Veda Hutbesinin İlaçları

 

“Veda Hutbesi olarak duvarlara astığımız konuşma, Peygamberimizin Veda Haccı’nda yaptığı konuşmanın aynısı mıdır, yoksa sonradan eklemeler veya çıkartmalar yapılmış mıdır?” sorusu, bu yazının konusu değildir.

Veda Hutbesi’nin içeriği, peygamberimizin bize getirdiği İslam dininin ana esaslarına uygun nasihatler verdiğine göre, biz bu nasihatleri anlamak ve hayatımıza uygulamaya çalışmak durumundayız.

Ölümünüzün yaklaştığını hissetseniz veya doktor hastalığınız yüzünden yakında öleceğinizi size söylese, evlatlarınıza vasiyet niyetine neler söylersiniz? Son sözleriniz ne olurdu? En çok önemsediğiniz şeyleri özetlersiniz büyük ihtimalle. 

Veda Hutbesi, Peygamber Efendimizin orada bulunanlar şahsında, her Müslüman’a son sözleridir. Veda Hutbesi hakkında yazı yazarken veya Veda Hutbesini okurken bu gerçeği unutmamak gerekiyor.

Bir o kadar önemli olan husus, bu veda konuşmasından günümüze çıkartacağımız derslerdir. Bu yazının konusu “Veda Hutbesini günümüze okumak,” başka bir ifadeyle, Veda Hutbesi ilacından, günümüz yaralarına merhem üretmektir.

Veda Hutbesi’nden günümüz yaralarına merhem üretme adına aklıma gelen dipnotları, Veda Hutbesinin pasajları arasına kalın harflerle yazacağım. Veda Hutbesi’nde yazılı olanlar ince ve italik, konuya dair notlarım kalın olarak yazılacaktır.

Veda Hutbesi

Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Biliyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl bir mübarek şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.

Peygamberimiz “Ey insanlar!” diye hitap ediyor bazen. Bu hitap şekli Kur’an’da da var. Allah (c.c.) bazen “Ey iman edenler!” diye cümleye başlarken, bazen de “Ey insanlar!” diye başlıyor cümleye. Aynı üslup Veda Hutbesi’nde de görünüyor. Sadece Müslümanlara değil, insanlığa sesleniyor.

Ashabım! Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir.

Ölümü, Allah (c.c.)’a vereceğiniz hesabı unutmayın. Attığınız her adımda “Allah (c.c.) beni görüyor!” bilinciniz olsun.

Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!

Müslüman olup, Hz. Muhammed (sav)’e ümmet olduktan sonra, Hz. Muhammed (sav)’i hiç tanımıyormuş, nasihatlerini hiç duymamış gibi yaşamayın. Önderimiz Muhammed Mustafa (sav) diyenler, örneğimiz Muhammed Mustafa (sav) demiş oluyor. Önderini örnek alan, önderi gibi davranmalı. O’nu taklit etmeli. O’nun ahlâkıyla ahlâklanmalı.

Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki burada bulunan kimse, bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

Öğrendiğiniz her yeni ve güzel şeyleri başkalarına da öğretin. Bilmek ve öğrenmenin zekâtı, bildirmek ve öğretmektir.

 Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin.

“Emin” yani güvenilir olmak, emanete ihanet etmemek Müslüman olmanın en önemli vasıflarındandır.

Biliniz ki faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah (c.c.) böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz Abdulmuttalibin oğlu (amcam) Abbasın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız.

Faiz yoluyla haksız kazanç sağlamak, Müslüman’a haramdır. Bu haramı işleyen kişi akrabanız veya tanıdığınız birisi de olsa, haramlık hükmü değişmez. Haksız kazanç elde etme teşebbüsünü engellemeye çalışırken, akrabanıza bile torpil yapmayın. Hatta önce akrabalarınızdan başlayın.

Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalibin torunu İlyas bin Rabia’nın kan davasıdır.

Kan davası gütmeyin. Kan davalarına karşı gelirken, başkalarını eleştirirken, ailenizin karıştığı kan davalarından vazgeçerek başlayın.

Ey insanlar! Muhakkak ki şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsınız bu da onu memnun edecektir. Dinimizi korumak için bunlardan da sakınınız.

Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah (c.c.)’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah (c.c.)’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah (c.c.)’ın emri ile helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırsa Allah (c.c.) size onları yataklarında yalnız bırakmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve âdete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

İslam’da emanetin önemini düşünerek, kadınlara “emanet” denildiğini hatırlamak gerekiyor. Kadınları normal bir emanetten daha önemli kılan şey, emanet edenin Allah (c.c.) olmasıdır. Erkeklerin kendilerine emanet edilen üzerinde hakları olduğu gibi, emanet edilenin de eşi üzerinde hakları vardır. Aile mahreminizdir. Mahreminize kimlerin gelip gelmeyeceğine birlikte karar verin. 

