Hamaset ve Hurafe Kardeşliği

1980 ile 2000 yılları arasında dindar insanlar hep hamaset dolu sohbetler, vaazlar ve konferanslar veren insanları dinledi. Belki de dinlemek zorunda kaldı. İlmin ciddiyeti ve aklın kılavuzluğu ile konuşan hocaların arkasında kimse olmadığı için, meydan, hamaset vaazları veren hocalara kalmıştı. Tanınan, bilinen ve sürekli konferanslara gezen insanların arkasında hep birileri vardı. Kimisi bir tarikatın hatipliğini yaparken bazıları da bir siyasi parti adına konferanslar veriyordu. Timurtaş Uçar, Şevki Yılmaz, Fethullah Gülen, Tahir Büyükkörükçü, Hekimoğlu İsmail, Hasan Hüseyin Ceylan, Mahmut Esat Coşan, Mahmut Ustaosmanoğlu ilk aklıma gelen isimlerdir. Bu isimler konferanslar veriyor, vaazları kalabalık oluyordu. Cami veya konferans salonlarını dolduran insanlardı bunlar. Bazılarının görüntülü video veya sadece sesli teyp kasetleri, birçok dindar ailenin evinde bulunurdu.

Hangi Kitaplar Okutuldu?

Dindar ailelerin dinlediği hatip ve vaizler dışında birde okudukları kitaplar vardı. Okudukları kitaplar mı demeliyim, okumak zorunda bırakıldıkları mı demeliyim bilmiyorum. O yıllarda dindar ailelerin evlerine giren kitapların, genelde hurafe dolu kitaplar olmasının tesadüf olmadığını düşünüyorum. Kara Davut, Bostan-ül Arifin, Mükeşafetül Kulup, İhyau Ulumiddin, Said Nursi Risaleleri, Kadir Mısıroğlu kitapları ilk aklıma gelenler. Babamın kütüphanesi dahil, o yaş grubu dindar insanların kütüphanelerine daha çok bu tür hurafe dolu kitaplar girdi. Yusuf Tavaslı kitapları, hamaset dolu tarih romanı yazanların kitapları, ihlas grubu olarak bilinen Türkiye gazetesi ekibinin dağıttığı hurafe dolu kitaplar o sürecin devamında geldi.

1950 ile 2000 yılları arasında, dindar ailelerin evlerine giren kitapların büyük bir kısmının çıkış yeri, İstanbul Beyazıt’ta bulunan Beyaz Saray kitapçılar çarşısıdır. Dindarlara okutulan hurafe dolu kitapların, belli bir proje dahilinde hazırlandığını düşünüyorum. Köyden şehre çalışmak veya okumak için göç eden insanlar, bir şekilde bu kitaplar veya o kitapların zihniyetinde din anlatan hocalara mahkum kaldılar. Tüm bu gözlemlerimi anlattığım bir tanıdığım bana, Beyaz Saray kitapçılar çarşısının isminin tesadüf olmadığına dair şüphesinden bahsetmişti.

Sosyal Medya Reformu

Hurafe dolu vaazlar ve hamaset dolu kitaplar arasında bir nesil harcandı. Sosyal medya bir kısmının uyanmasına vesile olmuş olsa bile, eski alışkanlıklarından kurtulamadılar. Yeni yetişen neslin en büyük avantajı, farklılıklar arasında yaşıyor olmasıdır. Tek bir kitaba, tek bir hocaya, tek bir bakış açısına mahkum olmamak, yeni neslin en büyük şansı oldu. Eskilere dair yazdıklarım, eleştiriden ziyade bir tespittir. İsteseler bile farklı fikirlere, farklı kitaplara ulaşmaları neredeyse imkansızdı. Finansörleri belli olmayan kitaplar çoğaltılıp Anadolu’ya dağıtıldı, İstanbul’a okumaya gelenlerin eline verildi.

Sosyal medya sayesinde yeni nesil hamaset ve hurafe dolu kitaplara, hocalara mahkum olmaktan kurtuldu. Her ne kadar fon müzikleri ve profesyonel stüdyo çekimleri ile hazırlanan sohbetlere kanan gençler varsa bile, büyük bir kitle uyutulamıyor.

İkiz Kardeşler

Hamaset ile hurafe ikiz kardeş gibidir. Bağıran insanın sesi, her zaman daha çok duyulur. Hamasetin içerisindeki yalanın fark edilmemesinin sebebi, yüksek ses, titreyen ağlak ses veya bir espri ile süslenmiş söz olmasıdır. Hurafe anlatan o meşhur hocaların ortak özelliği de bunlardı zaten. Kimisi ağlayarak vaaz ediyordu, kimisi gür olan ses tonu ile konuşuyordu, kimisi de esprileriyle güldürüyordu. Ağlayan veya gülen insanın o anda düşünmesi ve sorgulaması zordur. Özellikle kalabalık grup psikolojisi içerisinde çok daha zordur.

Aklın zararlarından bahsederek sürekli aklı küçümseyen hurafeler, tıpkı hamaset gibi hakikate giden yola konulmuş engellerdir. Hamaset narkozuyla böbreğinizi değil aklınızı başınızdan alırlar. Böbreğinizin yokluğunu fark eder, tedbir alırsınız. Fakat aklın yokluğunu fark etmez, kendinizi akıllı sanmaya devam edersiniz. Hamaset narkozu ile uyuşmuş beyinlerin yeniden normalleşmesi imkansız olmasa bile zordur.

İster siyasetçi olsun ister din adına konuşan birisi olsun, hamaset ve hurafe narkozunun etkisiyle yaşamaya devam eden insanların, bu topraklara sağlayabilecekleri tek bir fayda kaldı; öldüklerinde gömülecekleri toprağa gübre olmak. Bunun dışında bu ülkeye bir faydalarının dokunacağını sanmıyorum. Bu sözlerimi ağır bulanlar olacaktır. Sözlerimin ağır ve acı olduğunun farkındayım. Gerçekler hep acıdır ve acıtır canımızı.