Üniversite yıllarımda, hikâyelerin hayatımız üzerindeki etkisini keşfettiğimden olsa gerek, beğendiğim tüm hikâyeleri arşivime almaya başlamıştım. Öğretmenliğe başlayınca öğrencilerime yeri ve zamanı geldikçe anlatırdım hikâyeleri. Hikâyeleri ezbere anlattığımdan bazen çalışmak zorunda kalırdım.

Bazen öyle hikâye veya yazılar olurdu ki, ezbere anlatmak neredeyse imkânsızdı. Öğrencilerime kitap okumanın ve kendini yetiştirmenin önemini vurgulayan hikâyeler  çok  anlatırdım.  Aşağıdaki  hikâye anlatmak istediğim halde anlatamadığım, ezbere anlatmakta zorlandığım hikayelerimden birisiydi.

Bu genç bilim adamının öyküsü “tıp etiği” derslerinde anlatılan bir konudur. Bu anlatılan genç ve yaşanılan olay tamamen gerçektir.

Şunu bir düşünün; Siz bilmek için ölür müsünüz? Ülkeniz için, sevdikleriniz için, namusunuz için ölebilirsiniz. Peki ya bilmek için, öğrenmek için, anlamak için canınızı verir misiniz? İşte bu genç bilim adamı bir gerçeği ortaya çıkarmak için canını vermiştir.

O bilimin daima ilerlemesini savunuyordu. Ancak tıp bilimi “ölüme yakın yaşanan deneyimler” konusunda kör bir bilinmeze takılmıştı. Bu gerçeği ortaya çıkarılabilmenin tek yolu bilinçli bir insanın ölmeden önce neler hissettiğini ölürken anlatmasıydı. Bunu yapacak gönüllüler olmayacağı için bilim bu noktada tıkanmıştı.

Bir süre sonra her büyük sorun gibi bu sorun da kendi kahramanını ortaya çıkardı. Genç bir tıp araştırmacısı bu deney için gönüllü oldu. Ancak yasalardan korkan hocaları kabul etmedi. Genç adam bilimin tıkanmasını, bilginin tükenmesini, bilinmezliğin duvar-larına çarpmayı içine sindirememişti. Ne yapması gerektiğine karar verdi.

Her akşam çalıştığı masanın üzerine teybini koydu. Teybi çalıştırıp amacını anlattı ve önündeki beyaz sayfanın üzerine tüm insanlık için iki kelimelik bir notu kalemi kıskıvrak tutarak yazdı. Son bir defa karşısına baktı. Teyp her şeyi kaydediyordu. Sonra hiç tereddüt etmeden, elleri bile titremeden keskin usturayı kabından çıkardı ve sol bileğindeki ana damarı kesti.

Ölmeden önce en son yaşanan deneyimleri keşfedecekti. Bilmek için ölüyordu. Kan damarından fışkırmaya başladı. Kanın fışkırma sesini teyp bile kaydetmişti. Hızla kan kaybederken hissettiklerini sesli olarak anlatıyordu. Kendi kanının kokusunu burnunda hissediyor, kendisine ait bir şeylerin kolundan dışarı akışını baygın gözlerle seyrediyordu. O ölünceye kadar amacını unutmadı, hem söyledi hem yazmaya çalıştı….

Kapısını kırıp odasına giren polisler gördüklerine inanamadılar. Üzerinde bir kitap, bir not defteri, bir kalem ve de kayıt cihazı bulunan bir masanın üzerinde bir kişi yüz üstü düşerek ölmüştü. Yüzünün yarısı kanıyla kırmızıya boyanmıştı. Masanın üzerinde onun tüm insanlığa, size ve bana, bilime inanan her kişiye iki kelimelik bir notu vardı; o bize “KALKIN ve YÜRÜYÜN” diye not bıraktı. Bizden daha iyiye, daha güzele ulaşmak için sürekli çaba göstermemizi istiyordu.

Lütfen Unutmayın; engeller olabilir, eksik ve yetersiz  olabilirsiniz,   yolunuz  tıkanmış   olabilir, kendinizi yorgun, kimsesiz ve çaresiz hissedebilirsiniz. Tüm bunlar sizin birşeyler yapmanız gerektiğini gösteriyor; KALKIN ve YÜRÜYÜN!

Unutmayın ki önce insanlar bir yere giderler, sonra insanlığı oraya götürürler.

Sizde bir şey yapın, bir şey olun, bir şeyleri değiştirin, bir şeyi daha iyi yapmayı öğrenin. Öğrenin! Düşünün! Konuşun! Düşleyin! Yaşayın! Kendinizi ölüme adamak zorunda değilsiniz.

İntihar etmek hem günahtır hem aptallıktır. Bu hikaye bilgi için intihar etmeyi değil, öğrenmek için fedakarlık yapmayı öğretmeli hepimize.

Televizyon, bilgisayar, cep telefonu gibi çağımızın en büyük zaman hırsızlarına karşı uyanık olun. Daha çok kitap okuyun. Okudukça uyanacak ve değişeceksiniz.

Tarihi ve insanlığı değiştirmekten herkes bahseder. Ancak değişime kendimizden başlamamız gerektiğini maalesef unuturuz.

Unuttuğumuz başka bir gerçek daha var.

Dünya yüzlerce, binlerce iyi yetişmiş insanla beraber yola gelecek sanıyoruz. Gelişmiş ülkelerle, daha az gelişmiş ülkeler arasındaki en önemli fark, bir avuç iyi yetişmiş insandır.

Unutmayın!

Uyanık tek bir adam, uyuyan bin adama bedeldir.

Uyandırmak için önce uyanmak gerek.

Uyanmak için bolca okumak zorundayız.

O ‘uyanık’ siz olun.

O ‘uyandıran’ siz olun.

Bir Cevap Yazın