Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan siyaset geçmişini anlatırken ‘Manşetlere karşı mücadele ede ede  bu günlere geldik’ cümlesini kullanır. 1990’lı yıllardan bu güne kadar, siyaseti pasif bir şekilde takip eden biri olarak, o manşetlerin çoğuna şahitlik yaptım. Özellikle 28 Şubat sürecinden 15 Temmuz darbe girişimine kadar geçen yirmi yıla yakın siyaset mücadelesi, manşetlere karşı verilen büyük bir mücadele oldu.

En son Hilafet çağrısı tartışmasını okuyunca yakın arkadaşlarıma ‘Manşetlere karşı mücadele ede ede iktidar olmuş ve iktidarda kalmış bir ekibi, manşetlerle ve köşe yazılarıyla tuzağa düşürmeye çalışıp, yine manşetlerle iktidardan düşürmeye mi çalışıyorlar acaba?’ diye bir soru yönelttim. Aleyhte atılan manşetlere direnmeye alışan bir ekip, lehte ve gaz vermek için atılan manşetlerin tuzağına düşer mi? Umarım bu tuzaklara düşmez. Özellikle Ayasofya’nın ibadete açıldığı günlerde, bu gaz verme manşeti, basit bir olay gibi gelmiyor bana.

28 Şubat Manşetleri

28 Şubat sürecinde Üniversite öğrencisiydim. Bütün haber bültenleri ve gazete manşetleri Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve Aczimendilerle doluydu. Ali Kalkancı’nın özel yetiştirildiğini, özel olarak pazarlandığını ve iktidarı tuzağa düşürmek için manşetlere çekildiğini yıllar sonra herkes öğrendi. Ali Kalkancı için Çin’den özel bir post getirtildiğini, müritleriyle beraber zikir çekerken elindeki düğmeye basınca postun hareket ettiğini, aklını şeyhlerine teslim etmiş olan kitlenin bunu keramet olarak görüp etrafa anlattığını yıllar sonra yazdı gazeteler. Atı alan Üsküdar’ı geçmiş, kitleler manipüle edilmiş ve iktidar düşmüştü bile. Müslüm Gündüz ve ekibini kameraların önüne sürenler, beklentilerinden daha çok malzeme toplayıp haber bültenlerine yetişiyordu.

Gerçek Hayat Dergisinin ‘Hilafet için toparlanın’ manşetini görünce, 28 Şubat sürecinde Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve Aczimendileri piyasaya süren aklın, yeni dönem için yeni proje kalemler ve dergiler kullanarak ‘Hilafet’ manşetleri attırdığını düşünmeye başladım. ‘Proje Kalemler’ ifadesini birkaç yıldır kullanıyorum. Bu ifadeyi okuyunca aklınıza din düşmanı yazarlar gelmesin. Dindarları uyutmak için kullanılan ve yönlendirilen, dindar gazete ve dergilerde yazılar yazan, bazıları üstad bazıları mütefekkir olarak pazarlanan yazarlar gelsin aklınıza. Derin operasyon için kullanılan bu ‘proje kalemler’ deşifre olsa, birçok genç hayal kırıklığına uğrar.

Halifeyi kim seçecek?

Gençlerin çoğu hatırlamaz. Türkiye’de Hilafet tartışması yeni değil. Cemaleddin Kaplan Almanya’nın Köln şehrinde, kapalı bir spor salonunda, elinde tahta tabancalarla slogan atan bir kitleyle birlikte Hilafeti ilan etmişti. Kendisini İslam Halifesi ilan eden Cemaleddin Kaplan herkesten biat istemişti. O dönemin videolarını internetten bulup izleyebilirler.

Hilafet çağrısı yapacak kadar din ve tarih cahili olduklarını sanmıyorum bu manşeti atanların. Böyle bir manşeti kimin attırdığı inşallah ortaya çıkar. Aklı başında hiç kimse bu çocukça manşeti ciddiye almadı. Basit birkaç soru bile, bu çocukça manşeti atanları komik durma düşürür. Halife’yi kim seçecek? Halife nasıl seçilecek? Abdülhamid’in torunlarından birini getirip Halife mi ilan edecekseniz? Sahih Hadislerin olduğunu iddia ettiğiniz kitaplarda ‘Hilafet Kureyştendir’ rivayeti yazılı. Kureyş ailesinden birini bulup Halife mi ilan edecekseniz?

Hilafet’in Kureyşiliği  

Prof. Mehmet Said Hatipoğlu’nun kitabına verdiği isimdir Hilafetin Kureyşiliği. Konunun ayrıntısını merak edenler o kitabı okusunlar. Özetle Peygamberimizin ‘Hilafet Kureyştendir’ dediği rivayetinin doğru olmadığını anlatmaya çalışıyor kitap. Irkçılığı yasaklayan, üstünlüğü takvaya bağlayan dinimizin Peygamberi, Kuran’a muhalif bir söz söylemez. Söyleyip söylemediğinin delilini Kuran’da değil rivayet zincirinde aramaya devam edenlere cevap vermek için yazılmış en güzel kitaplardan birisidir Hilafetin Kureyşiliği kitabı.

Aklını geleneğin zincirine bağladığı için düşünemeyen insanlar, rivayet zinciri sağlam ise ‘o Hadis sahihtir’ demeye devam ediyorlar.

İslam ve Yönetim Şekli

Kuran, bilinen anlamda hiçbir yönetim şekli emretmemiştir. Saltanat, Meşrutiyet, Oligarşi, Demokrasi, Totaliter Yönetim, Teokrasi veya Cumhuriyet gibi hiçbir yönetim biçimi Kuran’da geçmez. Halife kelime olarak ‘arkadan gelen’ demektir. Siyasi bir terim olarak ise ‘devlet başkanı’ anlamına gelir. Siyasi manada ‘halife’ kavramı İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an-ı Kerim ve sahih hadislerde geçmemektedir. Hz. Peygamber de hayatta olduğu dönemde ve önemli prensipler ortaya koyduğu veda hutbesinde böyle bir kavramdan bahsetmemiştir. İslam’ın herhangi bir yönetim biçimi yoktur, yönetim ilkeleri vardır.

Kuran’ın yetki sahibi yöneticilere verdiği öğütlerin toplamını, Hz. Peygamber görev verdiği Valilere özetlemiştir. Allahtan korkunuz, herkese (sadece Müslümanlara değil) karşı adil olunuz. Emaneti ehline (layık olana) veriniz.

Başka bir ifadeyle, hangi yönetim biçimine sahip olursanız olun, Allah’a vereceğiniz hesabı aklınızdan çıkartmayın. Allah’a vereceğiniz hesap amirinize vereceğiniz hesaptan daha önemlidir. Yönetiminden sorumlu olduğunuz insanlara adil davranın ve emaneti mutlaka ehline verin 

Tüm bu bilgiler ışığında şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Cumhuriyet ile yönetilmek Saltanat ile yönetilmekten İslam’a daha uygun bir yönetim biçimidir.

Bir Cevap Yazın