Sevgili Öğretmenler!

Bu yazıyı size yazıyorum…

Tek bir sorunun cevabını bulma çabasındayım aslında. “Öğretmenler niçin kitap okumuyor?”

Emin olun derin devlet hakkında bile çok şey söyleyebilirim. Ancak bu sorunun cevabını bir türlü bulamıyorum. “Öğretmenler niçin kitap okumuyor?”

Bir cevabı olan varsa lütfen bana mail atsın! Soruyu tekrar ediyorum; “Öğretmenler niçin kitap okumuyor?”

Cevabını aradığım bir diğer soru da, “Kendini eğitmeyen başkasını nasıl eğitecek?” sorusudur.

“Üniversite mezunuyum. Hâlâ mı kitap okuyacağım?” düşüncesine sahip olan, “Diplomanın cehaleti örtemeyeceğini” hala anlamamış olan öğretmenlere söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum.

“Niçin kitap okuyalım ki?” diye düşünen öğretmenlerin bahanesi de hazır…

Köy öğretmeni; Birleştirilmiş sınıfta öğretmenlik yapmayanlar için konuşmak kolay. Gelin de görün neler çektiğimizi. Anne babalar çocuklarına bırakın malzeme almayı, okula bile göndermek istemiyor. Ben neden kitap okuyayım ki?

Kasaba öğretmeni; Cahil anne babaları var bunların. Hiç ilgilendikleri de yok. Zaten çocuk altyapısını da alamamış. Potansiyel yok yani bunlarda. Ben kitap okusam ne olacak?

Büyük şehir öğretmeni; Şehirlerde çocuklar için o kadar tuzak var ki. İnternet kafeden, bilardo salonundan çıkmıyorlar ki. Anne baba çalışıyor eve geç ve yorgun dönüyorlar. Ben kendi kiramı zor ödüyorum. Bir de onlarla mı uğraşacağım?

Kolej öğretmeni; Ya bunlar zengin çocuğu. Babasının parasına güveniyor. Niye ders çalışsın ki? Şımarık çocuklara öğretmenlik yapmak kolay değil.

Dershane öğretmeni; Burası eğitim yeri değil ki. Biz öğretim yapıyoruz. Konularımızı anlatıp test çözdürdükten sonra yapacak bir şey yok. ÖSS ya da OKS sınavını kazansalar yeter!

İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin…

Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu park etmiş bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı:

“Bunu neden yaptın? Sen de kimsin, ne yaptığının farkında mısın?”

İyice sinirlenerek devam etti:

“Bu yeni bir araba ve atmış olduğun tuğla bana çok pahalıya mal olacak. Bunu neden yaptın?”

Çocuk yalvararak cevap verdi:

“Lütfen efendim! Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum. Eğer tuğlayı fırlatmasaydım, kimse durmazdı!”

Park etmiş bir arabanın arkasına işaret ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu.

“Kardeşim kaldırımın kenarına yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü, ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için çok ağır!”

Bu durumdan son derece duygulanan genç yönetici, boğazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki genci kaldırarak tekerlekli sandalyeye geri oturttu. Mendiliyle çizik ve yaraları sildi ve adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti. Küçük çocuk genç yöneticiye dönerek;

“Teşekkür ederim efendim, Allah sizden razı olsun!” dedi.

Genç yönetici küçük çocuğun, ağabeyini kaldırımdan evine doğru götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına geri dönmesi oldukça uzun sürmüştü. Uzun, yavaş ve düşünceli bir yürüyüştü.

Genç yönetici kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan ezikliği, hayatını birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı yaşamaması gerektiğini hatırlatması için öylece bıraktı.

Allah ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazen dinleyecek kadar zamanınız olmadığındaysa size bir tuğla fırlatır.

İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin…

Tercih sizin.

Kitap okumayan bir öğretmen, Mustafa Kemal’in “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!” sözünden ne anlıyor acaba?

Kitap okumayan bir öğretmen, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın “Beşikten mezara kadar ilim tahsil edin!” sözünden ne anlıyor acaba?

İster Muhammed Mustafa aşkına, ister Mustafa Kemal aşkına olsun.. Yeter ki okuyun..

Çünkü geleceğimiz olan gençliğimizin gidişatı hiç iyi değil. Bunun en büyük sorumluları bizler değil miyiz?

İlk emri “oku!” olan dinin mensupları, Allah (cc) aşkına okuyun!

Bir Cevap Yazın