Okuduğum kitaplardan, dergilerden, gazetelerden hoşuma giden yazıları hep ajandama notlar alırım. Bazen bir gazete küpürünü bazen bir takvim yaprağındaki bir sözü kesip ajandama yapıştırdığım olur. Son yıllarda heber sitelerinde okuduklarımı arşivlemeye çalışıyorum.

Çocuklarla ilgili bir notum vardı ajandalarımın birinde. “Ağlarken tüm bedenleriyle ağlayan, gülerken bütün bedenleriyle gülen çocuklar, henüz ikiyüzlü olmayı bilmedikleri için böyle davranıyorlar.”

Çocuklarda bu gerçeği görmek için onlara dikkatli bakmanıza bile gerek yok. Gülerken tüm bedeni hareket eden çocuklar ağlarken tepine tepine ağlarlar.

Dünyaya geldiğinde ağzıyla kalbi, ruhuyla bedeni aynı dili konuşan çocuklara, büyünce ne oluyor da bu toplumda ikiyüzlü insanların sayısı her geçen gün artıyor?

Bir meslektaşımla eğitim üzerine sohbet ederken bana hiç duymadığım bir şey sordu. Dedi ki; “Hocam, medyada şöhret olan insanların önemli bir kısmının kendi çocuklarıyla problemli olmalarının sebebi üzerine hiç düşündün mü?”

Şöhret ile aile saadetinin birlikte çok zor yürüdüğü bir ülkede yaşadığımızı biliyordum. Ama böyle bir soruyla hiç karşılaşmamıştım. Ben soruyu düşünürken Tahir İlker Bey çok ilginç bir cevap verdi:

“O çocuklar, ekrandaki anne-babaları ile evdeki anne- babaları arasındaki farkı çok iyi bildiklerinden, anne-babalarından çabuk kopuyorlar.”

Kafamda soruyu oturtmaya çalışırken aldığım cevap kafamı daha da çok karıştırdı. “Nasıl yani?” dedim.

Şöhret olan kişi, çocuğun annesi ise, anne ekrana çıkmadan önce süslenir, makyajını yapar, ekrana çıkar ve dünyanın en hanımefendi, en dürüst, en iyi kalpli, en kibar insanlarından birisi gibi konuşur ve davranır.

Ekranlara çıkan kişi çocuğun babası ise o da aynı şeyleri yapar. Dünyanın en beyefendi, en nazik insanlarından

birisiymiş gibi konuşur. Nerede ne yapacağını, kiminle nasıl konuşacağını bilen, örnek bir vatandaş gibi davranan bir portre çizer ekranlarda.

Milyonlarca insan, ekrandan tanıdığı o insanları, çok severler. Onların medyada görülen yüzleri ve tavırlarına hayran olurlar. Milyonlarca insanın ekrandan tanıdığı o insanların önemli bir kısmı evlerine döndükleri zaman onların “kamerasız” ortamlardaki tavırlarını bilen ve gören sadece yakın çevreleri ve dostlarıdır. Tabi ki bir de çocukları…

Ekrandaki “hanımefendi” anneyle, evdeki gerçek anne arasındaki fark ne kadar büyük ise, çocuklar da büyüdükçe kendi annelerinden o kadar uzaklaşmaya başlarlar. Çocuklarına fazla zaman ayırmayan, para kazanmak için çocuğunu ihmal eden bir annenin ekranlarda “çocuklarınızla ilgilenin, onları ihmal etmeyin” cümlesini kurması en çok kendi çocuğunu yaralar.

Başkalarına dürüst ve kibar olma, nasihatlerinde bulunan “meşhur” babanın söyledikleri ile yaptıkları arasındaki farkı bilenler o insandan uzaklaşmaya başlarlar. Baba, zamanla çocuğunun gözünden düşmeye başlar.”

