Menüden Din Seçin!

Köşe yazıları yazmaya, kitaplar yayınlamaya ilk başladığım yıllarda, Mesnevi okuyarak, Mevlâna Celaleddin Rumi’nin birkaç sözünden etkilenerek Müslüman olan bir papazın hikayesine dair bir yazı yazmıştım. Yazımı okuyan bir müftü arkadaşım beni uyarmış ve “İslam’a Allah’ın kitabı Kur’an kapısından girilir. Diğer kapılardan girilen yerin Allah’ın dini olup olmadığını yeniden düşünmen gerekir” demişti. Bu uyarı bana çok şey öğretmişti. Daha sonra yazdığım yazı ve kitaplarımda bu uyarının etkisi çok olmuştur.

Aslı Gibi Değildir

Bir şeyin aslına insanların ulaşmasını istemiyorsanız, önlerine aslına benzeyen, aslının yerine geçtiği konusunda onları ikna ederek sahtesini koymak, en şeytanca yöntemdir. Resmî kurumlardan bir evrakın fotokopisini aldığınızda altına imza atılır ve “aslı gibidir” damgası vurulur. O fotokopi aslının yerine kullanılır. Ancak konu resmi bir evrak değil, ebedi hayatımızı etkileyecek olan dinimizdir. İslam dininin değişmez ana kaynağı Kur’an’dır. Hiçbir kitap için “aslı gibidir” anlamında, “Kur’an gibidir” deme hakkına hiç kimse sahip değildir.

Bu gerçeğe rağmen yaşadığımız çağ, Kur’an dışında birçok kitapla Müslümanların oyalandırıldığı bir çağdır. Eskiden mezhepler, mezhep imamlarının görüşleri, cemaat ve tarikatlar Kur’an’ın önüne geçiyor diye, haklı olarak, çok şikâyet ediliyordu. Ama artık çok daha fazla alternatifler sunuluyor, manevi arayış içerisinde olanlara. Hiçbir inancı olmayan birisinden bahsetmiyorum. Müslüman anne-babadan doğmuş, Müslüman bir çevrede yetişmiş insanlara, İslam diye bir sürü yeni inanç biçimleri pazarlanıyor.

Din Terakkiye Mâni Değilmiş

XIX. yüzyıl ve XX. yüzyılın ilk yarısı hep “Din terakkiye mânidir” sloganı ve propagandası etrafında geçti. Dinlerin insanlığın gelişimini engellediğini iddia edenler artık bu iddialarından vazgeçmek zorunda kaldılar. Maneviyatın bir ihtiyaç olduğunu, insanın maddi ihtiyaçlarının giderilmesinin mutlu ve huzurlu bir hayat için yeterli olmadığını kabullenmek zorunda kaldılar. Din, yani manevi inanç, tüm dünyanın gündemine geri gelmek zorunda kaldı. Ama asıl soru; hangi biçimde bir dinin geri döndüğü sorusudur.

Maddi ihtiyaçlarını gidermiş olan insanlar manevi arayışlar içerisine girdiler. Bu boşluğu ve arayışı kimisi ailesinden gördüğü inanç biçimiyle giderirken, birçok insan için, özellikle gençler için farklı yorumları olan yeni inanç biçimleri cazip geldi.

Yoga, Budizm, Meditasyon, Reiki gibi ruhsal rahatlama seansları olan gruplar, her kesim tarafından ilgi gördü. Şekil veya isim farklılıkları olmakla beraber, her kesimden insana hitap etmeyi başarıyorlar. Yoga yapmaya sadece Seküler bir yaşam tarzı olan insanlar gitmiyor artık. Dindar ailelerde yetişmiş gençler de ilgi gösteriyor bu ve benzeri gruplara. Benim İslamcı Guru olarak tanımladığım Sufi bazı gruplar, vitrinlerine Mevlâna ve Mesneviyi koysalar bile, içerik olarak diğer gruplardan çok farkları yok.

Alternatif Çok!

Bilinen İslam tarihinde, din menüsünde çeşitliliğin bu kadar çok olduğu bir dönem olmuş mudur bilmiyorum. Eskiden mezhep farklıları olur ve tartışılırdı. Selçuklu ve Osmanlı döneminde farklı tarikatlar öne çıktı. Bu tarikatlar iktidara yakın olmak için veya kendi istediklerini iktidara getirmek için birçok mücadeleye dahil oldular. Tarih haklı olandan daha çok kazananı yazdığı için, kimin haklı olduğu bu yazının konusu değildir.

