“Senden nefret ediyorum! Seni hiç sevmiyorum!” sözlerini duymak herkese ağır gelir. Özellikle bu sözü işiten bir anne iseniz. Daha da kötüsü bu sözleri size söyleyen kişi öz evladınız olursa.

Öğretmenlik yaptığım yıllarda birçok sıkıntı dinledim. Aile içi sorunlara şahit oldum. Eşler arasındaki sıkıntılar, anne ile kızı arasındaki anlaşmazlıklar, baba ile oğul arasındaki tartışmalar, ders çalışmayan çocuklarla ilgili problemler. Birçok aile, benzer problemler yaşıyordu.

Bu sefer odama görüşmek için gelen genç annenin, daha konuşmaya başlamadan gözlerinde nem vardı. Ya yeni ağlamış, ya da ağlamaya hazır halde galiba diye düşünürken, sürekli ağladığını, gözlerinde sürekli nem olduğunu görüşmemizin sonunda öğrendim.

Çocuğunun ders çalışmadığından, ya da eşiyle aralarındaki problemlerden çocuğunun çok etkilendi- ğinden bahsetmesini beklerken, genç kadın “Oğlumla aramızda duvarlar var hocam!” diye başladı. Anlatırken sesi titriyor, gözleri dalıyordu sürekli.

Oğlu dünyaya yeni geldiğinde “kredi kartı” borçları yüzünden çocuğunu anneannesine vermişler. Uzun yıllar anneanne de kalan çocuğu iki yaşlarında yanına alan anne, tekrar para kazanıp çalışmak isteyince çocuğu tekrar anneanneye teslim etmişler. Anneanne şehir dışında olduğu için genç kadın bazen ayda bir, bazen iki ayda bir çocuğunun yanına gidebiliyormuş.

Ekonomik sıkıntı yaşamamak için, oğlu ilkokul dördüncü sınıfa geçinceye kadar, anneanne de kalmış. Sonra da oğlunu yanına almış anne. Ne olduysa ondan sonra olmuş. Annesinin hiçbir sözünü dinlemeyen çocuk, hep onun inadına iş yapmaya başlamış. Annesi ne söylediyse tersini yapıyormuş adeta. Okul derslerine çalışmayan, ev içinde rahat durmayan çocuk, annesinin yüzüne karşı nefretini haykırmaya başlamış.

“Seni sevmiyorum anne! Senden nefret ediyorum!” cümlelerini ilk duyduğunda anne, üzülmüş olsa bile anlık bir öfkeyle söylenen sözler olarak değerlendirmiş. Ancak her geçen gün aralarındaki mesafe artmış. Çocuk annesine her fırsatta “nefretini” dile getirir olmuş.

“Oğlum bana, beni sevmediğini söylüyor hocam!” derken gözlerinden akan yaşı silmeye çalışıyordu genç anne.

“Keşke evimize borç yüzünden haciz gelseydi, eşyalarımızı alsaydılar da ben oğlumdan bu sözleri duymasaydım hocam!” derken ki yüz halini görmenizi isterdim.

Yıllarca annesiz kalan çocuk, annesini evlatsız bırakarak intikam mı almaya çalışıyor? Yıllarca anne sevgisinden mahrum büyüyen çocuk, annesini evlat sevgisinden mahrum bırakarak intikam mı almaya çalışıyor?

Sorulara cevap vermek için değil, acıların fotoğrafını göstermek için soruyorum bu soruları. Cevabını herkes biliyor zaten. Anne çalışmasın mı? Bu soruyu tartışmak gibi bir niyetim hiç yok. Sadece “anneliği” ihmal eden çalışma hayatının yıktığı köprüleri göstermek istedim.

Köprü yıkılırken herkes acı çekiyor. Anne de evlatta. Sevgi köprüsü yıkılmışsa başka köprüler ulaştıramaz insanı insana. Ana oğul da olsa…

Bu olayı bir arkadaşıma anlattığımda bana daha acı bir olay anlattı.

İşe giderken çocuklar sokağa çıkmasın diye onları sürekli eve kilitleyen bir annenin yaşadığı acı bu. Sürekli evde yalnız kalan kızı soğuktan hasta olmuş. O küçük kız çocuğunu hasta eden soğuk muydu, yalnızlık mıydı, annesizlik miydi bilmiyorum. Ancak hastalığı o kadar ilerlemiş ki kızın, yataktan bir daha kalkamamış.

Ölüm döşeğinde annesine son sözleri, “Beni bu hale sen getirdin” olmuş. Hatta bir de hakaret etmiş annesine.

Ölmeden önceki son sözler bunlar. Altı yaşında, ölüm döşeğindeki son sözlerini çok düşündüm küçük kızın. O son sözler bana sadece yüreğindeki ateşin, yalnızlığın, mutsuzluğun, annesizliğin büyüklüğünü gösterdi. Anne mi? Onun acıları da büyük elbette. Yıllarca bu sözleri unutamayan anne, hep içinde bu acıyla yaşamış. Sonunda felç olmuş.

Kredi kartının borçlarını öder, para da kazanırsınız. Ancak ne kaybolan sevgi, ne de giden can geri geliyor.

Kredi kartları sevgiyi satın alabilir mi?

Evlat sevgisini…

Evlat kokusunu…

Bir Cevap Yazın