Öğretmen arkadaşım bunları bana anlatırken kendi öğrencilerim ve velilerim aklıma geldi. Öğrencilerimi bir televizyon programına konuk olarak götürmüştük. Öğrencilerim yarışma programına katıldıktan sonra o

programın “meşhur” sunucusuna olan sevgilerini kaybettiklerinden bahsetmeye başladılar. Ben de ekranlardan tanıdığım o sunucunun tavır ve hareketlerinden rahatsız olmuştum. Kameralar çekim yapmaya başlayınca gösterdiği tavırlar ile çekim aralarındaki davranışları arasındaki farkı program konukları arasında bulunan öğrencilerimi kendisinden soğutmuştu.

İki yüzlü değil iki yüz yüzlü insanlardan millet olarak çok çekiyoruz. Hepimiz bundan şikayetçiyiz. Maalesef her geçen gün daha çok yüzlü insanlar görmeye başladık.

İnsan dünya ya iki yüzlü olarak gelmez. Davranışlarını sonradan çevresinden öğrenir. En yakın çevresinden başlayarak, ilmik ilmik, nakış nakış örülür insanın davranışları. En kalıcı davranışları en sevdiklerinden görerek öğrenir çocuklar.

Anne-babanın davranışları en kalıcı davranış olarak çocuğun karakterine yansır. Ancak hiçbir anne hiçbir baba evladına “ikiyüzlü” olması gerektiği konusunda “sözlü” bir telkinde bulunmaz. Buna rağmen çocuklar ikiyüzlü olmayı en çok anne-babalarından öğrenir.

Nasıl mı?

Akşam evinize misafirler gelir, siz misafirlerinizle uzun uzun sohbet edersiniz. Birlikte çay içer, muhabbet edersiniz. Misafirleri yolcu ettikten sonra karı-koca onların arkalarından

konuşmaya başlarsanız, bunu gören çocuklarınıza ikiyüzlü olmayı öğretmenin ilk ilmiklerini atmış olursunuz.

Bir akraba veya arkadaşınızla telefonla konuştuktan sonra, telefonu kapatır kapatmaz onun aleyhinde konuşmaya başlarsanız, çocuğunuz, telefon açıkken başka kapalıyken başka konuşma yapan babanın tavrını nakşeder karakterine.

Mahallenin bakkalından alışveriş yaparken gayet kibar konuşan bir insan olup, evinizde eşiniz veya çocuklarınızla kaba konuşursanız “dışarıda başka içerde başka” olmayı aşılarsınız çocuklarınıza.

Çocuğunuzun okuluna gittiğinizde, okuldaki öğretmen- lerin yanında çok hanımefendi, evde her şeyi dört dörtlük yapan bir insan tavrıyla konuşur, eve geldikten sonra okulun ve öğretmenin arkasından uzun uzun konuşursanız, çocuğunuz öğretmenlerinin yanında başka arkasından başka konuşmaya başlarlar.

Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz.

Evlatlarıyla arası açılan sadece “meşhur” insanlar değil.  Toplumumuzun  her  kesimi  bu  sıkıntıyı  yaşıyor. Çocukların  yaşları   büyüdükçe   kendilerini   doğuran annedende, kendilerini doyuran babadan da uzaklaşıyorlar.

İki yüzlü insanlara karşı hepimiz öyle değil miyiz?

Hangi arkadaşınız olursa olsun, size sürekli yalan söylediğini, ikiyüzlülük yaptığını anlamaya başladığınızda onunla aranızdaki dostluk bağları zedelenmeye başlar. Bu süreç devam ettikçe aranızdaki bağlar kopar. Yalancı ve ikiyüzlü olan kişi sizin en iyi dostlarınızdan birisi de olsa onu “silersiniz”. Çünkü ikiyüzlülük mide bulandırır.

Atalarımız ne güzel özetlemiş;

Gülerken göbeği titremeyen adamdan korkun! Söylediklerinize de göbeğinize de dikkat edin…! Çocuklarınız her halinizi biliyorlar.

Bir Cevap Yazın