Cumhuriyetin kuruluşu ile tekke ve zaviyeler kapatıldı. Kapatılmış olsalar bile farklı yol ve yöntemlerle ayakta kalmayı başardılar. Çok partili hayata geçişten sonra Nurcu, Süleymancı, Nakşi, Kadiri gibi yapılanmalar gündem oldu. Günümüz durumuna geçmeden önce, son elli yılın fotoğrafına dair bir analizi paylaşmak istiyorum.

Sosyal medya hesaplarımdan bir okuyucum dikkatimi çekmişti buna. Diyordu ki: “Bundan elli yıl önce köyümüzde bir tane cami ve bir tanede cemaat vardı. Sonra birileri geldiler ve çocuklarınızı okutacağız diyerek çocuklarımızı götürdüler. Birkaç farklı grup, köy çocuklarını alıp kendi yurtlarında okutmaya başladı. Dinini öğrenmek için köyünden alınan bu çocuklar okuyup yıllar sonra köylerine dönünce birbirlerinin arkasında namaz kılmayı bıraktılar. Kimisi Nurcu olmuştu kimi Süleymancı… Ama ortak özellikleri birbirlerinin Müslümanlıklarını beğenmemeleriydi.”

1950’li yıllardan 2000’li yıllara kadar geçen bu süreçte hepimizin gözleri önünde cereyan eden bu kamplaştırma operasyonu pek kimsenin dikkatini çekmedi. Umarım birileri bu döneme dair ciddi araştırmalar yapar.

Cemaatlerin Dini

Cemaatlerin her biri ayrı bir din gibi çalışıyor. Hepsinin ortak özelliği Kur’an’ı vitrine koyarak kendi cemaat öğretilerinin kitaplarını okuyup okutmalarıdır. Kur’an’ı anlamadan papağan gibi seslendirirler ama kendi hocalarının, şeyhlerinin, üstatlarının kitaplarını anlamak için defalarca tekrar tekrar okurlar. Bunların en tipik örneği Nurculardır. “Risale okuyanın Kur’an okumasına gerek yok” diyecek kadar Kur’an’dan uzak bir nesil yetiştiriyorlar. Buna itiraz edenlere “Risaleler Kur’an’ın en iyi tefsiridir” yalanını söylüyorlar. Kur’an’a paralel kitapları var birçok tarikatın. Mevleviler Mesnevi, Nurcular Risale, Süleymancılar İmam-ı Rabbani, birçok tarikat Abdülkadir Geylani gibi Sufilerin kitaplarını okurlar sürekli

Cemaatlerin mabetleri kendi yurtları, evleri veya dernekleridir. Namaz kılmak, zikir çekmek, sohbet etmek için daha çok kendi mabetleri olan mekanlarında buluşurlar. Kendi müritlerine kutsal kitap gibi okuttukları kendi kitaplarını bastıkları yayınevleri de var çoğunun.

“Kim Bu Süleymancılar?” ve “Cemaate Adanmış 40 Yıllık Hüsran” kitaplarının yazarı ve ömrünün kırk yılını o cemaatin içinde geçirmiş olan Zekayi IŞIN Süleymancıları tarif ederken diyor ki: “Bunların dini Süleymancılık, kitapları İmam Rabbaninin Mektubatları, Peygamberleri de Süleyman Hilmi Tunahan… Bunların yaşadığı ve anlattığı din kesinlikle Allah’ın dini İslam değildir. En büyük korkuları Kur’an’ın anlaşılması…”

Ne Zararı Var ki?

“Bir araya gelip zikir çekiyorlar, Mesnevi okuyorlar işte ne var ki bunda?” diye itiraz edecek olanlara kısa bir hatırlatma yapayım. 15 Temmuz darbe girişimini yapan FETÖ hainleri de bir araya gelince Said Nursi’nin Risalelerini ve Fethullah Gülen’in kitaplarını okuyorlar, Fethullah Gülen’in vaazlarını dinliyordular.

