“Sen adam olmazsın!” diyormuş bir baba oğluna sürekli. Ergenlik çağlarındaki delikanlı, babasından bu sözü o kadar çok duyuyormuş ki, artık dayanamamış ve evi terk etmiş. Yıllarca hem çalışmış hem okumuş. Üniversite eğitimini tamamlayıp, kaymakam olarak göreve başlamış. Babasının sürekli kendisini aşağılamasını unutamayan genç kaymakam, jandarmayı babasına göndererek, babasını makamına getirtmiş.

Baba odaya girince, makamında oturan Kaymakam babasına dönerek, “Beni tanıdın mı?” demiş. Baba, evladını tanıdığını söyleyince, genç Kaymakam, “Baba sen bana yıllarca ‘Adam olamazsın!’ dedin. Bak ben koskoca Kaymakam oldum!” demiş.

Evladının makam şımarıklığını gören baba, “Evlat! Ben sana kaymakam olamazsın demedim, Adam olamazsın dedim. Adam olsaydın, kaymakamlık makamına da yükselmiş olsan, babanı ayağına getirmezdin. Sen babanın ayağına giderdin!” demiş.

Çocukluğumuzda, büyüklerimizden çok duyduğumuz bir hikâyedir bu. “Babaya saygılı olmak, memleketin en yüksek makamlarına gelmekten çok daha önemlidir. Büyüklerine saygıyı kaybettikten sonra hangi makama gelirsen gel asla adam olamazsın” dersini verir.

Tohum Ekmeyen Meyve Beklemesin!
“Adam gibi adamlar” kıtlığı yaşıyoruz. Orta yaşını geçmiş biri olarak o kadar çok kullanmak zorunda kaldım ki, “O’nu da adam sanmıştım” sözünü. Bu sıkıntıyı birçok insan yaşıyor. Adam gibi adamlar yetiştirmek için, bugüne kadar gösterilen çabalardan daha fazla, daha ciddi, daha bilinçli adımlar atılması gerektiğini düşünüyorum.

Bugünlerden şikâyetçi olanlara, “Gelecek için ne yapıyorsunuz?” diye sormak gerek. Şikayetçi olmak, eleştirmek, kusurları ve eksikleri konuşmak kolaydır. Bu durum, bir bahçenin önünde durup, bahçeyi sarmış olan dikenlerden şikayetçi olmaya benzer. Kolları sıvayıp, dikenleri kurutup, yerine faydalı gül tohumları ekmeyenler, o diken dolu bahçede yürümek zorunda kalırlar.

Gül tohumu ekilmeyen, alın teriyle sulanmayan bahçelerin, dikenlerle dolu olması kadar doğal bir şey yoktur. Diken, boş bırakılan bahçelerde kendiliğinden yetişir. Dikenin varlığı, bahçıvanların ihmalini ve tembelliğini gösterir.

En Büyük Savaş!
Dünyanın en güzel organizasyonunu bile yapmış olsanız, o organizasyona sahip çıkacak, o organizasyonu yönetecek kalitede adamlarınız yoksa, tüm emekleriniz boşa

çıkar. İnsan / adam yetiştirmek, geleceğe hakim olmak isteyen insanların, asla ihmal etmemesi gereken bir yatırımdır.

Rus-Japon savaşının meşhur komutanlarından Amiral Togo, kanlı savaş sonrası ülkesine döndüğünde, bir kahramana yakışır şekilde karşılanmış. Tüm ülke yönetiminin katıldığı karşılama sonrasında, Amiral Togo’nun şerefine verilen yemek programının ardından Başbakan ayağa kalkmış ve “Sayın Amiralim! Sizin bu ülke için yapmış olduğunuz kahramanlıkları, savaş meydanlarındaki emeğinizi bu topraklarda yaşayan hiç kimse unutmayacak. Millet olarak size çok şey borçluyuz.

Kanlı savaş meydanlarında göstermiş olduğunuz fedakârlıkların karşılığını size ödememiz mümkün değil. Şu andan itibaren isterseniz emekli olup aileniz ve sevdiklerinizle birlikte, kalan zamanınızı değerlendirin. İsterseniz Kayma-kamlık, Valilik, Milletvekilliği, Bakanlık veya herhangi bir mevkide talip olacağınız her kapıyı size açmaya hazırız” demiş.

Başbakan konuşmasını bitirince herkes Amiral Togo’ya yönelmiş. Oturduğu yerden ayağa kalkan Amiral, tüm misafirleri süzdükten sonra ağır ağır konuşmaya başlamış.

“Sayın Başbakanım, sevgili konuklar! Tarafıma göstermiş olduğunuz ilgi için hepinize teşekkür ediyorum. Evet, çok yoğun ve yorucu savaş meydanlarında askerlerimle beraber büyük zaferler elde etmiş olmanın mutluluğunu ben de yaşıyorum. Bana layık gördüğünüz tüm makam ve mevkiler için hepinize teşekkür ediyorum. Ancak ben bu makamların hiçbirisine talip olmayacağım.

O kanlı savaş meydanlarında fark ettiğim bir gerçek var. Hiçbir savaş ‘İnsan yetiştirme’ savaşından daha önemli değil. Meydanlardaki savaşları kazanmak isteyen milletler önce ‘İnsan yetiştirme savaşını’ kazanmak zorundalar. En büyük savaş, “insan yetiştirme” savaşıdır. İnsan yetiştirme savaşının komutanları ‘öğretmenlerdir’. Bana bir ödül vermek istiyorsanız, beni ülkemin herhangi bir köşesinde, herhangi bir okuluna öğretmen olarak görevlendirin. Ömrümün kalan yıllarını o şekilde geçirmek, benim sizden tek isteğim olacak.”

Sözün özü
Adam kıtlığından çok daha kötü ve acıdır, Adam gibi adam yetiştirme bilincinin kaybolması.

İnsan yetiştirme savaşını kaybedenler, hiçbir mücadeleyi kazanamazlar.

Doğan her çocuk, her adem, adam olma potansiyeline sahiptir.

Çocuklara ve gençlere sahip çıkmayı becerenler, geleceğe hakim olurlar.

Bir Cevap Yazın