Kalabalık bir şehirde yaşayan bir genç, bir gezi esnasında tanıştığı köylü arkadaşının yanına şehre gider. Şehrin en güzel yerlerini arkadaşına gezdirirken, çok kalabalık bir cadde de, köylü genç aniden durur.
“Cırcır böceğinin sesini duyuyor musun?” deyince, şehirli çocuk hem güler hem de, “Şehrin en kalabalık caddesindeyiz. Bu gürültünün ortasında cırcır böceğinin sesi duyulmaz ki! Korna sesleri, araba sesleri, insan gürültüleri var buralarda. Sen galiba köyünü özledin?” der.
Köylü genç “Bir dakika!” diyerek yolun karşısına geçer. Dev binaların arasındaki çalılığa elini uzatır. Avucuna aldığı cırcır böceğini arkadaşına gösterir.
Arkadaşı iyice şaşırır. “Bu kalabalığın ve gürültünün ortasında cırcır böceğinin sesini nasıl duydun? Sende de amma kulak varmış!” deyince, köylü genç arkadaşına “İnsan önem verdiği her şeyin sesini kalabalıklar arasında bile duyar” dedikten sonra arkadaşından biraz demir para ister.
“Bak, şimdi sana bunu ispat edeceğim!” dedikten sonra avucunda ki demir paraları, yürüyen insanların bulunduğu tarafa doğru atar. Paraları yere düşünce şangır şungur ses çıkartır. İnsanların büyük bir kısmı ellerini ceplerine atarak arkaya doğru dönerler.
Köylü genç arkadaşına dönerek; “Gördün mü? İnsan önem verdiği her şeyin sesini, kalabalıklar arasında bile duyar” der.
* * * * * *
Bir milletin en büyük hazinesi nedir? Ekonomik gücü mü? Yer altı kaynakları mı? Yer üstü kaynakları mı?
İnsana yatırımın en büyük yatırım olduğunu bilen birine, “Bir ülkenin en büyük hazinesi nedir?” diye sorulsa, hiç tereddüt etmeden, “Bir ülkenin en büyük hazinesi, o ülkenin gençliğidir!” demesi lazım
İnternet cafeden çıkmayan, sokakta serserilik yapan, “bunlardan adam olmaz!” diye dışlanan gençlerin, milli ve manevi damarlarına basıldığı zaman, nasılda ülkesine ve değerlerine sahip çıktığını her şehit cenazesinde görüyoruz.
Mini etekli “cazgır” kızların, serkeşlik yapan “serseri” gençlerin büyük bir kısmının, mili ve manevi değerlerimiz konusunda duyarsız olmadığını biz büyükler görmek zorundayız.
Önce bakış açımızı değiştirmek zorundayız
Leyla ile Mecnun hikayesi malum. Asıl adı “Kays” olan delikanlı sevdiğine kavuşamayınca “mecnun” olmuş. Adı dillere, kendisi çöllere düşmüş. Mecnun’un aşkını duyan bir Vali onu yanına çağırtmış. Bir insanın, üzüntüden ne hale gelebileceğini görünce, çok üzülmüş.
Bir delikanlıyı çöllere düşürüp “mecnun” eden Leyla’yı merak etmiş. Leyla’yı getirtmiş huzuruna. Ancak Leyla’yı görünce daha çok şaşırmış. Çünkü Leyla “kara, kuru” bir kız. Uğruna çöllere düşülecek bir güzelliği de yok.
Mecnuna dönüp “Sen, bu kız için mi çöllere düşüp mecnun oldun?” diye sorunca, mecnun hiç tereddüt etmeden, “Siz ona bir de benim gözümle bakın!” demiş.
Valinin gözünde “kara, kuru bir kız” olan Leyla, mecnunun gözünde çöllere düşülecek bir güzellikmiş.
* * * * * *
Hangi kulakla dinlediğiniz, hangi gözle baktığınız önemli
Anne baba, çocuklarının bu ülkenin en büyük hazinesi olduğunu unutmazsa, onlara gerekli önemi verirse, bu ülke geleceği için en büyük yatırımı yapmış olur.
Öğretmenler gençliğe “geleceğimiz” gözüyle bakar, yaramazlıklarının “gençlik dönemine ait geçici bir eylem” olduğunu unutmazsa, yarınlarımız daha aydınlık olur.
Bu ülkede etkili ve yetkili olup, zerre kadar ülkesini seven her insan “en büyük hazinemiz olan” gençlerimizin ellerinden tutmak zorunda olduğunu, önce kendisine hatırlatmak zorundadır.
İşsiz kalan gençlerin, art niyetli insanlar tarafından çok çabuk kullanılabildiğini, doğru yönlendirilmeyen gençlerin, yanlış yönde harcandığını geçmiş yıllarda defalarca gördük.
* * * * *
Kalabalıklar arasında slogan atan gençliğin, “Bana sahip çıkın!” sesini duyabiliyor musunuz?
Gençlere bakarken mecnun’un gözüyle bakabiliyor musunuz?
Biz büyükler bunu başarabilirsek, ülkemizin en büyük hazinesine sahip çıkmış oluruz. Biz sahip çıkmazsak başkaları kullanmakta hiç tereddüt etmiyor.
Bunu hala anlamadık mı?
Gençliğin sesine kulak verin!
Gençlerini ihmal edenler, geleceklerini imha eder.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazartesi, 12 Ekim 2009, 01:39 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....












yazılarınız harika hocam her yazınızda kendimle ilgili eksiklerimi görüyorum sanki bizi anlatıyorsunuz teşekkür ederim.Allah’a emanet olun
yazılarınızı okudukça kendimi silkeliyor kendime geliyorum çok şeyler öğreniyorum siz yazdıkça ben okumaya devam edeceğim.selamlar
teşekkür ederim said hocam paylaşımlar çok güzel.
çok doğru tespitler…
herşey her zamangöründüğü gibi değildir,ancak yürekle bakıldığı zaman görülebilir,gerçeğin mayası gözle görülmez.
Merhaba hocam
kelimesi kelimesine ders çıkarılması gereken satırlar işlemişsiniz.
yüreğinize sağlık
millet olarak en büyük yatırımın insana yapılan yatırım olduğunu anlammız dileğiyle…
selamlarla.