daha fazla fayda sağlamış olabilir.

Nasıl Bir Model?

Bir veya birkaç köyün arazileri kamu tarafından kurulacak veya kurdurulacak bir şirkete uzun dönem sembolik bir rakam ile kiralanacak. Köylere Hizmet Götürme Birliği bu arazilerin sınırlarını kaldırıp, etrafını çevirerek tek bir arazi haline getirip gerekli altyapı yatırımını da ortalama dekar başına 3,000 TL gibi bir maliyetle yaptıktan sonra araziyi blok olarak özel bir şirkete kiralayacak. Bu özel şirket araziyi bir işletme mantığında verimli bir şekilde işletecek. Arazi sahipleri hem garanti kira gelirlerini alacaklar hem de bu şirketin elemanları olarak ayrıca maaşlı çalışacaklar. Hem şirket hem köylüler hem de devlet kazanacak.

Böyle Bir Modelin Sonuçları Ne Olacak?

  • Yıllık 40,000 adam gün istihdam seviyesine gelindi, bölge halkına yıllık 2,000,000 TL üzerinde işçilik bedeli ödendi. Tam verimde sağlanacak istihdam 75,000 adam gün olarak hesaplanmaktadır.
  • Köyde önceden var olan 230 traktöre karşılık 14 traktör ile köyün üçte bir arazisi olan 5,345 dekar arazi işlenebildi.
  • Kuru tarım yapıldığı için arazi içinde tarih boyunca hiç ekilememiş bölümler bile üretime kazandırıldı
  • Yıllık 5,000 ton üzerinde meyve üretimi gerçekleştirildi
  • Hasat dönemlerinde günlük 700 kişilik istihdam rakamlarına ulaşıldı.
  • İlçe ticareti canlandı, ilçeye üniversite kuruldu
  • Bozkır içinde yemyeşil bir bahçe meydana çıktı, bölge halkının gurur kaynağı oldu.
  • Kabalı köyü tersine göçü tetikledi ve İstanbul’dan göç almaya başladı. Proje öncesi 476 olan köy nüfusu proje sonrası 563’e çıktı.

Doluyu Yağmura Dönüştüren Top

Devlet desteğini sûistimal eden çiftçilerin hikâyelerini birçok yerde dinledim. “Nasıl olsa devletin malı” düşüncesiyle bunu yapanlar ülkelerine ihanet ediyorlar. Devletin teşvik için verdiği büyük baş hayvanları satıp, o parayla köydeki evini yenileyen veya altına bir araba alan çiftçilere bunun hesabını soracak bir sistem mutlaka olmalı. Dünyada sorulmazsa bile, ahirette mutlaka hesap verecekler. Devlet, çiftçiyi ayakta tutmak için, doğal afetlerde zarar görenlere destek veriyor. Bu desteği sûistimal etmek isteyen bir çiftçinin “inşallah iyi bir dolu yağar da devletten para alırız” dediğini duydum ve çok üzüldüm.

Fahrettin Bey’in meyve bahçesinde, hayatımda ilk defa gördüğüm bir şeye şahit oldum. “Dolu Topu” adı verilen bu alet, dolu yağıp meyvelere zarar vermesin diye gökyüzüne top sesi gibi gürültü dalgaları gönderip, dolu yağışını yağmura dönüştürüyor. Sisteme erken uyarı ile dolu yağma ihtimali düştüğü anda sistem devreye girerek dolu toplarını harekete geçiriyor. Böylece bahçedeki ürünlerin hasar görmesine engel olunmuş oluyor.

Bir yandan “dolu yağsa da devletten para alsak” diyen bir çiftçi, diğer yanda dolu topu diye bir şeyin olduğunu öğrenip çiftliğinde bunu kullanan bir çiftçi. Allah Fahrettin Bey gibi üretken çiftçilerimizin sayısını arttırsın. Bir insan tek başına, bir köyün, bir şehrin, bir toplumun kaderini değiştirebilir. Fahrettin Bey’in bu çalışmaları sayesinde İstanbul’dan göç alan nadir (belki de tek) köylerden birisidir Kabalı köyü.

Şehir hayatının kalabalıklarından kaçıp, modern çiftçilik yaparak yeni bir hayat kurma hayali kuran herkese ücretsiz danışmanlık yapıp elinden geldiği kadar destek veriyor Fahrettin Bey. Elinizdeki bu kadar teknolojiye rağmen “Biz Fahrettin Bey’e nasıl ulaşabiliriz?” diye soru sormazsınız inşallah!

 

Sait Çamlıca

Eğitimci-Yazar

Kaynak Kitap

Teknoloji Kuşatmasında Geleceğimiz

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.