Mekke’den Önce İnsan Fetheden Peygamber

 

Örnek insan modellerimiz vardır. Bizler, bu örnek insan modelimizin en son ne yaptıklarını, en büyük başarılarını, daha sık konuşuruz. En son ve en büyük başarıya giden yolu, pek dillendirmeyiz. Başarıyı konuşup, başarıya giden yolu unutmanın bedelini ağır öderiz.

Etrafımızdaki lider insanların en büyük başarılarını konuşup o yolda ödedikleri bedelleri, kullandıkları yöntemleri konuşmuyorsak, yol ve yöntem unutulur. Yol ve yöntem unutulunca, benzer bir başarıyı elde etmek imkansızlaşır.

En son peygamber, en büyük lider, en büyük önder diyerek, kendimize örnek aldığımız Hz. Muhammed (sav)’in hayatını konuşurken ve yolunu takip ederken de, maalesef aynı hataları yapıyoruz.

Peygamberimizin hayatı hakkında neler biliyorsunuz?’ diye bir soru sorulsa, dindar olduğunu iddia eden insanlar bile, genelde aynı klasik bilgileri tekrarlıyorlar.

Peygamberimizin hayatı denilince genelde şöyle bir sıralamamız var:

Ailesi, çocukluğu, evliliği, ilk vahiy, ilk Müslüman olan dört kişi, kırkıncı Müslüman, Darul Erkam, boykot dönemi, Hicret, Bedir savaşı, Uhud savaşı, Hendek savaşı ve Mekke’nin Fethi.

Bu sıralama, birçoğumuzun, Peygamberimizin hayatı merkezli dile getirdikleridir. Kendimize, en büyük önder olarak seçtiğimiz insanın, hayatına dair konuştuklarımızın birçoğu, bugün tekrar edilemeyecek olan konulardır.

Yeniden Amine Abdullah’ın yetimini doğurmayacak!

Yeniden bir vahiy gelmeyecek!

Yeniden Bedir savaşı yaşanmayacak!

Yeniden Uhud savaşı yaşanmayacak!

Yeniden Mekke fethedilmeyecek!

Ancak; yeniden vahiy gelmeyecek olsa bile, gelmiş olan vahyi yeniden okuyup hayatımıza uygulama gayreti içerisinde olmamız gerekir.

Yeniden Darul Erkam tekrarlanmayacak olsa bile, hepimiz çevremiz ve imkânlarımız ölçüsünde, insanların vahiy merkezli eğitimine katkı sağlamak zorundayız. Önce kendimizden başlamak zorunda olduğumuzu unutmadan…

Yeniden hicret yaşanmayacak olsa bile, Allah (c.c.)’ın istediği hayatı yaşayamadığımız yerden, yaşayabileceğimiz yerlere hicret edebilmeliyiz.

Uhud savaşı yeniden yaşanmayacak! Uhud savaşında kaç kişinin öldüğünü / şehit edildiğini bilmek kimseye bir fayda sağlamaz. Ancak Uhud savaşının, ganimet kapmak için mevzisini terk edenler yüzünden kaybedildiğini bilmemiz gerekiyor. Ne zaman ki Müslümanlar, ganimet kapmayı, Allah (c.c.) rızası için çalışmanın önüne geçirirse, Uhud savaşı gibi bir yenilgi yaşar.

Sorular?

Yeniden yaşanması mümkün olmayan olayları anla-tırken, matematik formülü gibi ezberletmek doğru değildir. Yaşadığımız çağın insanının anlayacağı bir dil ile anlatmaya gayret etmemiz gerekir.  

Klasik siyer kitaplarında okuduğumuz olayların aynısı tekrar yaşanmayacak. Bize düşen, o olaylardan çağımıza ve hayatımıza örnekler çıkartmaktır. Mesela “Peygamberimiz insanlarla nasıl bir ilişki kurdu?” sorusunun cevabı bizim için önemlidir.

“Peygamberimiz çevresindeki olaylar karşısında nasıl bir tepki verdi?” sorusunun cevabı, insanlık yaşadığı sürece, örnek almamız gereken davranışlardandır.