Ey Mü’minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler Allah (c.c.)’ın kitabı Kuran-ı Kerim ve peygamberinin sünnetidir.

Tutunacak dal aradığınızda, gidilecek yolu bulamadığınızda, tutunacak dalınızı ve yolunuzu gösteren harita bellidir. Allah (c.c.)’ın kitabı Kur’an ile yolunuzu bulun. Peygamberimizin ayak izlerini takip edin. Bu sağlam iki dala tutunursanız, bilinen ve bilinmeyen şeytanların kazdığı kuyulara düşmezsiniz. 

Mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman’a başka bir Müslüman kardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

Din kardeşliği diğer tüm kardeşliklerden çok daha üstündür. Aynı anne-babanın evladı olmaktan çok daha önemlidir, aynı kitabı rehber, aynı peygamberi önder edinmiş olmak. Yoldaşınız dindaşınız olsun. Öz kardeşinizden daha değerli olan din kardeşinizin malı da canı da emanetinizdir.

Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesi ayrılmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuş ise ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allah (c.c.)’ın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenab-ı Hakk bu gibi insanların ne tevbelerini ne de adalet ve şehadetlerini kabul eder.

Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdemin çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arab olmayana Arab olmayanın da Arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah tenli üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah (c.c.)’tan korkmaktadır. Allah (c.c.) yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.

Bu sözleri söyleyen Peygamber Efendimiz, ülkemizde yaşanan kavgaları, akıtılan kardeş kanını görseydi bize ne derdi acaba? Birçok Müslüman’ın evinin duvarında, süslü kağıtlarda yazılmış Veda Hutbesi vardır. Ancak aynı evde yapılan sohbetlerde Milliyetçilik / Kürtçülük / Türkçülük merkezli sözler konuşuluyorsa, ortada ciddi problemler var demektir.

Peygamberimiz bugün Veda Hutbesi’ni okusaydı, muhtemelen “Türk’ün Kürd’e, Kürd’ün Türk’e bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük Allah (c.c.) korkusundadır!” diyecekti. Ne yazık ki bizler, Veda Hutbesini duvarlara astığımız halde, hayatımıza uygulamadığımız için kavgayı bitiremiyoruz.

Azası kesik siyahi bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah (c.c.)’ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve ona itaat ediniz.

Sizi yöneten kişiler, kim olursa olsun, Allah (c.c.)’ın kitabına uygun kararlar veriyorlarsa, onlara itaat edin.

Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba oğlunun suçu üzerine oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.

Suç, suçu işleyeni bağlar, suçlunun sülalesini veya çocuklarını değil. Sadece bu söz bile, kan davalarını bitirmek için yeterli bir nasihattir.

Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: Allah (c.c.)’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah (c.c.)’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmeyeceksiniz. Hırsızlık yapmayacaksınız. İnsanlar “la ilahe illAllah” deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emr olundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah (c.c.)’a aittir.

Müşrik kelimesi, şirket kelimesi ile aynı kökten gelmiştir. Allah (c.c.)’ın koyduğu kanunlara ortak bulmayın. Haksız yere Allah (c.c.)’ın verdiği canı almayın. Kutsal olan insan emeğini, yanınızda çalışan işçinin hakkını çalmayın. Ömrünüzün sonuna kadar insanlığın saadeti ve huzuru için çalışın.

İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar ne diyeceksiniz? Sahabe-i kiram hep birden şöyle dediler: Allah (c.c.)’ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şehadet ederiz. Bunun üzerine Resul’ü Ekrem Efendimiz şehadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu;

Şahid ol Ya Rab!  Şahid ol Ya Rab!   Şahid ol Ya Rab!

Sadece Bu İlaçlar Kaç Yaramıza Merhem Oluyor?

Sadece bir haftalık haberlerde izlediğiniz sorunları, kavgaları düşünün. O sorun ve kavgaların birçoğunun ilacı, Veda Hutbesinde mevcut değil mi? Kadına şiddet, terör, Türk-Kürt kavgası, kan davası, ölümden sonrasını düşünerek yaşama, emaneti ehline verme, iyilikleri çoğaltmak için çalışma, haksızlık karşısında susmama ve Allah (c.c.)’a şirk koşmamak gibi, birçok yaramıza merhem üretiriz Veda Hutbesi’nden.

Bu merhemlerle yaralarımızı iyileştirmiş olsak, geriye kaç problemimiz kalıyor ki?

 

 

Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar

Kaynak Kitap

Peygamberimizi Çağa Taşımak

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.