Liseyi bitirdikten sonra, Kuran meali okumaya başladım. Üniversite öğrencisiyken bitirdim. Meal okurken birçok not aldım ajandama. “Kuran meali okumak için, bu kadar geç kalmamalıydım!” diye kendime kızdığımı hatırlıyorum. Her meal / tefsir okumamda, daha yeni, daha faydalı, daha farklı notlar alıyorum.

                İlk okuduğum mealden ajandama aldığım en önemli notlardan birisi, “Atalarının dinine uyanlar!” uyarısıydı. Peygamberlere karşı çıkan kavimler / insanlar, genelde benzer gerekçelerle karşı çıkıyor. “Biz babamızdan böyle gördük. Atalarımızdan öğrendiğimiz yaşam tarzımızı değiştirmek mi istiyorsun?” düşüncesiyle / yaklaşım tarzıyla karşı çıkıyorlar peygamberlere.

                Bu ilahi mesajdan ben şunu anladım; Allah bana / bize diyor ki, “Babanızdan / hocalarınızdan öğrendiğiniz din bilgisiyle yetinmeyin! Okuyun, araştırın, öğrenin, düşünün…”

Bir Alman, bir İngiliz Müslüman olduğu zaman, ilk yaptığı şey Kur’an’ı kendi anladığı dilde okumaktır. Yeni tanıştığı dinin emir ve yasaklarının anlatıldığı kitabı anlamaya çalışır. Bir İngiliz Müslüman olduğunda, ilk önce İngilizce Kur’an okur.  Şahadet getirip Müslüman olmak, İslam’a giriş belgesi almaktır. Bu giriş belgesinden sonra, “Müslüman kimliği” ile birlikte yaşamaya devam edeceği hayat yolculuğunun, trafik kurallarını öğrenmeye çalışır.    

                Sonradan Müslüman olan bir Alman / İngiliz yol işaretlerini önce Kur’an’dan öğrenmeye çalışıyor. Müslüman bir anne – babadan dünyaya gelen insan, hangi milletten olursa olsun, “Allah (cc) benden ne istemiş? Allah (cc) bana ne diyor?” sorularının cevaplarını önce kaynağında aramalı. Sonradan Müslüman olan okuyor da, doğuştan Müslümanbir anne – babadan doğan niçin okumuyor?

                Kuran’da onlarca kez, “Ey iman edenler!” ifadesi kullanılır. Allah (cc), Müslüman olmayanları değil, Müslüman olduğunu iddia edenleri eğitmeye çalışıyor Kuran’da.

                Türkiye’de öyle cemaatler / tarikatlar var ki, kendilerine bağlı olan gençlere / insanlara “Siz meal – tefsir okumayın! Siz anlamazsınız! Bize sorun. Biz size anlatırız!” diyorlar. Bazıları da, “Okuyacaksanız, sadece bizim yazdığımız tefsiri okuyun. Sadece bizim cemaatin / tarikatın tavsiye ettiği kitapları okuyun” diyorlar.

                Cemaat / tarikat kitaplarının okunmasının tavsiye edilmesini anlarım. Ancak, “Kuran Meali okumayın, sizanlamazsınız!” denilmesini asla kabul edemedim. İster buna gaflet deyin, ister ihanet. “İlahi kelamı anlamaya senin kafan basmaz!” yaklaşımı, bir hakarettir.

                Herkes okumalı. Okurken anladıkları da olacak anlamadıkları da. Anlamadıklarını araştıracak, soracak. Araştırarak, düşünerek, sorarak eksiklerini tamamlayacak. “Bizim anladığımız şekilde size anlatırız!” yaklaşımıyla insanları Kur’an meali / tefsiri okumaktan alıkoymanın çok büyük bir vebali olduğunu düşünüyorum. Bu vebal sadece bu yaklaşımı dayatanlarda değil, Kur’an’ı evinde süs olarak kullananların da, sırtında taşıdığını düşünüyorum.

                “İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin, Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.” sözleriyle Mehmet Akif, Kuran’ı varlık amacından uzaklaştıran Müslümanlara sesleniyor.

                Safranbolu Müftülüğüne, din görevlilerine konferans vermek için gittiğimde, İlçe Müftüsü İlyas YILMAZTÜRK Bey’le odasında otururken, bu konu açılmıştı. “Böyle bir yaklaşımın sebebinin ne olduğunu bilmediğimi, niçin bazı cemaatlerin / tarikatların Kuran Meali okutmadıklarını anlayamadığımı söyledim.”

                İlyas Bey, bana öyle bir cevap verdi ki, “Bu yaklaşımın sebebi ancak bu kadar güzel özetlenebilirdi.” dedim.

                İlyas Bey; “Bunu yapan cemaatler, ‘siz ehliyet almayın, bizim arabamıza binin!’ demek istiyorlar.” dedi.  

                Ehliyet alın! Meal okuyun! Tefsir okuyun! Öğrenin! Sorun! Düşünün! Ehliyetiniz olsun mutlaka. İlahi kelamın içeriği hakkında, az ya da çok, mutlaka bilginiz olsun.

Herhangi bir cemaate / tarikata müntesip olmayın demiyorum. Yine o cemaatin / tarikatın arabasında yolculuk yapabilirsiniz. Ancak direksiyondaki büyükler yanlış araba kullanmaya, yanlış yolda araba sürmeye başladığı zaman, trafik kurallarını ihlal ettiğinde, şoförü uyarırsınız. Hem şoförü, hem aracı hem de araçtaki yolcuları uçuruma yuvarlanmaktan kurtarmış olursunuz.

                “Bizim hocamız / şoförümüz hata yapmaz, yanlış yola sapmaz!” diye düşünenleri, İslam tarihini ve İslam tarihinde yaşanan acı tabloları okumalarını tavsiye ederim. Ne yaparsanız yapın, ama mutlaka ehliyet alın. Cebinizdeki ehliyetle istediğiniz arabaya binebilirsiniz.

                İlla bir şoförü takip ederek şoförlük öğrenecekseniz, Kur’an ehliyetiyle en güzel hayat yolculuğunu yapmış olan, Hz. Muhammed Mustafa’nın (as) hayatını tekrar tekrar okuyun. Muhammed Mustafa (as) şoförlüğünde yolculuk yapan Hz. Ebubekir sadakatinden dolayı Sıddık lakabı aldı. Hz. Ömer O şoförü takip ettiği için adaletin timsali, Faruk oldu. Hz. Osman edep, Hz. Ali, ilmin kapısı oldu.

                Ne zaman ki temel kaynak Kur’an’dan, en güzel örnek Hz. Muhammed’in hayatından uzaklaşıldı, kavgalar başladı. Başkalarının arabasına binerek yolculuk yapan ehliyetsizlerin bir kısmı Hz. Ali taraftarı bir kısmı Muaviye taraftarı oldu. O kavganın acısını hala çekmiyor  muyuz?

                İşte sana da buyruğumuzla Cebrail’i gönderdik; Sen kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisinin olan Allah’ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah’a döner. (Şura 52-53)

Ehliyet alın, kimin arabasına binerseniz binin.

Bir Cevap Yazın