Ah Yûsuf!

 

Ah Yûsuf!

Küçük Yûsuf!

Melek yüzlü Yûsuf!

Rüyanda gördüklerin çok mu korkuttu seni? Hemen babana koştun. Baban anladı, uyardı seni Yûsuf. Baban ve senden başkası bilmiyor sandın rüyanı. Kardeşlerinin rüyandan haberi olduğunu, seni bu kadar kıskandıklarını bilseydin, gider miydin hiç onlarla? 

Ah Yûsuf!

Ağabeylerin sana kötü davranınca çok mu korktun? Baban anladı da seni, kardeşlerin anlamadı. Anladılar belki de ama işlerine gelmedi Yûsuf’a boyun eğmek. Kuyuya atılmaktan çok, kuyuya atanların ağabeylerin olması yaralamıştır yüreğine. Ağabeylerine değil, sana rüyayı gösterene sığınmış olman dışında seni rahatlatacak hiçbir şeyin yoktu.

Ah Yûsuf!

Nasıl dayandın o kuyunun karanlığına? Biliyorum! Sen, sana rüyayı gösterene teslim olmanın gücüyle dayandın gecenin karanlığına da kuyunun sessizliğine de. O nasıl bir teslimiyet be Yûsuf?

Kendimi senin yerine koydum be Yûsuf. En yakının bildiğin ağabeylerin tarafından kuyuya atılma duygusunu ben yaşasaydım, ne hissederdim? O kuyuda sen değil de ben olsaydım. Gecenin zifiri karanlığında, yapayalnız… Kuyu, Yûsuf, karanlık, gece…

Kuyunun başında sesleri duymaya başlayınca ne hissettin Yûsuf!

“Rabbim beni kurtaracak!” diye sevinmişsindir. Kim olsa sevinir. Kapkaranlık ve yapayalnız geçen birkaç gecenin ardından, kuyuya salınan ipi görünce, kim bilir ne kadar şükretmişsindir.

Ah Yûsuf!

Nereden bileceksin, kuyudan kurtuluşun sonunun, köle pazarında biteceğini? Senin gibi bir güzelin güzelliğini göremeyen kör gözler, seni satmaya nasıl kıydı Yûsuf? Yûsuf’un güzelliğini göremeyen gözlere yazıklar olsun.

Ne hissettin köle pazarında satılmak için beklerken? Sana bakan gözlerden utandın mı? Pazardan bir mal seçer gibi sana bakan gözler, seni utandırdı mı?

Biliyorum be Yûsuf, biliyorum. Sen, seni kuyuda yalnız bırakmayana sığındın.

Satılmak nasıl bir duygu be Yûsuf? Biri diğerine para ödeyerek seni satın alınca ne hissettin? Satan bilseydi seni, satan anlasaydı sendeki yüreği ve imanı, satanın gönül gözü kör olmasaydı, seni o kadar ucuza satar mıydı? Tüm hayatını kurtaracak bir parayı almak için, hayatının en büyük fırsatının eline geçtiğini anlayamadı gönlü kör adam.

Ya seni parayla satın aldığını sananlar? Senin hak ettiğin bedeli ödediklerini mi sandılar? Dünyanın tüm altınlarını bir araya getirseler, senin saçının telini bedelini ödeyemeyeceklerini bilmiyordu zavallılar.

Ya sen Yûsuf? O küçük o çocuk yüreğin ne hissetti? Babanın kucağından kuyuya, kuyudan köle pazarına, köle pazarından saraya seni getirene şükretmişsindir, saraya girince.

Ah Yûsuf! Nereden bilecektin ki, kuyudan daha zor günlerin seni sarayda beklediğini? Aşk ve iftira ile imtihan edileceğini bilseydin, çıkar mıydın o kuyudan Yûsuf?

Züleyha’nın bakışları eritti mi senin genç yüreğini? Herkes sana hayrandı be Yûsuf. Hiçbir şey hissetmemiş olamazsın. Odanda yapayalnızken kapıdan içeri giren Züleyha’ya karşı kalbin boş olmadığı hâlde, nasıl frenledin duygularını Yûsuf? O nasıl bir iman be Yûsuf! O nasıl bir Allah korkusu ki, Allah’tan başka hiç kimsenin seni göremeyeceği yerde, gönlünün boş olmadığı bir güzele, Allah için “Uzak dur benden!” diyebilmek…

Ah Yûsuf! Sultan tahtında oturan bir güzele, köle Yûsuf olarak bile “Hayır!” diyebilmek! Ben seni nasıl anlayayım? Bu imanı nasıl anlatayım be Yûsuf! Ben ki küçük imtihanları bile kaybeden bir zavallıyım.

