Descartes’in,  “Düşünüyorum,  o  halde  varım”sözü üzerine hiç düşündünüz mü?

Var olmanın şartının “düşünmek” olduğunu iddia ediyor. Şayet bu söz doğruysa “düşünmenin şartı ne?” sorusu aklıma takılıyor.

Biliyorsa düşünür insan. Bilmiyorsa neyi düşünecek?

Bilginin kaynağı kitap olduğuna göre, düşünüyo- rum o halde varım sözünü, biliyorum o halde varım veya okuyorum o halde varım diye ifade ettiğimiz zaman yanlış bir yorum yapmış olmayız.

Bilgisizlik cehaleti, cehalet düşüncesizliği, düşün-cesizlik esareti doğurmaz mı? Cehalet ile esaret arasında dolaylı bir ilişki olduğu kesin. Bireyler içinde toplumlar içinde “cehaletin sonu esarettir.”

“Esaret” denilince birçoğunun aklına ayaklarına prangalar vurulmuş köleler geliyor. Beş yüz yıl öncesinde olduğu gibi… O dönemin köleliği ile bu zamanın köleliği arasında şekil itibarıyla çok şey değişti. Artık zincirler ayaklara değil beyinlere vuruluyor.

Hiçbir şeye tepki vermeyen hiçbir şeyi sorgulama- yan bireyler “modern dünyanın” özgürlük şarkısını söyleyen köleleri oluyor.

Ünlü bir piyanist, çok ünlü ve seçkin insanların bulunduğu bir salonda piyano konseri için sahneye çıkmış. Tam konsere başlamak üzere iken aklına gelen oyunu oynamış. Sadece çalıyor gibi yapıyormuş.

Jest ve mimikleri, el kol hareketleri, kafasını sallamalar… Hepsi hoş ama piyanodan tek bir ses çıkmıyormuş. Sadece parmaklarını piyanonun üzerinde gezdiriyormuş. Yarım saat, bir saat, iki saat… Piyanist artık yorulmuş ve bırakmış rol yapmayı. Ayağa kalkmış. Kalabalığın karşısına geçmiş ve kalabalığı selamlamış. Salondaki herkesten müthiş bir alkış kopmuş. Tebrikler yağmış.

Sahne arkasına geçince arkadaşı:

“Üstat, neden böyle bir şey yaptınız?”diye sormuş.

Piyano ustası sakin bir şekilde cevaplamış:

“İnsanların ne kadar tepkisiz olabileceğini merak ediyordum. Bunu ölçmek istedim.”

Arkadaşı tekrar merakla sormuş: “Peki ölçtünüz mü üstat?”

Piyanist yine soğukkanlı bir şekilde:

“Evet ölçtüm. Bu kadarını bende beklemiyordum. İnsanların tepkisizliği sınırsızmış.

Bireyler tepkisiz olunca toplum da tepkisiz oluyor. Nokta dergisinin yapmış olduğu bir araştırmayı ilk okuduğumda hem çok hoşuma gitmişti hem de toplumsal tepkisizliğimizin boyutunu görmüştüm.

Tiyatro sanatçısı Ezel Akay ve ekibine koyu renk elbiseler ve siyah pardösüler giydirilir. Akay’ın elinde bir megafon çıkarlar İstanbul sokaklarına. Güvercinleriyle ünlü Yeni Cami’nin arkasındaki parka gelirler. İnsanlar parkta oturmuş dinleniyorlar. Akay megafondan sert bir emir verir. “Herkes ayağa kalksın!”. Akay’ı ve etrafındaki ekibi görenler hemen ayağa kalkarlar.

Burada görev tamamlanmıştır. Eminönü iskelesine gelirler. Yine sert bir emir: “Herkes yere çöksün!”. Gemiden inenler, bilet kuyruğunda bekleyenler, simit-çiler, işportacılar, emri duyan herkes yere çöker.

                Sonra Mecidiyeköy’deki stadyumun önüne gelirler. Megafondan yüksek ve sert bir emir: “Ellerinizi kaldırıp duvara yaslanın!”. İçeri girmek için sıra bekleyen futbol fanatikleri, simitçiler, bayrak satanlar derhâl emre uyarlar. Derken bir fabrikanın önüne gelirler. Mesai saati başlamak üzeredir. Kapı girişine bir masa koyarlar. Masanın üzerine düzmece evraklar, mühürler. Kapıdan girenlere emirler verirler: “Herkes içeri girerken bu kağıda parmak basacak!”. Herkes parmak basarak içeri girer. Kimse sormaz bu parmağı niçin bastığını.

Beyoğlu’na gelirler. İstiklal Caddesi’nde gezen, vitrin seyreden kalabalığa sert bir emir verirler: “Herkes sıraya girsin. Arama var!”. Emri duyan herkes sıraya girer. Sadece iki kişi itiraz eder. Niçin sıraya sokulduklarını, niçin arama yapıldığını sorgularlar. Sorgulayanlar ise orada bulunan bir çift turist!

Birey olmak, şahsiyet sahibi olmak, sorgulamaktan geçer. Soru sormayan, sorgulamayan, kayıtsız şartsız itaat edenlere ‘köle’ denir.

Okuyan insan düşünür.

Düşünen insane soru sorar.

Soru soran insane köle olmaz. 

Kendinizi, saatlerce TV izlemek, Bilgisayar ve Akıllı telefon başında vakit geçirmekten kurtarıp, okuyun. ‘Okuyorum, o halde varım!’ deyin.

Ailenizi ve çocukları köle olmaktan kurtarmanın en önemli yollarından bir tanesi, onlara okuma alışkanlığı kazandırmaktır. Ailece ‘Okuyoruz, o halde varız!’ deyin.

Var mısınız?

Okuyor musunuz?

Var mısınız okumaya?

Bir Cevap Yazın