Çilelerle Yoğrulan Peygamber

 

Üniversite öğrencilerinin kaldığı yurtlara konferanslara gidiyorum. Neredeyse her görüştüğüm yurt müdürü, daha 20’li yaşlarda olan gençlerin intihar etmesinden şikâyet ediyor. Normal gündemimde olmamasına rağmen, neredeyse her yurt programımda, stres, din ve hayat üzerine birkaç kelam etmek zorunda hissediyorum kendimi.

Gençleri yetiştirirken, hayatın iniş ve çıkışlarla dolu bir yolculuk olduğunu, Yaratıcının peygamberlere bile torpilli bir hayat yaşatmadığını anlatmak zorundayız. 

Sadece bizim peygamberimizin hayatı değil, tüm peygamberlerin hayatı, âdeta bir çileler tarihidir. İnsan, kıt aklıyla bakınca, “Allah (c.c.) peygamberlerine neden bu acılarıçileleri çektiriyor ki?” diye düşünebilir. Bizim peygamberimizin çektiği sıkıntıları bir düşünün!

Babasını hiç görmemiş bir yetim, küçük yaşta annesini kaybetmiş bir öksüz. Sığındığı tek liman olan dedesini de erken kaybetmiş. Akraba bile olsa, başkalarının yanında kalmak, başka bir evde sığıntı gibi yaşamak zor gelir insana. Siyer kitapları peygamberimizin huy olarak; düşünceli, içine kapanık, sıkılgan, mesafeli ve derin düşüncelere dalan biri olarak anlatır. Hüzünlü bir çocukluk…

Allah (c.c.)’tan başka dayanacak bir yeri kalmayan bir çocuktur peygamberimiz. Allah (c.c.)’tan başka kimsesi kalmasın diye, yaslanacak fani bir şeyi yoktu belki de. İşin sırrı bu olsa gerek. Allah (c.c.)’tan başka dayanacak bir şeyden mahrum olmak, Allah (c.c.)’a sığınmaya mecbur bırakıyor belki insanı. Çektiği sıkıntılar, ileride çekeceği sıkıntılara dayanacak güç veriyor kendisine.

Peygamberlik gibi ağır bir yükün altına girince, Hz. Hatice gibi bir dayanağı vardı. O hayattayken üzerine başka gül koklamadığı eşi, tek dayanağı, Hira’da ilk vahiy korkusuyla evine dönünce, dizlerine yatarak “üzerimi ört” dediği tek limanı, Hz. Hatice’yi de kaybetti.

Mekke’nin azgınlarının saldırmasına karşı kendisine kalkan olan amcası Ebu Talib’i de kaybetti o yıl. Mekkeli müşriklere karşı adeta duvar olan amcasının ölmesi, koruma kalkanının kalkması anlamına geliyordu.

Evlat, güç verir insana. İnsan kimi zaman evladına dayanarak ayakta durur. “Evlatlarım için” der yumruğunu sıkar, “evlatlarım için” der, düştüğü yerden yeniden ayağa kalkar insan. Ama Efendimiz o yıl evlatlarını da kaybetti.

Artık ne eşi Hz. Hatice ne amcası Ebu Talip ne de gözlerine bakarak güç alacağı evlatları vardı etrafında. İslam tarihi kitaplarına “Hüzün Yılı” diye geçmiştir bu yıl.

O, yine yalnız kalmıştı. Rabbinden başka sığınağı, dayanağı kalmamıştı.    

Sahi sizi hiç Allah (c.c.)’a davet ettiğiniz için taşladılar mı? O taşlandı ama. Hem de kendisine sahip çıkılacağı vaadiyle davet edildiği Taif’te. Düşünsenize, size “Gel” diyenler, sizi rezil etmek için mahallenin çocuklarına taşlatıyor.

“İfk Hadisesi” ne kadar ağır bir imtihan, hiç düşündünüz mü? Bunun ne kadar ağır bir imtihan olduğunu anlamak için şöyle düşünün. Bir erkek olarak, bütün mahalle halkının eşinizle ilgili dedikodu yaptığını hayal edin. Öyle herhangi bir dedikodu değil. Mahalleden başka bir erkek ile sizi aldattığına dair dedikodular duysanız ve siz de şüphelenseniz ne hissedersiniz? İşte ifk hadisesi budur.

Bayanlar kendilerini Hz. Aişe yerine koysunlar bakalım. Herkes size namus iftirası atıyor. Eşiniz bile sizden şüphelendiği için sizinle konuşmuyor. Masum olduğunuzu Allah (c.c.)’tan başka hiç kimse bilmiyor. Dayanılması çok zor imtihanlardır bunlar. 

Çile Yoğurur İnsanı

Hiç sıkıntı çekmemiş, el bebek gül bebek yetişmiş bir insan, küçük sıkıntılar karşısında bunalıma girer, hayata küser.

Zorluklar İnsan Hayatının Bileme Taşıdır.

Vahyi tebliğine karşı çetin direnişler ve baskılarla karşılaşınca, Allah (c.c.) peygamberimize diğer peygamberlerin hayatlarından örnekler vererek, âdeta “Bu işin raconunda bu var” demiştir. Peygamberlik gibi bir makamın, sıkıntılarla imtihan edilmek gibi bir bedeli vardır.

İnsan bazen, “Nasıl dayandın ey Allah (c.c.)’ın Resulü?” diye düşünmeden edemiyor.

Ne zaman hayatın darbelerini yeseniz, hep bunları düşünün. İmtihan dünyası gerçeğini aklınızdan çıkartmayın. Burası dünya, cennet değil. Her istediğimizin kabul edileceği tek yer, her şeyin istediğimiz gibi olacağı tek yer cennettir. Cennete girmeyi hak edecek bir hayat yaşamak gerekiyor, bu dünyada.

Peygamber bile olsanız, imtihanlarla, çilelerle yoğrulmak zorundasınız. Peygamberimizi çağa taşımak isteyenler, peygamberleri örnek alarak imtihan dünyası yolculuğunu bitirmek isteyenler, hayatın sıkıntıları karşısında intihar eder mi? Hayatın zorlu virajları karşısında Allah (c.c.)’a sığınmak varken ilaçlara sığınmak ne kadar doğru?

Ama O Bir Peygamber!

Hayatın zorlukları karşısında bunalmış insanlara, başta Peygamber Efendimiz olmak üzere, peygamberlerin çilelerini anlatıyorum. Bazı insanlar “Ama o bir peygamber. O dayanır. Ben dayanamam!” diye itiraz ediyor. ‘Ama O bir Peygamber’ diye itiraz edenlere ‘Ama O bizim Rol-Modelimiz’ diyorum. Allah (c.c.) en sevdiği kulu olan Peygamber Efendimize torpilli / sıkıntısız bir hayat yaşatmamışsa, bize de sıkıntısız bir hayat beklemek yakışmaz. 

 

Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar

Kaynak Kitap

Peygamberimizi Çağa Taşımak

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.