Bilmek güzel şey! Yeni şeyler öğrenmeye ihtiyacınızın kalmadığını sanmak ise çok yanlış. Aldığı diplomayı eğitim için yeterli görmek, çağımızın en büyük hatasıdır. ‘Oku’ emrini diploma almak anlamına gelmediğini anlamak ve anlatmak zorundayız. Yeterince bildiğini, yeterince öğrendiğini sanmak, yeni şeyler öğrenmenin önündeki en büyük engeldir. İnsanlık, ‘artık yeni şeyler icat etmeye gerek kalmadı’ diye düşünseydi, belki de tekerleğin icadından sonra yeni bir şey icat edilemezdi.

Sürekli gelişmeyen geriler. Kendisi geri geri gitmese bile, diğerleri tarafından geçileceği için gerilerde kalır. Öğrenmeyi bisiklet sürmeye benzetme- lerinin sebebi bundandır. Pedal çevir- meyi bıraktığınız anda önce yavaşlar, sonra düşersiniz.

Ben biliyorum diyen hedefini vuramaz…

Bir atış poligonu sahibi, kendisiyle yapılan röportajda: “Atış poligonuna gelen bayanlar, erkeklere oranla daha isabetli atışlar yapıyor” demişti. Atış poligonları, özel ilgimiz yoksa, genelde filmlerde gördüğümüz, bir mankene veya hedef tahtasına ateş edilerek nişan almayı öğrendiğimiz veya ne kadar isabetli atış yapabildiğimizi ölçtüğümüz yerlerdir.

Bayanlar erkeklere oranla neden daha isabetli atışlar yapabiliyorlar? Bu soruya Atış Poligonu sahibinin verdiği cevaba geçmeden önce, askerlik yapan tüm erkeklerin bildiği, isabetli atış yapabilmenin birkaç kuralını hatırlatayım.

Ateş ederken rahat bir duruşa sahip olmalı, ayaklar bir omuz genişliğinde açık durmalı, silahı tutarken bilek ve kol kaslarını gerip sıkmamak lazım. Gez ve arpacıktan hedefe nişan alırken, tetiğe basmadan önce nefes tutulmalı ki, nefes alış verişimizin bedenimizi hareket ettirmesi hedefi ıskalamamıza sebep olmasın. Nefes tutulduktan sonra, 10 saniye içerisinde ateş edilmezse, vücudun titremeye başlama ihtimali vardır.

Basit ve kısa bir anlatımla, isabetli atış yapmanın kuralları bunlardır. Peki bayanlar neden erkeklerden daha isabetli atışlar yapabiliyor? Poligon sahibi şöyle anlatıyor:

Biz gelen erkeklere, isabetli atış yapabilmenin kurallarını anlatmaya çalışıyoruz ama maalesef dinlemiyorlar bile. ‘Erkek adam atış yapmayı bilmez mi?’ tavrındalar. Ancak bayanlar, bilmediklerini kabul ettikleri için, bizi daha dikkatli dinliyor, söylediklerimizi daha dikkatli uyguluyorlar.

‘Ben biliyorum’ tavrıyla dinlemeye kendini kapatan kişi, öğrenmekte zorluk çekerken, öğrenmek için dinlemeye odaklanan, bilmediğini kabul eden kişi daha başarılı olur. 

İlkokul mezunu öğretmen

Bu örneği ajandama not aldığım kaynağı bulama- dım. Yıllarca öğrencilerime anlattığım bir örnekti. ‘Her zaman yeni şeyler öğrenmeye açık bir zihne sahip olun. Asla yeni şeyler öğrenmeme gerek kalmadı demeyin’

İkiz kardeşlerden birisi maddi sıkıntılar yüzünden köyünde babasının yanında kalırken, bütün aile diğer ikizi okutmaya seferber olmuş. Liseden sonra eğitim fakültesi okuyan ikiz, üniversiteyi bitirip öğretmen olarak atanmış. Atandığı yer belli olduktan sonra, köyüne, ailesinin yanına hasret giderip vedalaşmak için gelmiş. Köyden ayrılmadan önceki gece, öğretmen olan ve görev yeri belli olan ikiz ölmüş.

Öğretmen olan ikizinin ölmesi üzerine diğer ikizin aklına bir fikir gelmiş. İkizine ait tüm belgeleri kendisine almış ve kendi kimliğini ölen ikizi yerine iptal etmiş.

İkizine ait tüm evraklar ve eşyalarıyla beraber görev yerine gitmiş, ilkokul mezunu olan ikiz. Yıllarca öğretmenlik yapmış. Birçok öğretmenden daha başarılı olduğu gibi, hiç kimse ilkokul mezunu olduğunu bile anlamamış.

Bu hikaye gerçekten yaşanmış mıdır? Açıkçası emin değilim. Ancak ‘yaşanma ihtimali var mıdır?’ diye sorarsanız, ‘olabilir’ diye cevaplarım.

Evet olabilir. Çünkü hikayenin devamında, ilkokul mezunu ikiz kardeşin nasıl başarılı olduğu anlatılıyor. Diyor ki;

Görev yerime gittiğimde en büyük korkuyu evraklarımı teslim ederken yaşadım. Anlarlar diye çok korktum. Ama hiç kimse anlamadı. O rahatlıkla görev yerim olan köye gittim. Köyde göreve başlar başlamaz, rahmetli ikizimin bütün kitaplarını, notlarını okudum. Anlattığım ders sayısından daha çok kendimi geliştirmek için uğraşıyordum. Ne zaman şehre gitsem, ilk önce kitapçılara uğrar, saatlerce kitapları inceler, işime yarayacağını düşündüğüm tüm kitapları alırdım. Daha iyi bir öğretmen olmak için sürekli çırpınıyor, sürekli öğrenmeye kendimi geliştirmeye çalışıyordum.

Diğer öğretmenlerin pek kitap okumadığını görünce, ‘nasıl olsa üniversite yılarında her şeyi öğrendiler’ diye düşünürdüm. Ben onlara yetişmeliydim. Birkaç yıl içinde anladım ki, diğer öğretmenler diplomalarına güvendikleri için yeni şeyler öğrenme, daha iyi öğretmenlik yapma gibi dertleri yokmuş.

Bu hikayenin en ilginç tarafı, ilkokul mezunu olan ikizin, meslek hayatı boyunca ‘başarılı öğretmen’ diye sürekli ödüllendirilmiş olmasıdır.

Öğrenmeye devam edin…

Ne mezunu olursanız olun. İlkokul, lise veya üniversite… Öğrenmeye devam etmek, kendini sürekli yenilemek, yeni bilgilerle güncellenmek zorundasınız. On yıl önce fabrikadan çıkmış sıfır bir bilgisayar bile eski kalıyor. Çünkü sürekli yenilenen programları kaldıramıyor.

On yıl önceki bilgisayar veya cep telefonu için ‘eski’ diyenler, otuz yıl önceki fikirlerini yenileme ihtiyacı duymuyorsalar, daktiloyla yazı yazıp, bilgisayarın gereksiz olduğunu iddia edenlerden daha komik duruma düşerler.

Bir Cevap Yazın