Spiritüel Arayışlar

Mezhep farklılıkları ve tarikat sürecinden sonra, çok daha farklı ve yeni bir sürece girmiş bulunuyoruz. Artık menümüzde sadece mezhepler ve bilinen tarikatlar yok. Eskiden beri bilinen cemaat ve tarikatlarla da sınırlı değil menümüz. Nurcu, Süleymancı, İsmailağa, Menzil veya İskenderpaşa ile de sınırlı değil yeni neslin tutunduğu sahte din dalları. Artık gençler çok daha yeni “spiritüel” arayış içerisindeler. Arayış dediğime bakmayın, birçok genç, özellikle maddi durumu iyi olan muhafazakâr kesimin gençleri, kendilerine yeni yerler buldular bile.

Spiritüel Fransızca kökenli bir kelime olup, tinsel, ruhsal anlamına geliyor. Spiritüalizm ise ruhçuluk demektir. Kısaca, ruhunu huzura kavuşturmayı bilen, iç dünyasında kendisi ile barışık olmayı seçen ve düşünce biçiminde pozitifliği benimsemiş kişiler için kullanılan bir sıfattır.

Latince ruh anlamına gelen spiritus sözcüğünden türetilmiş olan spiritüalizm, öte âlemcilik olarak da ifade edilmektedir. Ve günümüzde spiritüel, spiritüellik, spiritüel enerji, spiritüel insan gibi kavramlar insanların ilgi odağı haline gelmiştir.

Reiki, 20.yüzyılın başında Japonya‘da ortaya çıkan, enerji aktarımı ile ruhsal şifa vermeye dayalı olduğuna inanılan bir tekniktir. Rei “her yerde varolan” ki “ruhsal yaşam enerjisi” anlamına gelmektedir. Batıya “Evrensel Yaşam Enerjisi” olarak tercüme edilmiştir. Ancak ezoterik olarak “yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi” açıklaması daha kapsamlı bir tariftir. Reiki bir frekans ve “Ruhsal Şifa Tekniği”dir.

Bu açıklamalardan sonra bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Ruhunu huzura kavuşturmak için arayış içerisine giren gençler, Müslümanların çocuklarıdır. Yani ailelerinden gördükleri ve öğrendikleri din, onların ruhunu doyurmuyor ve Uzakdoğu’dan gelen veya Uzakdoğu inanç biçimini Kur’an kavramlarıyla süsleyenlerin peşine gidiyorlar. Aslını okuyup üzerine düşünmedikleri için “aslı gibidir” damgalı tuzaklara çabuk düşüyorlar.

Hinduizm Reklamı Yapan Mevlevi!

Bu ara başlığı seçerken, özellikle “Hinduizm reklamı yapan Müslüman” diye bir başlık atmayıp “Mevlevi” demeyi tercih ettim. Son yıllarda popüler olan veya birileri tarafından profesyonelce pazarlanmış olan, kendisini Mevlevi olarak tanımlayan Cemalnur Sargut, bir televizyon programında (TRT) Hindu mabedindeki gözlemini anlatıp şöyle yorumluyor:

“Hindu mabedinde filden bir kadının ayaklarını yıkıyorlar. Ama ben böyle bir şey görmedim Gülben Hanım! Böyle bir hürmet, böyle bir saygı, böyle bir edep… sanki karşılarında Allah var, Allah’ı yıkıyorlar. Şimdi oraya baktığınız zaman onların o taşa tapmaları mümkün mü? Hayır! Aslında onlar o taştaki hakikate yani her yerden tecelli eden Allah’a tapıyorlar. Onlar onda görmüş Allah’ı. Kimimiz çocuğumuzda görüyoruz Allah’ı, kimimiz eşimizde… Onların o file taptığı kadar bizde birçok şeye tapıyoruz. Birçok şeyi put ediniyoruz. Bunların hepsinde asıl taptığımızın Allah olduğunu idrak edersek zaten farklılıklar kalkıyor aradan.” 

Cemalnur Sargut uzun zamandır piyasada yerini almış birisi. Kimse bu kadına ve söylediklerine cevap vermiyor. Din tüccarlığı piyasası bu kadar rahat iş yapmaya devam ettikçe yenileri de türemeye devam ediyor.

