Baba ile oğul arasındaki kavgalar hep konuşulur. Elbette herkes zaman zaman babasıyla veya evladıyla sıkıntılar yaşar. Baba – oğul ilişkisinde de sıkıntılar zaman zaman olur. Ancak bu sıkıntı kavgaya, yumruklaşmaya, bıçaklama veya cinayete kadar uzanırsa hiçte normal karşılanmaz.

Bir arkadaşımın morali çok bozuktu. Sebebini sorunca şahit olduğu aile kavgasından bahsetti. Bir akrabasını ziyaret ettiğinde “Baba – oğul” arasındaki kavganın ortasında kalmış.

“Bizim dayıoğlu, babası eve geldiğinde, kanepeye uzanmış maç seyrediyordu. Ben hemen ayağa kalkıp dayıma yer gösterdim. Bizim dayıoğlu hiç istifini bozmadı. Babası bu duruma sinirlenip şakayla karışık oğlunu uyardı. Oğlu hiç ciddiye almayınca, babası iyice sinirlendi. Karşılıklı atışmaya başladılar. Araya girmesem dayım kendi oğlunu dövecekti. Birbirlerini seslerini öyle yükselttiler ki, baba – oğul olduklarına inana-mazsınız.

Bizim dayıoğluna çok sinirlendim. Ancak ilişkilerinin neden bu hale geldiğini bildiğimden fazla da bir şey söyleyemedim. Dayım ve dayımın hanımın birbirleriyle konuşma üsluplarına defalarca şahit olmuştum. Yengem dayımla ilgili

sıkıntılarını, ben dahil, herkesle paylaşırdı. Birbirlerine çocukların yanında hakaret etmekten, bağırmaktan çekinmezlerdi. Her ailede yaşanabilecek kavga ve tartışmalarını herkesin önünde yaparlardı.”

Kocayı değil babayı yüceltmek.
Karı kocanın birbirleriyle olan ilişki biçimi, konuşma usulü, tartışma üslubu çocukların birbirlerine ve anne babalarına karşı ilişki biçimini şekillendiriyor.

“Kadın erkeğin kölesi değildir!” diyenlere elbette katılıyorum. Karı – koca birbirinin kölesi yada hizmetçisi değil, tamamlayıcıdır.

Kocası eve girince ayağa kalkan kadınlar vardır. Osmanlı kadını, Osmanlı terbiyesi, Anadolu terbiyesi olarak nitelen-dirdiğimiz bu davranışı, kadının kocasına saygıdan yaptığını düşünürdüm sadece. Kocası eve gelince ayağa kalkan bir annenin, bu davranışıyla çocuklarına müthiş bir eğitim vermiş olduğunu yeni fark etmeye başladım.

Annemde babam da altmış yaşlarını geçtiler. Ben kendimi bildim bileli babam eve geldiği zaman, annem ayağa kalkar. Önce babama yer verir sonra kendisi oturur. Ben beş yaşındayken de annem babam eve geldiği zaman ayağa kalkardı. On beş yaşındayken de babama yer verirdi. Yirmi beş yaşıma girdiğimde de, annem hep babam odaya girince ayağa kalkardı. Benim annem, 65 yaşını geçtiği halde, bugün hala babam odaya girince ayağa kalkar.

Biz altı kardeş büyüdük. Hepimiz, babam akşam camiden eve girdiğinde, annemle birlikte ayağa kalkıp babama yer veririz. Her ne kadar çok uzun süre birlikte zaman geçirmemiş olsak bile, çocukluğumuzdan bu yana annemin bu tavrı bizde davranış haline geldi. Korkudan değil, saygıdan ayağa kalkarız. Çünkü koskoca annem bile ayağa kalkıyorsa, biz elbette ayağa kalkarak karşılayacağız babamızı.

Annenin kocası eve gelince ayağa kalkmasının çocuk üzerindeki etkisini anlamak için beş yaşlarında bir çocuk gibi düşünün. Anneden daha önemli hiç kimse yoktur o çocuğun gözünde. Hayatının her saniyesinde annesi vardır. Tüm hayatını kuşatan o koskoca annesinin bile, ayağa kalkarak saygı gösterdiği adama (babaya) çocuğun saygısızlık yapması neredeyse imkansızdır.

Yani anne, kocası eve geldiğinde ayağa kalkarak kendini küçültmüyor, evladının gözünde ki babayı yüceltiyor.

Evladının babasına saygılı olması için çaba sarf etmeyen bir anne, Babaya saygısızlık yapan bir çocuğun, anneye de saygısızlık yapacağını aklından çıkartmamalı.

Kadına değil, anneye boyun eğmek…
“Kılıbık erkek olmak!” tabiri erkekler arasında hep kullanılır. Kimi zaman şakası yapılır, birbirlerini kızdırmak için. Ancak ben bir erkeğin kılıbık olmasının yanlış bir şey olduğunu düşünmüyorum. Yani hanımın sözünü dinlemek erkeği alçaltan bir tavır değildir. Birisinin ermine girmek başka şey, söz dinlemek başka şeydir. Aile ilişkilerinin dengesi, özzellikle çocukların eğitimi için ne gerekiyorsa o yapılır.

Annenin evde koyduğu kurallara uyan bir baba evladının zihnindeki “Anne sözünü dinleme” duygusunu beslemiş olur. “Annen izin vermiyorsa ben Televizyonu açamam! Annen izin vermiyorsa ben de izin veremem!” demeli baba.

Hanımın evde koyduğu kurallara uyan bir erkek “Kılıbıkça” değil, evladının gözündeki anneyi yücelten bir tavır ortaya koymuş olur.

Evladının annesine saygılı olması için çaba sarf etmeyen bir baba, “Anneyi çiğneyen bir çocuğun zamanla babayı da çiğneyeceğini, anneye saygısızlık yapan bir çocuğun babaya da saygısızlık yapmaya başlayacağını” unutmamalı.

Kural çocuk içi değil Aile için olmalı…
Anne baba birbirlerinin koydukları kuralları çiğnerse, çocuklar hem annelerini hem babalarını kullanırlar. Çünkü çocuklar anne ve babalarından çok daha zekidirler.

Özetlemem gerekiyorsa, çocukların gözünde babaya saygıyı inşa etmek annenin, anneye saygıyı inşa etmek babanın sorumluluğundadır. Anne babasına “üff!” bile demeyen bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız, koyduğunuz kurallara sizde “üff!” demeyin.

Anneye babaya saygı bir duvardır. Bu duvar yıkılırsa, altında anne de kalır baba da. Anneyi babayı dinlemeyen bir çocuğu, hangi emniyet müdürü zapt edebilir?

Bir Cevap Yazın