Yazarlık üzerine öğrencilerle yaptığım söyleşilerde İstiklal Marşı’nın ‘Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar’ cümlesini soruyorum. Ne anlama geldiğini bilen pek çıkmıyor. Ezberlemek ile anlamak arasındaki fark üzerine gençleri düşündürmek için yapıyorum bunu.

İstiklal Marşı’nı ezbere bilen çok, anlayan az maalesef. Üzerine düşünmeden yapılan ezber, cep telefonuna kaydetmekten farksızdır. Öğrenmek, bilgiyi davranışın amacı yapmak içindir. İstiklal Marşı gibi duygu yüklü bir şiiri ezberler, üzerine düşünmezseniz, duygularınızı sulayamazsınız.

Zihinsel Geviş Getirme

Bir şeyleri sadece ezberler veya aynı şeyleri sürekli tekrar ederseniz, zihniniz geviş getirmeye başlar. Zihnin geviş getirmesine ‘Ruminasyon’ denilir. Zikir çekmeyi, eline tespih alıp aynı şeyleri tekrar tekrar söylemek olarak anlatanlar, art niyetli değilseler, Müslümanların zihinsel geviş getirerek yerinde saymasına ve geri kalmasına sebep oluyorlar. Kur’an’da anlatılan ‘zikir’ kuru bir tekrar silsilesi değildir. Zikir anmak, hatırlamaktır.

Bir Müslüman’ın zikir çekmesi, ailesi ve çocuklarına iyi davranmasıdır. Bir Müslüman’ın zikir çekmesi, güvenilir ve dürüst bir insan olmasıdır. Bir Müslüman’ın zikir çekmesi, ticaret yaparken müşteriyi kandırmaması, Allah’ın kendisini her ortamda gördüğünü aklından çıkartmamasıdır. Bir Müslüman’ın zikir çekmesi, makam koltuğunda otururken gelen rüşvet teklifini, Allah’a vereceği hesabı hatırlayarak (anarak) geri çevirmesidir. Bir Müslüman’ın zikir çekmesi, kul hakkı yememeyi aklından çıkartmamasıdır. Bir Müslüman’ın zikir çekmesi, komşularına iyi davranmasıdır. Bir Müslüman’ın zikir çekmesi, aile mirası paylaşımı yapılırken kardeşlerinin haklarını yememesidir. Bir Müslüman’ın zikir çekmesi, borcuna sadık olmasıdır. Bir Müslüman’ın zikir çekmesi, trafik kurallarını kul hakkı bilip kurallara uymasıdır.    

Zikir ve Baş Ağrısı

Sürekli aynı şeyi tekrar etmenin, sürekli sayısını tutarak zikir çekmenin insan zihnine zarar verdiğini anlatmıştım bir ortamda. Orada bulunanlardan birisi, annesinden dinlediklerini şöyle anlatmıştı;

Benim annem 1990’lı yıllarda İsmailağa tarikatından ders aldı. Günlük bin defa tekrar edeceği zikrine başlayınca sürekli baş ağrısı çektiğini söyledi. Zikrin yarısına gelmeden, ensesinden başına doğru ağrıların oluşmaya başladığını, sürekli uykusunun geldiğini ve kendisini hep uyuşuk hissettiğini anlattı. Hatta o esnada babam içeriye girip annemden çay veya kahve isteyince annem sesi duyduğu halde cevap veremediğini fark etmiş. Babam annemin bu halini görünce: ‘Bizim hanım uçuyor yine.’ diye takılırmış. Annem sürekli zikir çekmeyi bırakınca baş ağrılarının geçtiğini anlatmıştı.  

Anlamadan bir şeyi sürekli tekrar etmek, insan hafızasına zarar veriyor. Kur’an’da geçen zikir kavramını eline tespih alıp aynı şeyleri sürekli tekrar etmek olarak anlatanlar, bilerek veya bilmeyerek, Müslümanlara zarar veriyorlar. Zikir anmaktır, sürekli, anlamsız ve anlamadan tekrarlar yapmak değil. Müslüman’ın zikri, Allah’ın istediği gibi yaşama gayreti içerisinde olma bilincidir. Tespih boncuklarını saymak, zikir değildir.

Düşünmeyi Engellemek Günahtır

Düşünmek farz bir ibadettir. Farz bir ibadete insanı yönlendirmek nasıl ki sevap ise, o farzı yerine getirmesini engellemekte günahtır. Bir insanı düşünemez hale getirmek istiyorsanız, o insana anlamadığı bir şeyi anlamadığı bir dilde ezberletin. Sonra bu anlamadığı ezberini sürekli tekrar ettirin. Bunu yeterli ve faydalı olduğuna kalben ikna edin. Bunu yaparsanız o insanın düşünme melekesini kurutur, düşünemez hale getirirsiniz. Çünkü kuru ezber düşünme melekesini kurutur.