“Bilinçaltı ve Kuantum Uzmanı” olarak kendini tanıtan tesettürlü, çarşaflı, peçeli dindar sosyete bayanlar, lüks otellerde yüksek ücretler karşılığında dini eğitimler veriyorlar. Kullandıkları kavramlar Kur’an’dan alınan kavramlar. Bilinçaltını ayetlerle ve miraç hakikatleriyle temizliyormuş! Bu işleri yapan bayan gündeme gelince “Bu kadın Cinlerle birlikte çalışıyor” diye cevap veriyor başka bir dindar hoca! Al birini vur ötekine denilecek cinsten tartışmalar.

Ülkemizde sahte para basanlarla mücadele etmekten çok daha önemlidir, sahte din satanlarla mücadele etmek. Sahte bal konuşuldu ama sahte din gündem olmuyor maalesef. Devletin emniyeti sağlamadığı her yerde mafya oluşur. Devletin gerçek din eğitimi vermediği her yerde sahte din ile kandırılıp kullanılan insanlar ve gruplar çoğalır. FETÖ bunun son yüzyıldaki en büyük örneği oldu.

Kim Suçlu?

Din, sadece değil ama “önce” Kur’an demektir. Elimizde ve evimizde, Allah’tan geldiğine dair hiç şüphemizin olmadığı bir kitap olan Kur’an dururken, yeni yetişen neslin din menüsünde neden bu kadar çeşitlilik var? Bunun suçlusu kim? Bu soruya tek bir kurumu veya kişiyi suçlayarak cevap vermek haksızlık olur. Hızlı bir şekilde özetlemem gerekirse, suç dosyasına şunları yazardım:

Okulda, camiiler de ve diyanetin kuran kurslarında, Kur’an’ı sadece yüzüne okumayı öğretmeye devam ediyorlar maalesef. Anlamadan sürekli Kur’an seslendirmesi yapılıyor ve sesi güzel olanlar, daha güzel seslendirenler “Kuran bülbülü” olarak alkışlanıyor. Böylece Müslüman gençler İslam’ın ana kaynağında nelerin öğretildiğini bilmiyor.

Kur’an’a “mezarlıkta okunacak kitap” muamelesi yapılırken sustunuz. Kur’an’a “perşembe akşamları Yasin okunacak kitap” muamelesi yapılmasına sustunuz. Kur’an ayetlerine “viagra” muamelesi yapan sarıklı-cübbeli soytarılara sustunuz. Artık Kur’an ayetleriyle Kuantum ve Bilinçaltı Temizliği yapanlar türedi. Susmanın bedelini ödüyorsunuz.

“Miraç hakikatleriyle bilinçaltı temizliği” yapma seansına katılan kızınıza niye kızıyorsunuz ki? Siz değil misiniz Miraç’ta Peygamberimizin diğer Peygamberlerle Allah arasında pazarlık yaptığını yıllardır anlatan?

Siz beş vakit namaz kılıp on vakit yalan söylediniz, namazınızı Allah ile kılıp ticaretinizi şeytanca yaptınız, tüm bunları görerek büyüyen oğlunuz size: “Ha Yoga yapmışım ha Namaz kılmışım Baba!” demeye başladı. Buna niye şaşırıyorsunuz? Namaz sizi adam etmemiş ki! Çocuğunuz sizi neden örnek alsın?

-Kulağına küpe taktı diye cami kapısında fırça yiyen delikanlı artık camiye uğramıyor, deist olmayı ve yoga yapmayı tercih ediyor. Yaptığınız bu hatalar kulağınıza küpe oldu mu?

-Dizlerinin üzerinde şortla camiye gelen çocukların bacaklarına vuran amcalar, o çocuklar artık cumadan cumaya uğruyor camiye. Bomboş camileri görünce gençleri suçlayacağınıza, başınızı vuracak duvar arayın kendinize.

-Saçının teli görünüyor diye cami avlusunda fırçaladığınız kızlar, meditasyon yaparak ruhunu doyuruyor artık. Namaz deyince camide yediği fırçayı hatırlıyorlar sadece. Camiler neden ak saçlı emekliler lokaline döndü sorusunun cevabını bir daha düşünün.

Gençler için artık “Din Menüsü” sadece camiden ibaret değildir. Sahte bal ile mideleri, sahte din ile ruhları zehirleniyor gençlerin.

Bunun en büyük suçlusu “korkak” âlimlerdir.

 

Sait Çamlıca

Eğitimci – Yazar

Kaynak Kitap

Menüden Din Seçin

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.