…ve iftira!

Sen günahtan Allah’a kaçtın. Ancak seni günaha davet edenler, senin ona saldırmaya çalıştığın iftirasını attılar sana. Masum olduğunu, kuyuda sığındığın Allah’tan başkası bilmiyorken, sana iftira attılar. Sen ki, insanlık tarihinin namus abidesi… Namus abidesine namussuzluk iftirası attılar. Gömleğini bile görmemezlikten geldiler be Yûsuf.

Gömleğinin arkasındaki yırtığa rağmen, seni suçladılar. Herkes sana “namussuz” gözüyle bakarken sen bu iftiraya nasıl dayandın be Yûsuf? Kendimi senin yerine koyuyorum da nefesim kesiliyor be Yûsuf. Bana iftira atsalar, o evde, o apartmanda, o mahallede oturabilir miyim?

“Yarabbi bu nasıl adalet?” diye isyan eder herkes, iftira karşısında. Ama sen “Allah!” deyip zindana girdin be Yûsuf. Herkes güzelliğini hayran iken, herkes ahlâkına hayran iken, sana namussuzluk iftirası atanların verdiği ceza ile zindana girdin be Yûsuf.

Zindanda neyi düşündün de rahatladın Yûsuf? Zindandaki ilk gece ne hissettin be Yûsuf? Biliyorum yine O’na sığındın. Bu nasıl bir iman be Yûsuf?

Zindanda yapayalnız, karanlık geceler… Rüyan ile başlayan yolculuğun zindanda mı sona erdi diye düşündün? Baban mı geldi aklına? Ya ağabeylerinin ihaneti? Kuyu mu daha karalık geldi sana zindan mı? Keşke kuyuda kalsaydım da bu iftirayla zindanlara düşmeseydim dedin mi hiç?

Bunlar benim gibi aciz ve günahkârların sitemleri olurdu.

Sen hep “O beni görüyor! O beni biliyor!” diyerek dualarla huzur buldun hep. Yüreğinde nasıl bir iman var ki, zindanın karanlığını aydınlattın!

Sen zindanda Züleyha sarayda… Sen “Allah!” diyerek güldün, Züleyha “Yûsuf!” diyerek ağladı. Sen zindan da acıyla eriyeceğine, Züleyha eridi sarayda… İşte İman, işte teslimiyet!

Seni zindana atanlar, seni Mısır’a sultan yapmak zorunda kaldılar. Seni acıyla, iftirayla, zindanla imtihan eden, bu sefer Sultan olarak imtihan etmek istedi belki de. Zindandan saraya Sultan olan herkes şımarır. Ama sen yine şımarmadın Yûsuf. Kuyuda, zindanda kime nasıl teslim olmuşsan, Sultanlık makamında da o kadar teslimiyet gösterdin. Zindanı aydınlatan imanın, Sultanlık makamını da aydınlattı.

Her imtihanı kazandın! Ödülünü Allah’tan bekledin. Bu dünyada ödül istememiş olsan da sığındığın Rabbin seni hem babana hem Züleyha’na kavuşturdu.

Kuyuya atılmasaydı Yûsuf, Mısır’a ulaşabilir miydi?

Mısır’da köle pazarında satılmasaydı Yûsuf, saraya girebilir miydi?

İftiraya uğramasaydı Yûsuf, zindana girip yıllarca tefekkür edebilir miydi?

Zindana girmeseydi Yûsuf, Mısır’a sultan olabilir miydi?

Kuyuda “Allah!” diyen Yûsuf, köle pazarında “Allah!”  diyen Yûsuf, Züleyha’nın gözlerine bakarken “Allah!”  diyen Yûsuf, iftiraya uğrarken “Allah!”  diyen Yûsuf, zindana girerken “Allah!” diyen Yûsuf, zindanda “Allah!” diyen Yûsuf, saraya sultan olunca “Allah!” diyen Yûsuf, ben ki, seni anlamaktan âciz bir kulum, seni anlatmaya çalışma küstahlığımı bağışla Yûsuf.

 

Sait Çamlıca
Eğitimci-Yazar

Kaynak Kitap

Stresli İman

Online Sipariş:
Bu yazının alıntılandığı kitabı aşağıdaki sitelerden satın alabilirsiniz.