Düşünemeyen Hafızlar

Somali gibi birçok İslam ülkesinde din eğitiminin tamamı hafızlık üzerine kuruludur. Böyle bir eğitim ile din eğitimini sınırlamanın kimlerin projesi olduğu bu yazının konusu değil. Ancak küçük çocukları hafız yapıp, din eğitimini tamamlamış gibi hayata salmak, o ülke insanının insan kaynaklarını israf etmektir.  

Afrika ülkelerinden birisini ziyaret eden bir arkadaşıma, kuru ezber yapmanın insanın düşünme melekesini kuruttuğuna dair notlarımın bir kısmını anlatmıştım. Ben bu notlarımı anlatınca o bana bizzat yaşadığı bir örneği anlattı.

‘Bizi oraya gönderen yardım kuruluşu, güzergâhımız üzerinde ihtiyaç sahipleri görürsek destek olalım diye, cebimize fazladan para vermişti. Yolculuğumuzun üçüncü günü namaz kılmak için yol kenarında küçük bir mescide girdik. Dört duvar ve tepesi sacdan yapılmış, birkaç ince demir levha ile örtülmüş camide namaz kıldık. Namazdan sonra caminin hocasıyla tanışıp sohbet ettik. Türkiye’den gelen bir yardım kuruluşu ile çalıştığımızı, bir ihtiyaçları varsa destek olabileceğimizi söyledik. Bizim samimi teklifimiz üzerine hoca bizden camisinin tavan kısmını değiştirmek için destek istedi. İnce sac ile örtülü olan tavan yüzünden, yağmurlarda çok gürültü olduğunu, namaz esnasına denk gelince içeride okunan Kur’an sesinin bile zor duyulduğunu söyledi. Bende merak edip tek probleminin yağmur damlalarından dolayı çıkan sesin olup olmadığını sordum. Kendisi bana tek problemin ses olduğunu söyledi.

O esnada kapının önünde sohbet ediyorduk. Ben etrafa bakınırken, muz ağaçlarının iri yapraklarını gördüm. O yapraklarla cami tavanını örterse, yağmur sesini kesebileceğini söyledim. Ben bunu söyleyince o yaprakların rüzgâr ile uçup düşeceğini, bunun bir çözüm olamayacağını söyledi. Bende bu sefer iri muz yapraklarını birbirine bağlayabileceğini, üzerlerine taş koyarak rüzgârdan uçmalarına engel olabileceğini söyledim. Ben bunu söyleyince cami imamı bana sımsıkı sarılıp teşekkür etti. Sorunun çözümünü bulduğum için çok mutlu olmuştu.’

Ben bu örneği dinleyince, İslam ülkelerinde neden sadece kuru ezber yapmayı teşvik ettiklerini daha iyi anladım. Ezber yaparak düşünemez hale gelen insanlar, gözlerinin önündeki çözümleri bile göremeyecek hale geliyorlar.

Temizlik Ezberle Olmuyor

Diyanet İşleri esi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez hoca’dan not aldığım bir örnek vardı. Pakistan ziyaretinde medrese öğrencilerine dair gözlemini anlatmıştı bir sohbetinde.

“Pakistan’da bir hadis enstitüsünü ziyaret ettim. Binlerce öğrenci Ebû Davud’dan taharet (temizlik) konulu hadis ezberliyor, sular seller gibi okuyor. Lakin enstitüde abdest almaya temiz bir yer bulamadım. Abdest alınan yerde tavandan misvaklar sallanıyordu, dehşete düştüm.”

‘Temizlik İmandandır’ gibi hadisleri ezberlemenin ne anlamı var, temiz olmadıktan sonra. Ahlaklı olmadıktan sonra Kur’an’ı su gibi ezbere bilmenin kime ne faydası olacak?

Yine Mehmet Görmez hocanın başka bir hatırası, düşünmeden yapılan ezberlerin insanı nasıl gülünç duruma düşürdüğünü gösteriyor.

Hac sırasında kızımın fotoğrafını çekerken birkaç polis geldi, makineyi aldı, filmi çıkarıp attı. ‘Neden yaptınız?’ dedim; ‘haram’ dedi, ‘hadis var’ dedi. ‘Her resim haram mı?’ dedim; ‘evet’ dedi. Cebimden riyal çıkardım Kral Fahd’ın resmini gösterdim; ‘o başka’ dedi.

Düşünün!

Bunun gibi onlarca örnek verebilirim. Çok basit cümleleri anlamayan, gözünün önündeki çözümleri göremeyen, düşünme melekesini kaybetmiş insanlar yetişiyor, Müslüman ülkelerin kuran kurslarında.  

Ezberledikleriniz üzerine düşünmezseniz, ezberleriniz sizi düşünemez hale getirir.

Bir Cevap Yazın