“Bu çocuk hiç ders çalışmıyor hocam! Ben ona ders çalış demekten bıktım. Hatta ben ona “ders çalış” dediğim de parmaklarıyla kulaklarını tıkamaya başladı! Bu çocuk beni deli edecek hocam.”

Öğrencilerine danışmanlık yapan öğretmenler, sınıf öğretmenleri ve rehber öğretmenlerin en çok duyduğu cümlelerdir bunlar. Nadir de olsa bazı veliler “çocuğum hiç kitap okumuyor!” diye şikayete gelince, ne yalan söyleyeyim, seviniyorum. Çocuğunun kitap okumamasını dert eden ailelerin olması beni sevindiriyor.

Çocuğunun hiç ders çalışmadığından şikayetçi olan bir Anne ısrarla bir an önce çocuğunun ders çalışmaya başlamasını talep edince dedim ki; “Hanımefendi yapmayın. Bu çocuk bir makine değil ki gevşemiş olan vidasını sıkayım veya eskimiş parçasını değiştireyim.”

İnsana yeni bir alışkanlık kazandırmak elbette kolay değil. Tüm anne-babaların bilmesi gereken en önemli gerçeklerden bir tanesi de “hiçbir insanın alışkanlıklarıyla dünyaya gelmediği”dir. İnsan alışkanlıkları çevresinden edinir.

Sadece insanlar değil, hayvanlar da “eğitim” sayesinde öğrenirler. Ayıların yavrularına balık tutmayı nasıl öğrettiğini biliyor muydunuz?

5 – 6 aylık yavru ayı anneyle birlikte suya girer, anne ayı balığı yakalar ve birlikte yerler. Birkaç hafta sonra, anne ayı yakaladığı balığı sıkarak öldürür ve ağzından düşürür! Yavru ayı bu balığı yakalar!

Bu oyun haftalarca sürer.
Anne ayının suya düşürdüğü balık, her defasında biraz daha canlıdır ve 5 – 10 saniye zaman bulsa iyice canlanıp kaçabilir. Ama yavru ayı buna fırsat vermez.

Aylar sonra, anne ayının elinden düşürdüğü balık canlıdır artık, ancak yinede kaçamaz. Çünkü yavru ayı da artık usta bir balık avcısı olmuştur. Anne ayı bunu görür. Artık yavrusuna balık vermez. Aç bırakır. Hatta bitkisel besinler ya da başkalarının atıklarıyla beslenmesini de engeller. Aç kalan yavru ayının balık yakalamaktan başka çaresi yoktur.
“Avlanmak ayıların hayatta kalmak için öğrenmek zorunda olduğu bir davranıştır” diye düşünmeyin. Önemli olan bu davranışı onlara anne-babalarının nasıl kazandırdığıdır.. Doğuştan gelen bir özellik değildir “avlanma” yeteneği.

“Ayılar basket atar mı?” sorusuna herkes “hayır” diyecektir. Ancak doğru yöntemi kullanarak bunun başarılabileceği ispatlanmıştır.

Dr. Smith Ayılara basket oynamayı öğretmeyi başarmış bir eğitimci psikologdur. Bunu yaparken üç aşama uyguluyor.

1) İlk önce ayılardan hangi davranışı beklediğine karar veriyor. Ayılardan basket topunu alıp, potaya atmalarını istiyor. Bunun dışındaki tüm davranışlar istenmeyen davranışlardır.

2) Yapılmasını istediği hareketler için bir ödül kararlaştırıyor. Ödül ayıların en sevdiği yiyecek olan bir parça et.
3) Ödülleri en son aşamada, yani ayı basketi attığında değil de, küçük miktarlarda ve her aşamada veriyor.

İlk başlarda, ayılar sadece basket topuna yaklaşınca veya topu ellerine alınca, onlara bir parça et veriliyor. Daha sonra basket topuyla potaya yaklaştıkları zaman onlara et vererek ödüllendirildi.

Sabırla geçen bu süre sonunda ayılar basket topunu potaya atmaya çalışınca etle ödüllendirildiler.

Doğru “üslup” ile yaklaşınca ayıların bile eğitilebildiğini gösteren Dr. Smith’in çalışması hepimize çok ders veriyor aslında.

Bir eğitimci olarak, ayıların eğitimini okuyunca, çok şey öğrendim. Her annenin, her babanın bir “eğitici” olduğunu hatırlatmama gerek var mı?

Daha da önemlisi bizim karşımızda duran bir ayı değil, bir insan. Hem de bizim için dünyanın en değerli varlığı olan bir insan.

Bir Cevap Yazın