Hz. Peygamber, etrafındaki insan halkasını nasıl genişletti?

İnsanlarla nasıl bir ilişki kurdu?

İslam dinine karşı olanlarla nasıl bir ilişkisi vardı?

Günah işleyen bir Müslüman’ı, bizim yaptığımız gibi, hemen dışladı mı?

Münafık olduğunu bildiği insanlara karşı nasıl bir tavır sergiledi?

Bu soruların ayrıntılı cevaplarını verecek değilim. Ancak “Hz. Peygamber bu davranışlarını nereden ve nasıl öğrendi?” sorusuna birkaç cevap vermeye çalışacağım.

Hz. Muhammed (sav)’i, Allah (c.c.) eğitti. Allah (c.c.) Peygamberini, bizim de elimizin altında bulunan Kur’an ile eğitti. Hz. Peygamber insanlarla nasıl bir ilişki kurması, insanların gönlünü nasıl fethetmesi gerektiğini, Kur’an’dan öğrendi.

Öldürmek İçin Değil Diriltmek İçin Savaşmış

“Kılıcını kınına sokmayan bir peygamberin ümme-tiyiz” sloganını çok sık duyardım gençlik yıllarımda. Öyle bir anlatılıyordu ki, dinleyenler, peygamberimizin 23 yıl Genelkurmay Başkanlığı gibi bir görevde bulunduğunu ve savaşların ortasında yaşadığını zanneder.

23 yıllık peygamberlik görevi boyunca sadece 50-60 günü savaş meydanında geçmiş bir peygamberi, neden bir “savaş peygamberi” gibi gösterirler? Kaba bir hesap yaparsanız, peygamberlik süresinin %1’lik bir zamanı bile savaş meydanında geçmemiştir. “%1 olana odaklanıp %99’u görmemize engel olanlar, bunu kasıtlı mı yaptı?” diye düşünmeden edemiyorum.

Kaç Kişi Öldü?

Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi kitabında, peygamberimizin katıldığı savaşlarda her iki taraftan kaç kişinin öldüğüne dair bilgileri okuduğumda şaşırmıştım. Küçük çatışmalar ve Bedir, Uhud, Hendek gibi büyük savaşlar dahil, her iki taraftan ölen insan sayısı 200 civarındadır. Kitabındaki ayrıntıya göre Müslümanlardan 93 kişi şehit olurken, Müşriklerden 102 kişi hayatını kaybetmiştir.

Bu kadar az insan ölmüş olması, Peygamber Efendimiz’in boş yere kan akıtmama çabasından kaynaklanıyor. Peygamber Efendimizin derdi insan öldürmek değil, insan kazanmaktı. İslam coğrafyasında akan Müslüman kanları, peygamber ahlâkından ne kadar uzak olduğumuzun en acı delilidir. Daha acısı, birbirlerinin kanlarını akıtanlar, aynı Allah (c.c.)’a aynı kitab’a aynı peygambere inanmış kişiler. Peygamberimiz kendisini yok etmek için gelen insanları bile kazanmayı dert ederken, mezhebini din edinmiş Müslüman, Müslüman’ın kanını akıtıyor. 

23 yıllık peygamberlik süresinin, sadece 50-60 günü savaş meydanlarında geçmiş olan peygamberimizi, bir savaş peygamberi gibi anlatmaktan vazgeçmek zorundayız. Mekke’nin fethine giden yolun, insanların kalbini fethetmekten geçtiğini anlamaya mecburuz.

Hz. Muhammed (sav)’in Mekke’yi nasıl fethettiğini konuşmaktan, insanların gönlünü nasıl fethettiğini konuşmaya zaman ayırmadığımız için, peygamberimizin hayatını, tarih kitabı okur gibi okuyoruz.

Mekke’yi fetheden bir ordu komutanını anlatır gibi bir peygamber anlatmaya devam ettiğimiz için, insanların kalbini nasıl fethedeceğimizi konuşmuyoruz.

 

 

Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar

Kaynak Kitap

Peygamberimizi Çağa Taşımak

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.